Kaşıtırsan, kaşırlar

Kaşıtırsan, kaşırlar


     Avrupa Birliğinde (AB) Türkiye'yi ortaklığa almak için şu soru soruluyormuş: "Acaba Türkiye, kendi sınırları içinde kiliselerin açılmasına izin verecek mi?"
     
Adam devam ediyor: "AB ülkelerinde çok sayıda cami var. Düşünüyorum, acaba biz Anadolu'da kilise inşa etmeye başlasak, bu aynı kolaylıkla yapılabilir mi?"
     Avrupa'da şimdi milyonlarca müslüman yaşıyor. Fransa'da artık İslam, ülkenin resmem "2. din"i. Anadolu'da ne Hristiyan var ki, onlara Avrupa kilise yapmaya kalkışsın? İstanbul'daki kiliseleri ise, ora Hristiyanları doldurmaktan aciz.
       Laf mı, bu? AB'nin Türkiye'yi üyeliğe almak için böyle bir sorunu olabilir mi?
       Kim bunu söyleyen? Fransa'nın Ankara Büyük Elçisi. Bizim bir gazeteye verdiği, tam sayfalık mülakattan.. Ekselanslarına göre 3 Türkiye varmış: Doğudaki 19. yüzyıl Avrupası, batı kırsalındaki 1950'lerin Avrupası ve Avrupalılaşmış İstanbul.
       Fransa'
nın Ankara Büyük Elçisinin bir Türk gazetesinde işi ne? Siz Paris'teki Türkiye Büyük Elçisinin bir Fransız gazetesine beyanat vereceğini ve Fransa'nın kendi işlerini orada tartışacağını düşünebiliyor musunuz? Türkiye Büyük Elçisinin kapısını çalmazlar. Haydi, "Türkiye, küçük ülke".
     
Avrupa'nın Türkiye'ye "sömürge valisi gibi" davrandığını söyleyenler evvela unutmamalıdırlar ki, kaşıtanı kaşırlar.

"Domuzdan yana mısın?"

       Bu, Türkiye'de AB'ne karşı çıkılmasının sebebini oluşturabilir mi? Böyle kaba oyunların tuzağına düşmek safdilliğin ta kendisi değil midir?
       Kaldı ki "mülakatçı" da "işgüzar bir zat" olduğu anlaşılan Büyük Elçiye "çanak sorular" ile çanak tutmuş: "Bir de din sorunu var. Avrupa tümüyle Hristiyan. İlk Müslüman aday, Türkiye. Müslümanları almak konusunda tedirginliğiniz var mı?" / "Türk siyasetinde askerin önemli ağırlığı var. Bu, Avrupa'nın hiç bir ülkesinde yok. Bu siyasi yapı konusunda Avrupa ne düşünüyor?" / "Son yirmi, otuz yılda Türkiye çok ağır insan hakları ihlalleri yaşadı. Gencecik çocuklar idam edildi, binlerce kişi işkenceden geçti. Faili meçhul cinayetler yaşandı..." / "Kürt sorunu konusunda, Türkiye ile demeyeceğim ama Ankara'daki yöneticilerle Avrupa arasında ciddi problemler var gibi görünüyor. Avrupa'nın Kürt sorununda talebi nedir?" / "Fransa'da Ordunun darbe yapma tehlikesi mi var?"
       Büyük Elçi bile "mülakatçı"ya bazı gerçekleri hatırlatmaya mecbur kalıyor: "AB'nin söylediği, tüm vatandaşlara özgürlük tanınmasıdır. İfade özgürlüğü, gösteri ve toplantı özgürlükleri verildiğinde neden sorun çıksın ki? Bence bir Kürt sorunu değil, bir demokrasi sorunu vardır".
       Öyle değil mi? Bizim de, Türkü - Lazı - Çerkesi - Kürdü - Rumelilisi - doğulusu - batılısı - güneylisi, hepsi için, çoğunluğun bütün bireyleri için hep istediğimiz ve bizim iktidarlarımızın hep savsakladıkları bu değil mi? Bizim bu, yılların batılı demokratikleşme arzularımızın paralelindedir diye mi AB'yi tu - kaka ilan edeceğiz? Atatürk "muasır medeniyet" derken başka şey mi kastediyordu? Lozan'da kurulan devlet için değişik ideal mi düşünülüyordu?
       Ama "bir prototip oluşturan mülakatçı memnun değil. Hala, ters bir şeyler koparabilirim ümidinde: "Siz Ankara'ya Kürt sorununda neler yapmasını öneriyorsunuz?"
     
Elinin körü!

Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR