Kıbrıs işi Vatikan'da halledilir!

Kıbrıs işi Vatikan'da halledilir!


Komünizmde esas "Herkesten yetenekleri oranında; herkese ihtiyacı kadar"dır. Leninizm henüz komünizm olmadığını, ona giden yolu oluşturduğunu ileri sürerek bunda bir rötuş yaptı: "Herkesten yetenekleri oranında; herkese mümkün olduğu kadar". Bunun son zamanlardaki uygulamasını ise, en güzel ve gerçekçi şekilde Brejnev ifade etti: "Onlar çalışır gibi yapıyorlar; biz de onlara bir şeyler verir gibi yapıyoruz". Sovyetler battı.
Bu bizim, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimize benziyor: "Biz onların normlarını - Kopenhag kriterleri, v.s. - benimseyecekmişiz gibi yapıyoruz; onlar da bizi alacaklarmış gibi yapıyorlar." Uyutma şimdilik, karşılıklı olarak sürüyor. Bunda kimsenin bir zararı yok. Çünkü bu normlar, aslında, bizim "asrileşme amaçımız"ın kaçınılmaz ve geç kalmış gereği. Mustafa Kemal daha ilk Mecliste "Bir asrileşme lafıdır, gidiyor. Neymiş bu asrileşme?" diye soran sarıklı milletvekiline "Adam olmaktır, Hoca efendi; adam olmaktır" cevabını veriyordu. Biz bu "asrileşme yolu"na girmiştik ama halk yeteneksiz politikacıların eline bırakıldığından beri ondan adım adım uzaklaşmaya başladık. Şimdi, "AB'ye gireceğiz" havuçuyla olsa dahi ona doğru attığımız ve atacağımız her adım, kardır.
Buna karşılık AB de, iriliği ve bugünkü haliyle en iyi niyetlilerin dahi "hazmedemeyeceği bir lokma" olarak tanımladığı Türkiye'nin tam üyeliğinin "görülebilir bir gelecek" için bahiskonusu bulunamayacağından emin, şişin de kebabın da yanmamasına itina gösteriyor. Çünkü AB ile Türkiye'nin "bir şekilde" ilişki içinde kalmasının iki tarafın da yararına olduğunu herkes biliyor.
Zaten, siz isterseniz beni fesatlıkla suçlayabilirsiniz, öteki "12 aday"ın üyeliğinin de öyle kolay ve yakın olacağını sananlar çoğalmamakta, azalmaktadır. AB'nin her toplantısında "genişleme"nin güçlükleri biraz daha fazla belirtilmekte, derelerden su getirilmektedir.
Fakat "spekülasyon"u bırakalım ve Kıbrıs'a gelelim. Entellerimizin seveceği bir deyimle "Avrupa Birliği konsepti içinde Kıbrıs"a.

Beyaz duman çıkıncaya kadar
Kıbrıs, AB'nin aday saydığı 12 ülke arasında. AB "Birleşmiş Kıbrıs"ı üye olarak istiyor; ancak görüşmeleri, "Adanın hükümeti" saydığı Güney Kıbrıs ile yapıyor. Şahıslaştıracak olursak, Klerides ile.. Avrupa Parlamentosunda yeminli Türk düşmanı çok. Bunlardan biri "Türkler Kıbrıs'ın birleşmesine yanaşmazlarsa biz sadece Güney Kıbrıs'ı üye alırız; Kuzey dışarda kalır. Türkiye onu ilhak'a kalkışırsa o zaman AB, Türkiye için de hayal olur" diye rapor hazırladı. Kaba hatta küstahça ve tutmayacak bir şantaj. Ama rapor büyük çoğunlukla kabul edildi. Bir kıymet - i harbiyesi var mı? Yok. Çünkü yaptırım gücü bulunmuyor. Ne var ki böyle boş çıkışlara bakıp Rum tarafı uyuşmazlığını arttırıyor. Bu da, Denktaş'ın canına minnet. AB "birleşmiş Kıbrıs"ı kolaylaştırmıyor; güçleştiriyor. Bunu bir süre Amerika da denedi, Kongre ambargo bile koydu. Ne oldu? Yanlışın farkına vardılar; işi tamamen BM'e bıraktılar. Şimdi AB'de "çomak sokucular" ortalıktalar.
AB "bölünmüş bir Kıbrıs"ı üye alır mı? Çok zor. Zira "problemli üye" başa beladır. Kaldı ki "birleşmiş Kıbrıs", hayal değildir. Bu, hem Rumların, hem Türklerin yararınadır. Denktaş'taki "Roma'da ikinci olmaktansa, kendi yerinde birinci olmayı tercih" sendromu - Aslında bu, Klerides'te yok mu; o, Lefkoşe'de iktidarı Türklerle paylaşmayı istiyor mu? - gerçek engel değildir. Gerçek engel, Türklerdeki - ve Türkiye'deki - "eskiye dönüş" endişesidir. "AB garantisi" bunu önleyecek güçte görünmüyor. O, arabayı atların önüne koymaktadır. Önce atlar aralarında anlaşmalıdırlar.
* * *
Peki bunun pratik yolu?
Türkiye'nin, Yunanistan'ın, Türk tarafın, Rum tarafın ve BM'nin temsilcilerini Vatikan'a götürmek. Onları, Kardinallerin yeni Papa seçtikleri odaya kapatmak. Damdaki bacadan beyaz duman çıkıncaya kadar - yeni Papanın seçildiğinin işareti - oradan salıvermemek.
İnanın; bu, göründüğü kadar "fantezist bir çözüm yolu" değildir. Şimdiye kadar da denenmedi.









DİĞER YENİ YAZILAR