"Laik Cumhuriyet" kurmak kolay mı?

"Laik Cumhuriyet" kurmak kolay mı?


Basınımızın başköşelerinin yeni bir misafiri var. Bir Amerikalı. "Çirkin Amerikalı"lardan değil: Washington'daki Dış Politika Enstitüsünün tanınmış uzmanlarından Michael Radu. Geçenlerde - tabii, 11 Eylülden sonra - yayımladığı bir incelemesinde "Pakistan Devlet Başkanı Müşerref'in Atatürk'ü kendisine model aldığı söylenir" diyor ve sadece Atatürk'ün "İslamiyet ile Batının siyasi değerlerinin birbirleriyle çelişmediğini ispatlamayı başardığı"nı belirtiyordu. Bunu takiben de son derece doğru bir tesbit yapıyordu: "Bu açıdan bakıldığında bizim Avrupalı dostlarımızın sık sık Ankara'nın İslami köktendincilikle ilgili önlemlerini insan hakları ihlalleri olarak görmeleri insana alay gibi gelir".
İncelemesinin yayımlanma tarihi olarak "tabii, 11 Eylülden sonra" dedim, çünkü Michael Radu "11 Eylül öncesi"ne baktığında "Amerikalı dostlarımız" arasında da alay edilmeye layık çok kimse görecektir. Hem de "üst düzey"lerden..
Birikimlerinden doğan değerlendirme gücüyle medyamızın okunması "şart" olan yazarlarından - kötü modelde magazinleşen basında gittikçe ender hale geliyorlar - Mehmet Ali Kışlalı bunun sebebini Radikal'deki sütununda şöyle dile getirdi:
"1990'lı yılların başında ABD'de, bir kısmı Türkiye'de görev yapmış eski CIA uzmanlarının da katkısıyla Kemalizm'e karşı kampanya başlatıldı. Bu, Abramowitz gibi kimi ABD diplomatları tarafından da açıkça desteklendi. Türkiye'de kendilerine 2. Cumhuriyetçiler denilen bir grup bunlarla işbirliği yaptılar. Bunlara göre Kemalizm modası geçmiş bir kuramdı. Türkiye'yi artık çağın gerisinde bırakmaktaydı. Öncelikle dine ve etnik farklılıklara konulan engellerden vazgeçilmeli, Türkiye bu çemberleri kırmalıydı. Kampanya son on yıl içinde Türkiye'de görev yapmış The New York Times muhabirlerinin yazdıkları kitaplarda da sürdü".
Kışlalı "Ama Atlantik ötesinde yapılan hesaplar tutmadı" diyor. Avrupa'dakiler de..

Atatürk'e çok kişi özendi
Doğrudur.
ABD'nin işgüzar Ankara Büyük Elçilerinden Abramowitz'in cömertce sağladığı burslarla oraya bazı 2. Cumhuriyetçiler götürüldü; ısmarlama araştırmalar yazdırtıldı. "Dinci gazeteler" burada kampanyayı "Amerikanın sesi" diye tanıttı. "Dinci partiler" kendi laiklik anlayışlarının "Amerikan usulü laiklik" olduğunu ilan ettiler. Hepsi elbirliğiyle "Türkiye'nin etnik bölücülüğe ve siyasi İslama karşı yürüttüğü Kemalist mücadele"ye karşı çıktılar. - Yeni Şafak'ın bir yazarı daha geçen gün kendisini "Türkiyeli bir Müslüman" olarak niteliyordu; "Müslüman bir Türk" olarak değil.. - Bunlar Avrupa Birliğinden, Avrupa Parlamentosundan güçlü müttefikler buldular. Onlar "çağdaş"tılar; Atatürk devrimlerine dayanan Cumhuriyet "çağdışı"ydı.
Ama hesap tutmadı. Şimdi Amerika "Daha fazla Müslüman liderin Atatürk'ü kendilerine model almalarını umalım" diyor.
Böyle liderler çıkmadı değil. Hiç biri başarılı olamadıysa bunda şahsi yeteneksizlikler, ülkelerinin özel şartları, iç kuvvet dengeleri şüphesiz rol oynamıştır. Bunların arasında "Mustafa Kemal'in kalibresi"nde bir kimsenin bulunmaması en etkin sebeptir. Hemen hepsi bir noktadan öteye geçmeyi göze alamamıştır; "ne şiş şansın, ne kebap"çılığı tercih etmiştir. Amanullah Han, İran'ın baba/oğul iki Şahı, Mısır'ın Nahas Paşası, Nasır'ı, Burgiba'lar, Sukarno'lar, Bin Bella'lar..
Kimler geldi, kimler geçti; fakat hiç birisi "Laik Cumhuriyet"i telaffuz edemedi. General Müşerref'te de böyle bir istidat görünmüyor. Bu, madalyonun bir yüzü.
Madalyonun ikinci yüzü: Mustafa Kemal dahil, böyle bir girişimi başlatanların hepsinin karşısına "gerici güçler"i destekleyen 1. Dünya Harbi sonrasının "müstemlekeci devlet"leri, 2. Dünya Harbi sonrasının Amerikası çıkmadı mı?

Yarın: "Laik Cumhuriyet" niçin "nadide çiçek"tir?