Meclis başkanı kim olmamalı?

Meclis başkanı kim olmamalı?

Metin TOKER

MECLİS, başkanını bu hafta seçecek. Bunun, ciddiyetle yapılırsa, kolay bir iş olmadığının bilinmesi lazımdır. Bunu, altmış küsur turda Cumhurbaşkanı seçememiş bir parlamentonun üyesi olarak söylüyorum. Kontenjan Senatörü sıfatımla katıldığım o turların altmış küsurunda da boş oy kullandım. Hayır, pusulanın üzerine Zeki Müren'in veya Ajda Pekkan'ın adını yazmak gibi bir sululuk yapmadım. Ama, bir tercihim de olmadı.
1980'deki parlamentonun Cumhurbaşkanı seçememesinin "12 Eylül olayı"nda payı bulunduğu muhakkaktır. Ama bunun sorumluları "seçmemişler" değil, kendilerine seçilebilecek aday göstermemiş iki büyük parti genel başkanı, Demirel ile Ecevit'tir. Hatta özellikle Demirel "seçilemeyecek adaylar"ı tercih etmiştir. Çünkü böylece erken seçimi zorlayabileceğini sanıyordu.
Evren Paşa ondan evvel davrandı.
Halbuki Senato başkanlığı seçiminde oyumu daha ilk turda "göz dolduran aday"a kullanmıştım. Bu, İhsan Sabri Çağlayangil'di. Demirel Cumhurbaşkanlığı seçiminde onu öne sürmedi: Seçilebileceğini ve kendi erken seçim oyununu bozabileceğini düşünüyordu.
Bugün başkanını seçecek Meclis'in bir üyesi olsaydım oyumu kime verirdim, bilmiyorum.
Ama oyumu kimlere vermezdim, onu biliyorum.

Meclis başkanlığını sadece "protokoler" bir iş sananlar yanılmaktadırlar. Bu, tabii gene ciddiyetle yapılırsa, son derece önemli bir görevdir. Meclisin - Mecliste çok kullanılan bir kelimeyle söyleyeyim - "mehabeti = azameti", yani saygınlığı buna bağlıdır. Parlamenter denilen yaratık ise bunun başlıca engelleyicisidir. Şeflik döneminde bunun ilacı "mebusun maaşına ve çalımına dokunmama" olarak bulunmuştur. Demokrasiye geçildiğinden beri, hele genel başkanlar liderlik vasıflarından gittikçe uzaklaştıkça bir takım parlamenterler, özellikle yeniler, birer başıboş mayine dönmüşlerdir. Onların kural tanımaz tavırlarına kendi dümenlerine bakan genel başkanları çok zaman göz yummayı tercih etmektedirler. Bu bakımdan, hiç olmazsa Meclis içindeki ve Meclisle ilgili davranışlarında bunları kısmen zaptırapt altına alabilecek kimse Meclis başkanıdır. "Kısmen" diyorum, zira onlar dahi bir sınırın ötesine geçmede, hele genel başkanların da desteğini yanlarında hissetmediklerinden fena halde zorlanmakta, sonunda pes etmektedirler. Milletvekili, yanında getirdiği seçmenine "ne yaman, ne dişli bir milletvekili" olduğunu ispatlamanın en kolay çaresi diye "Meclis kurallarını çiğneme"yi genellikle seçer. Elinden gelse onu, şan olsun diye genel kurul salonuna bile sokmaya kalkışır. Kuralları korumakla görevli polis ve memurların ne çektiklerini herkes bilmektedir. Meclis başkanı o kadar karşı bulunduğu halde Grup toplantılarına miting meydanı kalabalıklarının doldurulmasını önleyememiştir.
En ziyade bundan dolayıdır ki seçilecek başkan böyle bir çizgide bulunmalıdır ve hem şahsiyeti, hem geçmişteki politika tutarlılığı itibariyle mevcut adaylar arasında bunların sayısı ikiyi geçmemektedir. Hele partiden partiye atlamaktan parti kurmaya kalkışmaya kadar bin ip cambazlığını kendi şahsi yeteneklerine bile dayanmadan deneyenlerle diline dahi hakim olamayan at gözlüklülerinin bu yarışta yerleri bulunmamak gerekir.
Bu sefer ortada bir de iktidarın oluşmasındaki özelliğin dikkate alınması gereği vardır. Başkan seçiminde, iktidardan olmuş bulunanların iktidara gelmiş olanlara tuzak düzenledikleri hiç kimsenin meçhulü değildir. Bu, onlarca, koalisyonda bir çatlak yaratmanın ilk fırsatıdır. Elbette kapalı bir seçimde hiç kimse "istenilmeyen gizli oy"un kendisine verilmesini önleyemez. Ama hiç kimse de kendisinin, ona avuç açarsa bunu farkettirmeden yapabilecek kadar açıkgöz ve kurnaz olduğunu hayal etmemelidir.




Yazara EmailM.Toker@milliyet.com.tr