Mollalı İslam Mollasız İslam

Mollalı İslam Mollasız İslam


       Son Şah, - mollaların devirdiği Muhammed Rıza Pehlevi -, babası Rıza Şah Pehlevi'nin Atatürk tarafından ağırlandığı Türkiye gezisinden dönüşte gerçekleştirmek istediği reformlardan ikisini önlediği için pek iftihar ederdi. Bunlardan biri harf devrimi, diğeri laisizmdi. Bunun sebebini, yaptığımız "yazılmak üzere mülakat"lardan sonraki "yazılmamak üzere görüşme"lerimizde anlatmıştır. İnancı oydu ki latin alfabesinin kabulü yeni nesil ile eskileri arasında bir kültür uçurumuna yol açacaktı. Laikliğe karşı çıkışı konusunda ise şöyle demiştir:
     "- Buna ne lüzum vardır? Molla iki şeyden anlar: Altın ve kılıç. Bunlarla onu yola getirmek mümkünken mütedeyyin vatandaşları tedirgin etmek, niye?"
       Son konuşmamızı onun altınına tenezzül etmeyen ve artık keskinliğini kaybetmiş kılıçından korkmayan bir mollabaşının - onlara orada ayetullah diyorlar - kendisini alaşağı etmesinden sadece bir kaç hafta önce Tahran'daki sarayında yaptık. O mağrur adam gitmiş, yerine bitik bir kimse gelmişti. Konuşmak için bile mecali kalmamıştı. Görüşme süresi her zamanki gibi bir saatken bunun yarısı dolmadan laf bitti. "Majeste, laiklik hakkında hala aynı şekilde mi düşünüyorsunuz?" diye sormayı tasarlamıştım; yüreğim elvermedi. Müsaadesini istedim; eski kibarlığıyla salonun kapısına kadar uğurladı.
     Bu, onu son görüşüm oldu.

Kıymetini zamanında biliniz!

       O günlerden 21 yıl sonra İranlılar yeni bir seçimde tekrar sandık başına gittiler. Söylendiğine göre bu defa mücadele, tutucular ile reformistler arasında cereyan etmiştir. Bazılarına göre köprülerin altından çok su geçmiştir ve yenilikçi rüzgarlar kuvvetli esmektedir. Ancak televizyon ekranlarındaki resimlere bakıyorsunuz, söylenen isimlere kulak veriyorsunuz; "Kim, kimdir?" anlamak kolay değil. Tutucunun başında bir ayetullah, reformistin başında bir ayetullah. Kıyafetleri aynı. Adları bile benziyor: İlk ayetullah Homeyni idi, şimdi tutucularınki Hameney, reformistlerinki Hatami. Kadınların tutucusu da, reformisti de çarşaflı; ikinciler gözlerinin yanında ancak burun ve ağızlarını da açabilmişler. Bir Devrim Muhafızı - Pasdaran - ile protestocu üniversite öğrencisini ayırdetmek imkansız: İkisi de genç, ikisi de lümpen takımı. 5 bin kişi 290 milletvekili seçiyor ama, adaylıkları kabul edilenler anayasaya göre orduyu, güvenlik kuvvetlerini, yargıyı ve medyayı "din adına" kontrol eden Yüce Rehberlik müessesesinin filtresinden geçebilenler. - Bizim 12 Eylülün "beşibirlik"lerinin kulağı çınlasın -. "Yüce Rehber" ise, Hameney'in ta kendisi!
       Buna rağmen bir değişiklik dalgasının varlığı muhakkak: İranlı kadın, İranlı genç "kaybettiği eşek"ini arıyor. 21 yıl sonra.. Bu yüzden "tutucu takım" bile kendine göre reform vaadleriyle seçmenin karşısına çıkmış vaziyette: Evvelden kadınların, kızların bisiklete binmelerine hiç cevaz yoktu. Şimdi, tabii gene çarşafları içinde, ama "erkeklerin onları görüp tahrik olmayacakları özel alan"larda binebilecekler. 21 yılda Şaha karşı "demokrasi isteriz" diye yola çıkıp mollaların oyununa gelen bir toplumun, işte katettiği mesafe!
       İnsanlar elindekinin kıymetini, onu kaybetmeden bilmelidirler.

       NOT: Geçenlerde bu sütunlarda yayımlanmış "Siyasetin cilveleri" başlıklı yazıda Demirel'in meşhur "aile fotografı"ndan bahsedilirken "..yakalarında adaletin pençesi bulunan Çörtük ile Çağlar" deniliyordu. Kamuran Çörtük Türkbank davasında "tanık" sıfatıyla dinlenmesi dışında adaletle hiç bir ilişkisinin bulunmadığını bildirdi. Cavit Çağlar'dan ses çıkmadı. Okurlarıma duyururum - MT.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr