Neden korkarım, bilir misiniz?

Neden korkarım, bilir misiniz?


Kıbrıs'ta son tango!
Bunun bugünün lafı olduğunu sanıyorsanız sizi düzeltmek mecburiyetindeyim. 16 Aralık 1984 tarihli MİLLİYET'i açarsanız oradaki METİN TOKER'İN NOT DEFTERİ'nin "KIBRIS'TA SON TANGO: 1" genel başlığını taşıdığını göreceksiniz. İlk yazının alt başlığı "En ciddi yaklaşım"dır; ikincisi "Bir planın anatomisi"; üçüncüsü de "Biz haklılık kazanıyoruz"dur.
Birleşmiş Milletler'in (BM) o zamanki Genel Sekreteri Perez de Cuellar'ın hazırladığı "çözüm planı" 1984'ün sonunda Türk ve Rum taraflarına sunulmuştu. Türk tarafı ile görüşmeler Aralık başında tamamlanmış ve Türk tarafı - Rauf Denktaş temsil ediyordu - mutabakatını bildirmişti. Ankara'nın onayıyla. Plan bundan sonra Rum tarafına sunulmuştu. - Kipriyanu temsil ediyordu -. Rum tarafı kısa bir süre istemiş, Kipriyanu Kıbrıs'a, arkadan Yunanistan'a gitmişti. Aralık ayının ortasında New York'ta açıklanmıştı ki plan Rum tarafınca da kabul edilmiştir.
Denktaş ile Kipriyanu 17 Ocakta muhtemelen Lefkoşa'da, BM Genel Sekreterinin huzurundaki zirve toplantısında planı imzalayacaklardı.
"Planı müzakere edeceklerdi" değil; "Planı imzalayacaklardı". Çünkü mutabakat sağlanmıştı. Taraflar "karşı tarafın teklifleri"ni onaylamamışlardı; bu işi çözmekle görevli BM'nin tarafsız Genel Sekreterinin tekliflerini "dişe diş" pazarlık etmişler ve onaylamışlardı. İş, 17 Ocak toplantısında imzaya kalmıştı.
Fakat 17 Ocak toplantısı hiç yapılmadı: Atina, fakatını geri çekerek Kipriyanu'nun bu "çözüm planı"nı imzalamasına izin vermedi.
Yıl 1984 Aralık'ı, şimdi 2001 Aralık'ı: Bu ne bitmez Son Tango'dur!
İşin hazin tarafı şudur ki Türkiye bu, adeta "gökten inmiş" gelişmeyi kullanarak "Kıbrıs'ta çözümü istemeyen taraf"ın Yunanistan olduğunu dünyanın gözüne sokamamış, kamburu kendi sırtından söküp atamamıştır. Bugünkü "Son Tango"da bile "uzlaşmaz taraf" görüntüsündeki, hep Türkiye'dir. Kabuklanacak yaraları kaşıma ustası sayılabilecek Ecevit'in hala "iki devlet", "iki millet" teranesiyle buna çanak tuttuğu gözden kaçabilir mi? Evet, köprülerin altından çok su geçmiş olduğu doğrudur ama bu suların sizi boğmamasını sağlamak, en basit devlet adamlığı gereğidir.
Bu gerek vaktiyle yerine getirilmediği için - "Siz de başvurun!" diye bize yalvarılmıştır - şimdi Yunanistan, "veto hakkına sahip tam üye" sıfatıyla içerde, biz dışarda değil miyiz?

Perez de Cuellar'ın planının esası şuydu: "Kıbrıs Rum ve Türk toplumları bağımsız, bağlantısız federal bir Cumhuriyet kuracaklardır. Bu devlet, federal anayasa açısından çift toplumlu ve toprak açısından çift bölgeli olacaktır. Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin halkı, ayrı ayrı, Kıbrıs Rum toplumu ile Kıbrıs Türk toplumundan oluşacaktır".
Şimdi her şey gösteriyor ki ve haberler de onu bildiriyor, böyle bir devletin hem Rum toplumu, hem Türk toplumu AB üyesi olmayı hararetle istemektedir. Böyle bir "ortak irade"ye karşı çıkılamaz.
Perez de Cuellar'ın planı "böyle bir devlet"in sağlanması için federal devletin yetkileri, federal yasama ve icra organlarının bünyesi, federal anayasa mahkemesinin teşekkül tarzı, iki federe devletin yüzölçümü, Türk toplumu için garantiler konularında açıklık getirmekteydi.
Bunlar, "Enosis ideali"ni, hiç olmazsa o sırada aklından çıkarmamış bulunan Atina'nın uzlaşmaz tutumunun sebebini oluşturmaktaydı. Bugün, AB prensiplerinin Türkler aleyhinde uygulamalara yol açabileceği endişesi karşısında AB'nin verdiği "iki toplum arasındaki özel anlaşma"nın AB prensiplerini ikinci plana iteceği garantisi Ankara'yı rahatlatmalıdır.
* * *
Peki, nedir "benim korkum"?
Ege'nin iki tarafındaki "çok konuşma" alışkanlığı. Her "uyuşma", beraberinde mutlaka "karşılıklı taviz"i getirir. O da, demagojiyi.

Yarın:
Çeneler tutulabilecek mi?








DİĞER YENİ YAZILAR