"Önce kelam vardı"

"Önce kelam vardı"


Türkiye, karikatüristleri açısından çok talihli bir ülkedir. Hep, olağanüstü yetenekte çizerlerimiz olmuştur: Cem'ler, Cemal Nadir'ler.. Şimdikiler onları hiç aratmıyorlar; hepsi büyük bir keyifle izleniyor. Bunların başlarında gelen Haslet, geçen gün Milliyet'te gene harika yaratmıştı. Bir makine, doları ta yükseğe fırlatmış; mekanizma yerinde şöyle yazıyor: "Konuşma ile çalışır!"
Hristiyanların kutsal kitabı da "Önce kelam vardı" demez mi?
Ecevit'li iktidarlarda ise, başından beri "Sadece kelam var".
"Kelam"
(Bk. Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lugat/Ferit Devellioğlu), "söz" demek; yani "laf". Olay şaka kaldırsa pek ala "Tevekkeli değil, Ecevit'li iktidarlar laf - ı güzaf iktidarlar!" denilebilir ama durumun vahameti vardır: Çünkü başımıza gelen çok şey Hükümet Başkanının bu, konuşma illetinin sonucudur: Tedavi kabul etmez bir illet.
Çok iyi yetişmiş iktisatçılarımızdan, "devlet umuru" da görmüş Yıldırım Aktürk geçen günkü bir konuşmasında şöyle diyordu: "Kimse 'kriz zaten çıkacaktı' diye hikaye yazmasın. En başta, Ecevit suçlu; konuşmasaydı kriz çıkmazdı".
Aktürk'ün bahsettiği, krizin başı. Gelişmesinde de onun "15 günde 15 kanun çıkmaz" demeci doları 1 milyon liranın üzerine fırlatmadı mı? Arkasından: "Hayır, çıkar!". Ama, doları tutabilirsen tut. O artık, Haslet'in çizdiği yerdedir.
İşin kötüsü şudur ki bu, sadece sağlık durumuyla izah edilecek bir husus değildir. Ecevit'in önceki iki Başbakanlığı da bu sebepten başa yağmış taşlarla doludur.

Ecevit'i eskiden, yakından ve iyi tanıyan gazetecilerden Tufan Türenç geçenlerde bir yazısına şu başlığı atmıştı: "Ecevit hep kolay ve çabuk inanır". Yani, kanar. Doğrudur. İskandinavya'ya gitmiştir; "İskandinav Modeli" ile dönmüştür. Tito'nun ülkesine gitmiştir; "Yugoslav Modeli" ile dönmüştür. Nihayet, meşhur "Köykent Projesi"..
Ama bu, "Ecevit Sendromu" diyebileceğimiz olayın üç unsurundan sadece biridir. Ecevit "kolay ve çabuk" inanmaktadır; çünkü doğru değerlendirme yapabilmesi için gerekli birikimi yoktur. Bunu edinmek için gayret de sarfetmemiştir. Yıllar boyunca "hiç bir şey öğrenmemiş, hiç bir şey unutmamıştır". Bu, bir süreç içinde insanın başına gelebilecek en kötü kaderdir.
İkincisi: Ecevit'in "kandırma amaçı" yoktur. Yani, başkasını.. Kendini o an için "samimiyetle kandırmıştır".. Sonra da, konuşmadan duramadığı için bunu başkaları üzerinde denemektedir.
Üçüncüsü: Artık söylediği "Başbakan lafı"dır. Ecevit'i "her hangi bir Başbakan kadar" konuşturabiliyor musunuz? "Hayır", değil mi?
O halde?
O halde, başa her gün taş düşmemesi için çare tek ve ortada.