Sadece futbolcularımız gol atıyorlar

Sadece futbolcularımız gol atıyorlar


Bülent Ecevit'in milletlerarası ilişkilerde aldığı bir tutumu, övmek için de/yermek için de "Dış Politikada İsmet Paşa ekolünden olduğu"nu söyleme alışkanlığı vardır.
Bu bir yakıştırmadır.
Bülent Ecevit, başka her hangi bir alanda "İsmet Paşa ekolü"nden sayılabilir mi, sayılamaz mı bilemem. Ama onun Kıbrıs'la ilgili olarak son söylediği "Türkler ve Rumlar bir arada yaşamak zorunda bırakılırlarsa soykırımla karşılaşılır" lafını okuyanlar arasında o varsayıma inananlar varsa ya, yanıldıklarını görmüşlerdir. Ya da, inatçıysalar, Ecevit'in sağlıklı düşünme melekelerinde de, fiziki eksikliklerinin etkilerini hissettirmeye başladığını kabul etme mecburiyetindedirler. Ona bakılırsa o halde, "Hemen ertesi günden itibaren Güney Kıbrıslı Rumlar Kuzeye akın ederek Türklerin evlerini işgal edeceklerdir". Her halde, direnenleri de keseceklerdir! Eski "sakirt"inin ağzından çıkan bu sözleri eğer rahmetli İsmet Paşa Anıt Kabirde duymuşsa bir tarafından ötekine - ne söylediğinin tahminini size bırakıyorum - hışımla dönmüştür. Atatürk ise "Başbakanlığın kimlere kaldığı"nı görerek mutlaka göğüs geçirmiştir.
Ecevit'in KKTC hakkındaki öngörüşü gerçekten inanılmazdır: "KKTC'yi Türkiye dışında hiçbir ülke tanımadı ama, ergeç tanıyacaklardır". Kıbrıs'ta iki devletli konfederasyon kurulacaktır - Türkiye'nin hep, resmi tezini oluşturmuş bulunan iki eşit toplumlu federasyon değil -; bu olmazsa Türkiye, "bedelini ödeyerek" kuzey Kıbrıs'ı kendine katacaktır! Yaşadığımız dünyada, belirlenmiş sınırlar - Afrika'da bile - öyle "Ben yaptım, oldu" diye değiştirilemiyor. Ama bedelini "başkalarının çocukları"na ödettirmeye niyetliyseniz, siz niçin yapmayacaksınız?
Laftaki pot şuradadır: Siz masaya oturmak için "kimsenin tanımadığı KKTC"yi tanıma şartını koşarsanız Rumun bütün haksızlık ve mızıkçılıklarını, edepsizliklerini silmiş olursunuz.
Gerçek şudur ki bugünkü dünya şartları içinde Türkiye "ehil bir kaptan"ın yönetiminde olsaydı bu, onun büyük bir şansını oluşturacaktı.

Geçenlerde "AB konusu"nu en iyi bilen milletvekillerinden İrtemçelik yaptıklarımızı yeterli bulmayan AB raporunu bir aynaya benzetiyor ve aynada gördüğümüze inanmamızı salık vererek "aynalar yalan söylemez" diyordu. "Afganistan konusu"nda da aynaların gösterdiğiyle işittiklerimiz - Hükümet kanadından - ve okuduklarımız - bir kısım medyanın - birbirini pek tutmamaktadır. Radikal'deki ilginç "Cihannüma" sütununun sahibi Hakkı Devrim Ecevit'in "durum değerlendirmesi"ni iyi yakalamıştı: Başbakana göre Taliban biz "Höt!" deyince çökmüştü. Medyamızın bazı yorumcularından - hatta, habercilerinden - öğreniyoruz ki Afganistan'ın müstakbel kaderini çizme görevi "bölgenin ağabey devleti" olarak bize verilecektir. Bir yorumcu Afganistan'a "devlet"i bizim götüreceğimizi, onun için oraya "tüm uzmanlarımız"ı göndereceğimizi bildiriyordu.
Bizim kendi devletimizin halini bir düşünecek olursanız..
Bunu daha önce de söylemiştim: Sadece bizim Hükümet büyüklerimizi dinlemek ve sadece bizim bir kısım medyamıza bakmakla dünyada gerçekten nelerin olup/bittiğini öğrenmek gittikçe zorlaşmaktadır. Zira dünyayı gösteren ayna hiç de Türkiye'yi bir odak, hatta büyük bir ilgi merkezi olarak aksettirmiyor. Afganistan'ın kaderinde bölge ülkelerinden Pakistan ve İran'ın tutumuna daha bir dikkat edildiği seziliyor. Türkiye'ye "komutanlıklar" gerçekte öyle bizim medyadaki kadar cömertce dağıtılmıyor. Türkiye'nin "iktisadi kriz"ine melhem olmak, özellikle ABD'nin gözünde yeterli görünüyor. Belki de kendi gemisini nasıl yürüttüğü belli bir kaptan, işlere fazla karıştırılmak istenilmiyor ve bunda, öyle düşünenleri haklı saymamak zordur. Gönül, başka türlü olmasını istese bile..
Şimdilik, galiba biz sadece futbolcularımızla övünmeyi yeterli bulmak zorundayız. Zira golü, sadece onlar atıyorlar. Ötekiler "Aman seçim olmasın" diye çırpınıyorlar.