Sakın, ha!

Sakın, ha!


       Önce 2000 yılının Eylül ayında, yani Cumhuriyetin 77. yılında "Esra Yener" imzasıyla bu gazetede, "Milliyet"te "Deprem vergileri uzayabilir" başlığıyla çıkan şu haberi okuyunuz:
       "Deprem vergisi olarak bilinen ve yıl sonunda kaldırılacak olan ek vergilerin bir yıl daha uzatılması gündemde. Maliye bürokrasisinin, IMF desteğiyle gündeme getirdiği ek vergiler, Hükümetin karar vermesi halinde 2001 yılında da ödenecek.
       Ek faiz, gelir, kurumlar, motorlu taşıtlar, emlak ile özel iletişim ve işlem vergisi olarak toplam yedi kalemde alınan vergilerden bu yılın Ocak - Temmuz döneminde 1,7 katrilyon lira gelir sağlanmıştı. Bu rakamın yıl sonunda 3 katrilyon lirayı bulması bekleniyor.
     2001'de bu gelirden yoksun kalmak istemeyen bürokrasi, siyasileri ikna etmeye çalışıyor. Kesin bir karar verilmiş değil. Ancak, Hükümet içinde uzatma eğiliminin güçlendiği belirtiliyor. Karar alınması halinde ya yasa çıkarılacak, ya da Bütçe Kanununa bir madde konulacak".
       * * *
     1929 yılının Mart ayı. Cumhuriyetin 6. yılı. Çankaya'da, sonradan Pembe Köşk diye bilinecek, bağevinden bozma küçük kagir binanın çalışma odasında, saçları erken beyazlamış orta yaşlı bir adam - henüz 45 yaşında - önündeki not defterine bir şeyler yazıyor. Devrin Başbakanıdır: İsmet Paşa. Bir kaç gün sonra, 4 Martta Meclis kürsüsüne çıkacak ve Takrir - i sükun kanununun süresinin uzatılmaması için konuşmasını yapacaktır. Bu, son derece önemli bir kanundur ve Şeyh Sait isyanı dolayısıyla 4 Mart 1925'te, "gerekirse iki yıl daha uzatılmak üzere", iki yıl için getirilmiştir. İkinci iki yıl, 4 Mart 1927'de uzatılmıştır. Bir çok önemli Atatürk devriminin bu kanunun sağladığı sükun" içinde gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bunun daha da uzatılması, Hükümet için ne büyük kolaylıktır. Nihayet, tek parti; Hükümet teklif eder, Meclis onaylar.
       Ama 6 yıllık Cumhuriyetin Başbakanının, yapacağı Meclis konuşmasının taslağı diye not defterine düştüğü satırlar şöyledir:
     "Cumhuriyete kadar bu memleketi idare edenlerin, muvakkaten konulan kanunları kendi hükümlerini süreklendiren bir vasıta gibi kullanmalarından örnek alarak endişe edenlere de bu kararımızla tarih karşısında cevap vermiş oluyoruz". (Bu not defterleri yayına hazırlanmaktadır)

Hep aynı "kaz"lar!

       Herkes hatırlayacaktır ki "deprem vergileri" adı altında ve hep "kümese zaten sokulmuş kazlardan yeni tüy yolma" yönteminin uygulaması bu mükellefiyet, muvakkat adı altında getirildiğinde çok kimsenin yüreği titremiştir. Tecrübe sahipleri "Ne muvakkatı? Sürdürüp, gideceklerdir" demiştir. Çünkü "son yıllar"ın - "eski"ler gittikten sonra - tecrübeleri bunu göstermekteydi; ne tarih, ne devlet sorumluluğu taşıyan "modern yöneticiler"den ancak o beklenirdi. Nitekim şimdi, ziller çalmaktadır. Ama, deprem bu: Kandırmaca kaldırır mı? Üstelik, paranın depremzedelere gitmediğini herkes biliyor.
       Yapmayın, bunu. Vatandaşta bir "devlete güven" duygusu uyandırınız. "Bir yıl" dediniz; bir yılda "aynı kazlar"dan yolduğunuz tüylerle yetininiz. Cebe indireceğiniz yeni 3 katrilyon, devlet kavramına 3 katrilyondan çok daha büyük zarar verecektir. Halbuki, bu kavramın prestijinin artık yükseltilmesi gereği ortadadır; zira bu prestij yerlerdedir.
       * * *
       Ooo! Siz, havanda su döğünüz. Şair şu mısraları yazarken sanki bugünkü yöneticileri seyrediyordu:
     "Bir elinde cımbız, bir elinde ayna"
       "Umurunda mı dünya?"


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR