Sanki NATO bize kucak mı açtı!

Sanki NATO bize kucak mı açtı!


       İktidar 14 Mayıs 1950 seçimleriyle demokratik tarzda değiştiğinde eski Cumhurbaşkanıyla müstakbel Cumhurbaşkanı bir nevi devr - i teslim için biraraya geldiler. Bu, son derece dostane ve samimi bir görüşme oldu. Celal Bayar'ın İsmet İnönü'den öğrenmek istediği hususlar arasında şu vardı: "NATO'ya neden girmediniz?" İnönü uzun yıllar sürmüş eski "Başbakan - Bakan" ilişkilerinin verdiği rahatlıkla Bayar'ın dizine elini koyarak şöyle dedi:
     "- Onlar almak istediler de, biz mi girmedik iki gözüm?"
       Yeni Cumhurbaşkanı, eski Cumhurbaşkanının ne demek istediğini anlamakta geçikmedi. 1949 Nisanında Washington'da imzalanan Kuzey Atlantik Andlaşması Teşkilatı daha hazırlanırken Türkiye - Yunanistan ile birlikte - bu savunma paktına dahil olmak için başvurmuştu. Amerika "Canım, bu zaten Türkiye ve Yunanistanın güvenliğini sağlayan Truman Doktrininin bir uzantısı" diye "yumuşak mazeret" söylemişti. Ancak İngiltere ve Fransa, hele Kuzey Avrupalı üyeler horozlanmışlardı: "Bunlara da ne oluyor? Kuzey Atlantik ile ne ilgileri var?" Fakat Pakta İtalya'nın üyeliği başka hava çalmayı gerektiriyordu: "İtalya, Batı Akdenizde. Biz, Doğu Akdeniz için de bir savunma sistemi düşüneceğiz. Hatta bütün Akdeniz ayrı bir pakt oluşturabilir".
       NATO'
nun imza töreninin ertesi günü Türkiye Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak New York'ta, Amerikan basınıyla konuşurken şöyle diyordu: "Biz Paktın delisi değiliz; yalnız şu var ki.."
     
Evet, şu vardı ki Türkiye'yi batılı sistemlerin dışında tutmak hem Türkiye'ye karşı bir haksızlıktır; hem de, ve asıl, o pakt eksik olur. Ama Avrupalılar Türkiye'nin batılılığına itirazlarını hiç geri çekmediler. Ancak Türk askerinin "sağlam müttefik" niteliği Kore'de Amerikanın hayranlığını çektiğinde ve Amerikan generalleri bastırdıklarında Avrupalılar yelkenleri suya indirdiler. O günleri pek az kimse benim kadar yakın hatırlar; çünkü Cumhuriyet'in Batı Avrupa muhabiri olarak önce NATO Başkomutanı Eisenhower'den, sonra Amerika Genelkurmay Başkanı Bradley'den Paris'te aldığım özel demeçler gazetenin tepesinde manşet olarak yayımlandı. Generaller Kuzey Atlantik ile Akdeniz'in bir bütün oluşturduğunu ve Türkiye'siz batılı savunma sistemi olamayacağını açıkca ilan ediyorlardı.
     "NATO'nun Avrupalıları" onlara boyun eğdiler, fakat Türkiye'ye hiç bir zaman, gönül rızasıyla kucak açmadılar. Şimdi AB için de açmadıkları gibi.. Üstelik, bu sefer Amerika yok.

"Gelin/güvey olmak"

       Bizim medyaya bakılırsa, kucak açmasalar da bizimle çok ilgili bulundukları izlenimi doğuyor. Ama onların medyasına bakıldığında bu görülmüyor. Bizim medyaya bakılırsa, sanılır ki akılları sadece "13. aday" - biz - de. Halbuki onların medyası 12. adayın üye yapılmasındaki güçlükleri, kısa hatta orta vadede imkansızlığı sayıp döküyor. 12 adaya yer yok. Önce "evin içi"ne çeki - düzen vermek, sonra misafir almak gerekiyor; bu çeki - düzeni vermek de zor. 13. adayın adı bile geçmiyor. O unutulmuş, boş verilmiş halde.. Biz sanki niye bu kadar aldırıyoruz?
       Elbette ki "üyeliğin olmazsa olmaz şartı" diye sayıp dökülenler geniş ölçüde bugünkü Türk toplumunun ihtiyaçları da, ondan. Ama acaba biz bunları, kendi gereksinmelerimiz olarak kendi aramızda tartışıp karara bağlamaktan aciz miyiz?
       Eğer öyleyse bu, kucak açılmış dahi bulunsa, bizim o klübün bağrına basılmaya layık olmadığımızın hazin bir itirafı değil midir?