"Şeker gibi bir Bayram" özlemi

"Şeker gibi bir Bayram" özlemi


Bazı vesileler vardır, insanda özlem duygusu uyandırır. Bunların başında bayramlar gelir. Tabii dini bayramlar ve yılbaşılar en belirgenleridir ama mesela Cumhuriyetin 10. yıldönümünü gibi olanları da, aralarına katmak imkanı vardır. Özlem genellikle "Ah, neydi o eski.." diye başlayan bir iç çekmesiyle seslendirilir: Eski bayramlar, eski yılbaşı akşamları, Cumhuriyetin 10. yıldönümü coşkusu!
Ancak bu, özlem denilen duygu, bir gün önceyi de kaplar; elli yılın ötesini de.. Bundan dolayıdır ki "Neydi o eski bayramlar" diye yirmi yıl öncenin bayramlarını anlatan yazıların, yirmi yıl önce "Neydi o eski bayramlar" diye kırk yıl öncenin bayramlarına özlem söylemiş olanları güldürmemesi imkansızdır.
En iyisi, Fransızların Proust'u veya bizim Abdülhak Şinasi Hisar'ımız gibi "geçmiş zamanın peşinde" koşmayıp, - onları okumanın keyfiyle yetinerek - bugün bize "şeker gibi bir bayram"ı nenin taddırabileceğini doğru teşhis etmek; onun için ağırlık koymaktır.
Biz millet olarak bu Bayram, böyle bir şeker lezzeti tadmadık. Aslında Cumhurbaşkanının değil, halkın vetosunu yemiş bir afla cezasını sıyırmış olanların dar çevresi belki bir istisna sayılabilir. Ya, bu afla kahrolan "mağdur"lar? Onlar şüphesiz, tam aksi duygular içinde Bayramı idrak etmektedirler. "Cezaevleri operasyonu" da millete bir Bayram hediyesi olmaktan uzaktır. Devlet kendisini affettirmiş midir; yolunu şaşırmış kuzular, önlerine düşmüş çakalları altedip doğru yönü bu pusulasız iktidarın sultasındaki Türkiye'de bulabilecekler midir; "her işe maydonoz" bir grup entel, toplumda alay konusu olduklarının bilincine varacaklar mıdır? Heyhat ki, pek az muhtemel.
Artık "ziyadesiyle ünlü olmuş TV reklamı"ndaki sanal aileye de, sanal oğulları Levent'i beklemeyip ilanı veren somut şirketin somut ürününü afiyetle yemelerini tavsiye ederim. Levent, kesesinin imkanına göre, ya Bali'dedir, ya Bolu'da Dünya dönüyor, dönüyor..

Ben çok mutlu olurdum, benim ağızım çok tadlanırdı eğer bu Bayram iktidar "insan hak ve hürriyetleri" konusunda AB'ye verdiği "iyi niyet mektubu"ndaki vaadlerini, IMF'ye verdiğindeki kadar gerçekleştiren bir kanuni düzenlemeyi Meclisten geçirmiş bulunsaydı. Bu, en güzel hediye olurdu. Yazık ki Türk kamuoyu, kendi hükümeti üzerinde, IMF'nin sahip olduğu yaptırım güçüne sahip değil. Bundan dolayıdır ki Helsinki'den beri geçen bir yıl içinde liderler küçük parmaklarını kaldırmadılar. Halbuki IMF "Sonra, para vermem, ha!" diye kaşlarını çatınca hepsinin etekleri tutuştu.
Onların anladığı dil bu. Onların anladığı dil, bu; milletvekillerinin anladığı dil de, "Sen bir jokersin; haddini bil!".
Akan sular duruyor: Hükümet, "Emredersin, sultanım!" diye selam çakıyor; milletvekili, veto edilince bayram yaptığı yasaya kös kös gidip tekrar oy veriyor.
Peki, ne olacak?
Bunun üzerinde durmaya devam edeceğiz. Kurtuluş, yok değil.