Türkiye'de Asker ne zaman konuşur? - 2

Türkiye'de Asker ne zaman konuşur? - 2


       Türk siyaset hayatında Asker'in konumunun Türkiye'de pek çok kimseyi rahatsız ettiği muhakkak. Zaten ne bu, bilinmeyen bir husus; ne de onlar bunu saklıyorlar. Başlarını, laikliği hazmedemeyenler çekiyor.
       Türkiye'nin Lozan'a, Milli Misak sınırlarına, ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne sıkı sıkıya bağlı bulunması, bağlı kalması da aynı çevrelerin - ve hempalarının - şikayet sebebi. Özlemlerini 2. Cumhuriyet giderecek.
       Tamam.
     Ancak bunların, AB'ye Türkiye'nin katılmasının engelini oluşturduğu iddiası kof bir aldatmaca. Bu, onlarca çok işlenen bir konu ve Askerden gelen "Cumhurbaşkanlığıyla ilgili açıklama" yeni bir fırsat sanıldı. İşte, AB gene kızacakmış!
     AB'de "bizimkiler"in eşi görüşü söyleyenler, onların gösterdikleri engeli gösterenler; kısaca "Askerin hiç bir şeye karışmaması"nı isteyenler, Türkiye'nin Milli Misak sınırlarından vazgeçmesini AB'ye kabul şartı sayanlar yok mudur?
     Tümenle. Yeşillerin içinde, sosyalistlerin içinde demokrasiyi öyle anlayanlar, bu görüşleri samimiyetle benimseyenler, globalleşmeyi devletlerin sonu olarak algılayanlar, buna çalışanlar orada kuvvetli bir lobi halindeler. Çoğunun tuzu kuru: sorarsanız "İsteyen neden, kendi hayatını şeriat düzenine göre yaşamasın?", "Sınırlar, niçin insanları hala birbirinden ayırsın?", "Her şahsın neden kendi hukuku olmasın?.."
       Bunlar tartışma kaldıran konular değil; onların savunucularını ikna edemezsiniz. Saplantı sahibidirler.
       Ama bunlar, orada "geçerli genel prensip"ler değil. Orada da "marjinal fikir"ler. Kime kimseye üyelik için böyle şartlar koşmuyor. "Kopenhag kriterleri"nde de bunlar yok.
       Aldatmaca burada.

Hakları Anayasa verir

       Türkiye'nin "gerçek Kopenhag kriterleri"ne ayak sürmesinin AB'de uyandırdığı haklı memnunsuzluk sanki bunları Asker istemiyormuş, sanki bunlara Milli Misak sınırlarına bağlılık engelmiş gibi gösterilerek onlara karşı içerde "din devleti yanlıları + 2. Cumhuriyetçi" bloku tarafından türlü / çeşitli yollardan körüklenen husumet dışarıya taşınmaktadır.
     "Emme - basma tulumba" mekanizmasıyla.
       Ama bu, Türkiye'de ne anayasal hükümleri - ülkenin, milletiyle bütünlüğünü koruma gibi.. -, ne de onun verdiği hakları - Askerin MGK'deki yeri gibi.. - askıya alır.
     "Bizimkiler"in ahkam keserken bir adetleri vardır: Lafa "hiç bir demokratik ülkede.." diye başlarlarsa adam kandıracaklarını sanırlar. "Hiç bir demokratik ülkede Başbakanın veya Cumhurbaşkanının kim olacağı askerleri ilgilendirmez"miş!
       Her halde, sadece leblebicileri ilgilendirir! De Gaulle'ü Fransa'da leblebiciler iktidara taşımış olmalılar, Amerika'da da ordu kademelerinin değil, leblebicilerin Cumhuriyetçi adayları tercih ettikleri kamuoyu araştırmalarında ilan edilmektedir.
       Cumhurbaşkanı seçiminin - gene Ecevit'in eliyle - içine tekrar sokulduğu karmaşa bugün sadece Askerin değil, herkesin bu işle sıkı şekilde ilgilenmesini gerektirmektedir.
       İlgileniliyor da... Ya, ne olacaktı?


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr