Uzlaşma olmasaydı, birlikte yaşam olmazdı

Bunlar ister istemez huzursuz bir dünya yaratmışlardır.Fakat yine de, birbirleri için bu en tehlikeli taraflarına tahammül etmişlerdir.Hiç olmazsa bir "punduna getirip" ötekini haklayıncaya kadar. Haçlı seferlerinden itibaren Müslümanlar ve Hıristiyanlar, daha sonraları Papalar ve Krallar, Osmanlılar ve Safeviler, İngiltere ve Fransa, hatta "Avrupanın Sağlıklı Adamları" ve "Hasta Adamı" birbirleriyle nasıl beraber yaşamışlardır?1960lardan itibaren bizde de NATO taraftarlarının anlayışsızlıkları ile ve kriptoların ellerine düşmüş iyi niyetli fakat cahil bir takım gençlerin yeni Türk demokrasisini, yeteneksizlikleri ile nasıl bir "boş ve hazin savaş"a dönüştürdükleri ortadadır.Bu dönemin başlangıcını bizim bilmemiz elbette imkansızdı. Beş bin yıl mı? On bin yıl mı? Ama pek büyük bir fırsat kaçırdık: Dönemin resmen kapanma olayına katılamadık.Bu olay geçen hafta "Amerikalı Mister President"ın Avrupaya başlayan ziyaretinde yaşandı. Tarihin en eski derinliklerine baktığınızda bir takım kuvvetlerin birbiriyle beraber yaşadıklarını, ama birbirlerini yok etme gayretlerini hep taşıdıklarını görürsünüz. Bizde aralanan kapı Ortaya çıkartılan pek düşündürücü bir olay akılları başa getirmeye yetmelidir. Hitlerin muavini Rudolf Hessin tek başına ve "hayat boyu mahkum" statüsü görmesine karşı hem eski Naziler hem yeni liberaller ateş püskürmüşlerdir. Ama işin başından itibaren bu, soğuk harbi sıcak harbe çevirseydi daha mı iyi olurdu?Kim diyebilir ki, Türkiyenin bu aşamasında Öcalanın İmralıda o statüde tutulmasının, azınlıklara yeterli miktarda hak tanınmamasında, Kıbrısta uzlaşmış iki tarafın "devlet" veya başka isimle anılmasında "büyük fırsat"ların kaçırılmasına tercih edilecek tarafı vardır.Ama siz Tansu Hanıma bakmayınız: Türkiye için kaçırılmaması gereken tek fırsat onun Türkiye başbakanlığına tekrar oturabilmesinden ibarettir.Varsın, o da kaçıversin! Ama bu aynı zamanda Türkiyede de düşman veya demagojik kampların birbirleriyle ilişkilerinde de yeni bir dönemin başlamasına yol açtı. Buna "özel tutum"undan dolayı Bülent Ecevitin önderlik ettiğini ne yermeli ne kınamalıyız. Eğer bir siyasi kuvvet kendi görüş sahası içindeki bir tutumu Türkiye için çok kötü ve önlenemez vahamette görmüyorsa, başka büyük yararlar uğruna ona yeşil ışık yakılmasını engellememelidir.