Yabancı medya için el kitabı

Yabancı medya için el kitabı

       MECLİS'in aldığı "seçimi dokuz ay sonra yenileme kararı", hele gerçekleşmeye yüz tutmaya başladıktan itibaren, gene kalabalık bir yabancı medya kafilesini Türkiye'ye çekecek.
       Bu cümlede bir "şüphe kokusu"nun bulunduğunu itiraf ederim. Yabancı medyanın geleceği hususunda değil de, "hele gerçekleşmeye yüz tutmaya başladıktan itibaren" kısmında.. "Hele gerçekleşmeye yüz tutarsa" bile diyebilirdim. Her şeyin "bugün planlanmış göründüğü şekliyle" gelişeceğinden benim hiç emin olmadığımın ifadesidir, bu. Baksanıza, taahhüt sahiplerinden başlıcası Başbakan Yılmaz "Ben Baykal'a verdiğim sözü tutar, yılbaşından önce istifa ederim ama Cumhurbaşkanı benden göreve devamımı isterse Denizbey derdine yanar" deyip oyun içindeki oyunu çıtlatmaya başladı bile..
       Eee, "Burası Türkiye. Türkiye'de Türkler yaşar.. ve Türkler böyle yaşarlar".
       Ama seçim gibi bir fırsat çıktığında Türkiye'nin yabancı medya için gene bir ilgi odağı oluşturacağı muhakkak. Belki de Türkiye'de Türklerin yaşamasından dolayı.. Bu Türklerin ne yapacağı hiç belli olmuyor! 27 Mayıstan sonra Ankara'ya üşüşen gazeteciler Mısır'daki darbeyi düşünüp bir Türk Abdülnasırı, bir Türk Necibi aramışlar, elleri boş dönmüşlerdi. İran'da Humeyni islam devletini kurduğunda "Türkiye'de ne zaman?" diye gelmişler, Türkiye'nin İran'a pek benzemediğini öğrenerek gitmişlerdi. Bir seçim olursa, bu sefer ne arayacaklar?
       Dünyanın en meşhur TV yorumcularından Amerikan ABC kanalı yorumcularından Peter Jennings şimdiler İstanbul'da. Geliş sebebi daha ziyade, balayıymış.. Ama bütün meslek tutkunu gazeteciler gibi bulunduğu yerde burnuna haber kokusu geldiğinde onu koklamaktan kendini alamıyor. Mr. Jennings WASP dedikleri "White, Anglo - Saxon, Protestant = Beyaz, anglosakson, protestan" - protestan olup olmadığını bilmiyorum - uzun boylu, yakışıklı, açık renkli tipik bir Amerikalı. Geçenlerde Rahmi Koç onu bir davette bazı Türk gazeteciler ve çeşitli çevrelerden kimselerle tanıştırdı. Başka bazı konuların yanında şöhretli yorumcunun iki hususa eğildiği hissediliyordu. İrtica - laiklik ilişkisi ve Türk siyaset hayatında askerin rolü. Seçimi FP alırsa ne olur, asker ne yapar?

       Bunda şaşılacak bir taraf var mı? Özellikle batı, bir devrimden çıkmış Türkiye Cumhuriyetinin esaslı - ve sürekli - bir niteliğini oluşturan "eşyanın tabiatı"nı anlamakta hep müşkülat çekmiştir. Eşyanın bu tabiatı her zaman "çıplak demokrasi" ile bağdaşmayabildiğinden hasımlarının "jakobenizm" diye kötülemeye çalıştıkları "zaman zaman balans ayarı lüzumu" anglosakson mantalitesine ister istemez ters düşmektedir. Ama Fransa'da General de Gaulle'ü 1958 Mayısında iktidara getirerek 5. Cumhuriyete yol açan balans ayarı da General Massu'nun paraşütçüleri Paris üzerinde uçarken ancak gerçekleştirilebilmiş değil midir? Fransa Demokrasi olma karakterini kayıp mı etti?
       Çünkü Fransa Cumhuriyeti, tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devrimden çıkmıştır. Başlıca karateri laiklik olan bir devrimden.. Laik Cumhuriyet birincisinde Krallık ve katolik kilisesinden, ikincisinde Saltanat ve islam şeriatçılığından çekip alındığı için onun koruyucuları bir "restorasyon eğilimi"ne karşı hep birlikte kalma durumundadırlar. Gerçek şudur ki Cumhuriyet Türkiyesinde laiklik, hem Fransa'daki gibi bir "kan banyosu"na gidilmeksizin sağlanmış, hem de, belki o yüzden çok daha iyi korunmuştur. Cumhuriyet Türkiyesinde bir geriye dönüş olmamıştır. Fransa arada bir krallık, iki imparatorluk görmüştür. Türkiye de hep Cumhuriyet kalmıştır.
       Hangi sayede? Laiklik karşıtı başkaldırılara karşı hep, henüz zararsız görünümdeyken bile, inanç özgürlüğünü - iddiaların aksine - hiç zedelemeden "müteyakkız davranılması"; bunu bilinçli tarzda korumaya ve kollamaya kararlı bir sivil - asker sağlam kuvvetin memlekette bulunması sayesinde.
       Bu sağlam kuvvet seçim sandıklarının başında hep "çoğunluk" oluşturmuştur ki o cephede bir açık ancak "şaibeli ihanet" ile kabil hale gelmiştir. Yeni seçim ne zaman yapılırsa yapılsın bunun tekrarı pek mümkün görülmüyor. FP'nin "tek başına iktidar" çıkması ise, spekülasyondan çok öte bir hayaldir. Kaldı ki o halde bile bir "restorasyon"a gitmeye FP'nin kendisi kalkışmayacak, önce "memleketin sağlam kuvvetleri"ni komutası altına almayı bekleyecektir.
       Çok bekler.
     Seçim için Türkiye'ye gelecek - veya, zaten burada olan - yabancı medyanın el kitabında şu ana başlık en büyük yeri tutmalıdır: Türkiye'de insan hak ve özgürlüklerinin tam egemen olması karşısındaki engel ne irticadır, ne asker. Politikacıdır".
       Ondan dolayıdır ki politikacı, kamuoyunun "prestij listesi"nde en alt sıranın değişmez müşterisidir. Yazık: Onun bu niteliği yeni seçimde de değişeceğe benzemiyor.




Yazara E-Posta: M.Toker@milliyet.com.tr