Yeni "milli irade": Borsa

Yeni "milli irade": Borsa


Türkiye bir kaç gün nefesini kesti ve Anayasa Mahkemesinin FP hakkındaki kararını endişeyle bekledi: Karar yeni "milli irade"mizin hoşuna gidecek bir karar mı olacaktı, yoksa onu memnun etmeyecek miydi? İkinci halde başına neler geleceğini Türkiye az çok kestirebiliyordu. Çünkü yeni "milli irade"miz bunun sinyallerini vermekteydi.
Neyse, korkulan başa gelmedi ve Anayasa Mahkemesi, kararını yeni "milli irade"mizin hışmını çekmeyecek bir yönde verdi.
Yeni "milli irade"mizin bu sabahtan itibaren çatık kaşını bırakacağı ve güler yüzle haftaya başlayacağı ümit ediliyor. Ama hiç belli olmaz; yeni "milli irade"mizdir, o. Hikmetinden sual olunmaz: Ne zaman kızacağı, neden kızacağı, kime kızacağı hiç belli değildir.
Ama bir kere kızdı mı, kaçacak yer arayınız.
Yeni "milli irade"miz, borsadan bahsediyorum. Resmi adıyla Menkul Kıymetler Borsasından ve onun barometresi Tahtakale Piyasasından. Siz bu Tahtakale piyasasının kimlerden oluştuğunu televizyonlardan seyrettiniz mi? Turgut Özal'ın bir kitabının müellefi de olan eski Tokyo Büyük Elçimiz ve halen Radikal gazetesinin köşe yazarlarından Gündüz Aktan onlara "lümpen kentliler" diyor. Ee, ülkemizin lümpen kentlileri her gün traş olmaktan hoşlanmıyorlarsa bu onların özel değil, daha ziyade sınıflarının genel niteliğidir. Gündüz Aktan bir ülkenin döviz borsasının lümpen kentlilere bırakılmaması gerektiğini söylüyor. Ama ne yapalım, bizde döviz borsası onların elindedir.
Neyse, bugün için bunu dert etmeye lüzum yok. Yeni "milli irade"miz Anayasa Mahkemesinden erken, hatta ara seçimi hatıra getirecek bir kararın çıkmamasını istiyordu. Yoksa FP'nin kapatılıp kapatılmaması zerrece umurunda değildi.
Tıpkı Başbakanımız Bülent Ecevit gibi.
Çıkmadı.
İkisinin de gözleri aydın olsun.
Türkiye'nin de...

Türkiye'de bir kısım güçler "durumdan görev" çıkartmaktadırlar ve - Allahtan - bunun gereğini yerine getirmektedirler. Bazı çevreler ise "krizden yarar" sağlamaktadırlar ve bunun sürmesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bunların borsadaki "bulanık su avcıları" ile Tahtakale'deki döviz karaborsacılarından oluşması yadırgatıcı değildir ama bir ülkenin Başbakanı bizzat yaratıcısı olduğu krizi iktidarının devamının gerekçesi ilan ederse, işte onda tuhaflık vardır. Hele bu "alternatifsizlik"e kimlerin şaşırtıcı bir tarzda kafa salladığını görse Hamlet mutlaka "Danimarka Sarayında kokuşmuş bir şey var!" diye hayıflanırdı.
Herkes bilir ki yargıçlar mevcut yasalara ve anayasalara göre karar verirler. FP hakkındaki davanın hüküm aşamasına gelmesinden aylarca önce Başkan Bumin bizzat Başbakana giderek eldeki anayasa ve yasaların bir kapatmayı kaçınılmaz kıldığını hatırlatmış, eğer partilerin kapatılması zorlaştırılmak isteniyorsa harekete geçme zamanının tam da şimdi olduğunu bildirmiştir. Buna karşılık Ecevit ancak son dakikada yakışıksız bir müdahalede bulunmuş, tersyüz edilmiştir.
FP'nin "bir iki milletvekili" yüzünden kapatıldığı iddiası çok yüzeyseldir. FP, bu "bir iki milletvekili"nin teşebbüs ve davranışlarına, karşı koymak bir yana parti olarak arka çıktığından dolayı hüküm giymiştir.
Cumhuriyetin Meclisine tesettürlü kadın milletvekili sokmaya çalışmak Cumhuriyetin sillesini yemeyi tamamile hak eden bir cüret değil midir?