Koruyucu doğal kalkanlar

12 Ekim 2019

Havaların aniden ısınıp soğuduğu bugünlerde virüs ve bakterilerin saldırısına karşı güçlü taraf olabilmek adına doğanın gücünden yararlanabiliriz.

Okullarda, işyerlerinde, AVM’lerde aslında her yerde mikroplarla köşe kapmaca oynama sezonunu açtık. Virüsler “şifayı kapmış” kişinin öksürdüğü, hapşırdığı yere yerleşiyor. Yerleştiği yere dokunduğumuzda elimizi yıkamıyor; ağzımıza, burnumuza veya gözümüze götürüyorsak bizim vücudumuza da giriyor. Yani onlarla karşılaşmamak neredeyse imkansız. İyi haberse onlarla karşılaştığımızda bağışıklık sistemimizin kalkanları güçlüyse onların istenmeyen etkilerinden korunmak mümkün. Siz de virüslerle oynayacağınız köşe kapmaca oyununda kazanmak isteyen taraftaysanız, bu önerilerden yararlanabilirsiniz. İlk önlem en kolayı: Sık sık el yıkamak. Kapı kolu, para gibi çok fazla insanın temas ettiği yerlere ve nesnelere değdikten sonra elinizi yıkayın. Bir çay kaşığı toz haline getirilmiş çörek otunu bir tatlı kaşığı kestane balı ile karıştırarak sabahları aç karnına yemek bağışıklık sisteminizi destekleyerek sizi kazanan tarafta tutabilecek bir diğer öneri. Bu kürden mevsim geçişinde 2 ay yararlanabilirsiniz. Karışımı hazırlarken ezilmiş çörek otu kullanmayın. Çörek otu ezildiğinde oksitlenerek etkinliğini kaybediyor.

Toplu taşıma araçları gibi çok sayıda insanla yakın temasta olacağınız yerlere girmeden önce laden içeren pastillerden kullanmak da koruyuculuk sağlıyor. Çünkü pembe çiçekli laden, içindeki polimerik polifenollerle hem virüsün çoğalmasını hem de bakterilerin gelişimini engelliyor. Buradaki önemli uyarı ise pastilin ideal etkisini gösterebilmesi için kullandıktan sonra bir saat herhangi bir sıvı içmemeniz gerekmesi! Çünkü bu pastiller etkisini boğazda gösterebiliyor. Su veya başka sıvı içtiğinizdeyse ağızda yıkanarak mideye gidiyor, orada parçalanıyor ve etkisiz hale geliyor.

Doğal takviyeler

Güney Afrika sardunyası bitkisinin standardize edilmiş kök özütü, kara mürver bitkisinin özütü ve beta glukan içeren besin takviyeleri de eczanelerde bulunan doğal ve koruyucu kalkanlar. Bunların yanı sıra üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak ve soğuk algınlığı şikayetlerini hafifletmek için C vitamini takviyesinden veya ekinezya şurubundan da yararlanabilirsiniz. Bağışıklık sistemini güçlendiren en önemli vitaminlerden biri olan D vitamini düzeyinizi ölçtürmeniz de size yol gösterecek. Bu sayede ihtiyacınız ölçüsünde D vitamini takviyesinden yararlanarak savunma kalkanlarınızı güçlendirebilirsiniz.

Bitki çaylarının gücü

Bitki çaylarını da koruyucu doğal kalkanlarınız olarak kullanabilirsiniz. Tarçın kabuğu ve karanfil içerisindeki öjenol; adaçayı yaprakları ise içeriğindeki sineol gibi uçucu bileşenler sayesinde ağız ve boğaz iltihaplarını gidermeye yardımcı oluyor. Ihlamur çiçeklerinin de iltihap giderici ve ağrı giderici etkileri bulunuyor. Ihlamur içerisindeki flavonoitler iltihap giderici ve ağrı kesici etki gösterirken, içeriğindeki müsilaj da boğazı yumuşatarak boğazda tahrişi önlüyor. Ihlamur soğuk algınlığı geçirmekte olanların şikayetlerinin hafifletilmesinde de tedaviye yardımcı oluyor.

Yazının devamı...

Koruyucu doğal kalkanlar

12 Ekim 2019

Okullarda, işyerlerinde, AVM’lerde aslında her yerde mikroplarla köşe kapmaca oynama sezonunu açtık. Virüsler “şifayı kapmış” kişinin öksürdüğü, hapşırdığı yere yerleşiyor. Yerleştiği yere dokunduğumuzda elimizi yıkamıyor; ağzımıza, burnumuza veya gözümüze götürüyorsak bizim vücudumuza da giriyor. Yani onlarla karşılaşmamak neredeyse imkansız. İyi haberse onlarla karşılaştığımızda bağışıklık sistemimizin kalkanları güçlüyse onların istenmeyen etkilerinden korunmak mümkün.

Siz de virüslerle oynayacağınız köşe kapmaca oyununda kazanmak isteyen taraftaysanız, bu önerilerden yararlanabilirsiniz. İlk önlem en kolayı: Sık sık el yıkamak. Kapı kolu, para gibi çok fazla insanın temas ettiği yerlere ve nesnelere değdikten sonra elinizi yıkayın. Bir çay kaşığı toz haline getirilmiş çörek otunu bir tatlı kaşığı kestane balı ile karıştırarak sabahları aç karnına yemek bağışıklık sisteminizi destekleyerek sizi kazanan tarafta tutabilecek bir diğer öneri. Bu kürden mevsim geçişinde 2 ay yararlanabilirsiniz. Karışımı hazırlarken ezilmiş çörek otu kullanmayın. Çörek otu ezildiğinde oksitlenerek etkinliğini kaybediyor.

Toplu taşıma araçları gibi çok sayıda insanla yakın temasta olacağınız yerlere girmeden önce laden içeren pastillerden kullanmak da koruyuculuk sağlıyor. Çünkü pembe çiçekli laden, içindeki polimerik polifenollerle hem virüsün çoğalmasını hem de bakterilerin gelişimini engelliyor. Buradaki önemli uyarı ise pastilin ideal etkisini gösterebilmesi için kullandıktan sonra bir saat herhangi bir sıvı içmemeniz gerekmesi! Çünkü bu pastiller etkisini boğazda gösterebiliyor. Su veya başka sıvı içtiğinizdeyse ağızda yıkanarak mideye gidiyor, orada parçalanıyor ve etkisiz hale geliyor.

Doğal takviyeler

Yazının devamı...

Kalp dostu beslenmede yeni gündem

5 Ekim 2019

Artık hangi besinleri yediğimizden ziyade besinleri nasıl tükettiğimizin kalp sağlığımız üzerindeki etkilerini konuşuyoruz. Örneğin kalp sağlığı için en iyi yumurta poşe olan…

Dünya genelindeki ölüm nedenleri arasında birinci sıra her daim kalp ve damar hastalıklarında! Her yıl yaklaşık 18 milyon kişi kalp damar hastalıklarına bağlı hayatını kaybediyor. Oysa kalp damar hastalıklarının yüzde 80’inden, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanarak korunmak mümkün. Uzmanlar koruyucu önlemlerin başında da kalp dostu diyeti gösteriyor. Ancak bu noktada artık “Hangi besinleri yiyelim?”den ziyade “Hangi besinleri nasıl tüketelim?” sorusuna cevap aranıyor. Arizona Üniversitesi Andrew Weil Bütünsel Tıp Merkezi’nde kalp sağlığı ile beslenme ilişkisine dair eğitim alan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen’in mutfağınızdaki tercihlerinizi etkileyecek önerileri yazıda. Kahvaltıyla başlayalım… Prof. Esen 65 yaş üstü, diyabet ve kalp damar hastalığı olanların haftada 3-4 adet; aktif spor yapan gençlerin ise haftada 5-7 adet yumurta yiyebileceğini söylüyor. Sonrasında ise ekliyor: “Yumurtanın kalp damar sağlığını tehdit etmemesi adına poşe kıvamında yenmesi gerekiyor”. Ayrıca yumurtanın soğuk sıkım sızma zeytinyağı ve domatesle birlikte tüketilmesi antioksidan etkisini arttırarak ona kalp dostu bir özellik katıyor.  Kalp dostu beslenmede gıdaların ölçüsü de oldukça önemli. Örneğin en ideal zeytinyağını bile tüketseniz günde 6-7 çay kaşığını geçmemek gerektiğini anlatıyor Prof. Özlem. Diğer bir deyişle bir kilo sebze pişirirken en fazla 2 yemek kaşığı zeytinyağı kullanabiliyoruz. 

Siyah çay yerine yeşil çay 

Prof. Esen yeşil çayda bulunan epigallokteşingallat’ın (EGCG) kötü kolesterolü düşürücü, damar gevşetici ve antienflamatuar etkisi olduğuna dikkat çekiyor. Bu da yeşil çay içtiğimizde tansiyonumuzun düşmesine yardımcı oluyor. Güncel bir araştırma ile 3 ay yeşil çay tüketmenin tansiyon değerlerinde ortalama 2 puanlık düşüş sağladığını da anlatıyor. İdeal etki için yeşil çayı 3-5 dakika demledikten sonra içmemizi öneriyor. Araştırmaya göre herhangi bir rahatsızlığı olmayanlar günde 3-4 bardağa kadar yeşil çay içebilir. Hamileler ve tansiyon hastalarının doktorlarına danışmadan yeşil çay içmemeleri gerekir.  

Bağırsaklar kalbi etkiliyor

Bağırsaklarımızdaki bakterilerimizle kalp damar sağlığı arasında çok ciddi bir ilişki olduğunu da Prof. Esen’den öğreniyorum. Nasıl mı? Kırmızı et ve yumurta gibi hayvansal gıdalardan aldığımız fosfatidilkolin, L-karnitin, kolin gibi maddeler bağırsaklarımızdaki kötü bakteriler tarafından Trimetilamin’e (TMA) dönüşüyor. O da karaciğerde Trimetilamin N-oksit (TMAO) maddesine… Araştırmacılar TMAO ile kalp damar hastalığı arasında çok kuvvetli bir ilişki olduğunu kanıtlamış. Örneğin damar tıkanıklığı saptanan kişilerin kanında TMAO yüksek seviyede tespit edilmiş.

Cleveland Clinic araştırıyor!

Yazının devamı...

Yüzünüzdeki olumsuz mesajlar silinebiliyor

28 Eylül 2019

Dr. Mauricio de Maio medikal estetikte en güncel yaklaşımın; yorgun, üzgün, kızgın görünmek gibi yüzün yaydığı olumsuz mesajları silmek olduğunu söylüyor

 

İtiraf edelim hiçbirimiz yaşlanmayı sevmiyoruz. Ama kendimizi eve kapatıp, tüm olumsuz dış çevre etkenlerinden korusak bile yaşlanmanın önüne de geçemiyoruz. Bu nedenle günümüzün trend topiclerden biri “iyi yaşlanmak”! Nasıl göründüğümüzü doğrudan etkilediği için de iyi yaş almasını istediğimiz organların başında cildimiz geliyor. Ünlü estetik cerrah Dr. Mauricio de Maio ile cildimizin iyi yaşlanmasını nasıl sağlayabileceğimizi konuştuk. Allergan Medikal Estetik ev sahipliği ile gerçekleşen “Beauty Decoded” organizasyonunda konuşmacı olan doktor, cildimize de dişlerimiz gibi özenli yaklaşmamız gerektiğini vurguluyor. Nasıl ki dişlerimizin sağlıklı ve güzel görünmesi için düzenli olarak dişlerimizi fırçalıyoruz. Hatta bu alışkanlığı bizden sonraki nesillere de aktarıyoruz… İşte cildimize de aynı hassasiyetle yaklaşmamız gerektiğini söylüyor. “Genç yatağa girip, ertesi gün yaşlı uyanmıyoruz. Yaşlanma süreci yıllar alıyor” diyor. Ancak insanların yaşlılığın hafif ve orta belirtilerini göz ardı edip ancak kocaman kırışıklıklar gibi ciddi belirtiler ortaya çıktığında çözüm arayışına girdiğini gözlemlediğini söylüyor.

Fotoğraflar aynadan daha etkili

Önlem almadan geçirdiğimiz yıllarınsa yüzümüzde bizi yansıtmayan duygusal mesajlar olarak karşımıza çıktığına değiniyor. Örneğin yüzümüzün sarkması bizi üzgün, derinleşen kırışıklıklar bizi kızgın biri gibi gösterebiliyor. Bu durum sosyal hayatımızdan iş yaşamımıza kadar birçok alanda istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Dr. Mauricio de Maio hastalarına hem aynaya hem de fotoğraflarına bakmalarını tavsiye ediyor. “İlginç bir şekilde aynaya bakmak, fotoğrafa bakmaya oranla daha az farkındalık yaratıyor” diye de ekliyor. Medikal estetiğe ideal başvuru yaşını sorduğumda ise: “İdeal yaş genetik mirasınıza bağlıdır. İnsanlara kaç yaşında olduklarını soruyorum, bir de kaç yaşında göründüklerini soruyorum. Eğer yaşınıza göre daha yaşlı görünüyorsanız artık harekete geçme zamanı gelmiştir” diyor.  

En iyi halimizde nasıl görünebileceğimizi de konuşuyoruz. Dr. Mauricio de Maio bu noktada yüzümüzü bir eve benzetiyor. “Evimize iyi bakmak için nasıl evi temizlememiz gerekiyorsa, iyi görünmek için de yüzümüzdeki olumsuz mesajları temizlememiz gerekiyor” diyor. Kendi geliştirdiği “MD Codes” tekniği ile bunun mümkün olduğunu da ekliyor. Doktor bu yöntemde olumsuz dört mesaj belirlemiş: yorgun, üzgün, kızgın görünmek ve yüzün sarkık olması. Bu mesajları küçük dokunuşlarla yok ediyor. Yüzü şekillendirme için kadınlarda 7, erkeklerde ise 9 kritik nokta olduğunu söylüyor.

Kadınlar güçlü görünmek istiyor

Yazının devamı...

Kanser çocuğumdan uzak dur!

21 Eylül 2019

2.5 yaşındaki çocuğunun kanser olduğunu öğrenen ve 3 yıllık bir tedavinin ardından çocuğunu kaybeden bir annenin duasının, derneğe dönüşme hikayesi…

Kanser ve çocuk. Bu iki kelimeyi yan yana getirmeyi hiç istemiyoruz. Ancak ülkemizde her yıl 3-5 bin yeni çocuk kanser tanısı alıyor. Tanı aldıktan sonra çocuklar ve aileleri için zorlu bir yolculuk başlıyor. KAÇOD (Kanser Çocuğumdan Uzak Dur Derneği) o yolculuğu tamamlamış bir anne olan Burcu Özkan’ın çabasıyla kurulmuş. Özkan dernek ismi olan “Kanser Çocuğumdan Uzak Dur”un duası olduğunu söylüyor. Çünkü 2.5 yaşındaki oğlunun kanser olduğunu öğrenmiş bir anne o. Derneği kurma süreci ise 2.5-3 yıllık bir tedavinin ardından oğlunu kaybetmesiyle başlıyor. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Funda Vesile Çorapcıoğlu o süreci şöyle anlatıyor: “Burcu Özkan çocuğunu kaybettikten sonra çok zor bir dönem geçirdi. Kanserli çocuklardan ve ailelerinden de ayrılmadı. Sabahın köründe hastaneye geliyordum onu orada görüyordum. Maddi ve manevi sürekli çocuklara ve ailelere yardımcı olmaya çalışıyordu. Ben de bunu dernekleşerek sürdürmesini tavsiye ettim”.

190 çocuğun annesi

Ardından Özkan KAÇOD’u kuruyor. Dernek olarak üçüncü yıllarını tamamladıklarını ve bugün 190 çocuğa destek sağladıklarını anlatıyor. Özkan kendisini oradaki çocukların hepsinin annesi gibi gördüğünü söylüyor ve ekliyor: “Maddi durumu iyi olmayan ailelerin ulaşım masraflarını karşılıyoruz. Çünkü bizim çocuklarımızın bağışıklık sistemi çok zayıfladığı için toplu taşıma araçlarına binmemeleri gerekiyor. Yedikleri yiyeceklerin de çok sağlıklı ve hijyenik olması gerekiyor. Bu konuda da destek olmaya çalışıyoruz. Ben hep hastanede annelerle ve çocuklarımla birlikteyim. Gecenin 3’ünde bile beni arayabiliyorlar. Çocuğunun beni görmek istediğini söyleyebiliyorlar. Saatin kaç olduğu hiç önemli değil, hemen atlayıp hastaneye gidiyorum. Ameliyata girdiklerinde annelerinin yanında durup destek olmaya çalışıyorum”.

Desteğe ihtiyaç var

Özkan bu hastalığın özellikle anneler için çok zor olduğunu da vurguluyor: “İlk tanı aldıktan sonra 3 ay hastaneden dışarıya çıkmayan anneler bile oluyor. Dolayısıyla ciddi desteğe ihtiyaçları oluyor. Zamanla güçlü olmak gerektiği de öğreniliyor. Çünkü siz iyi olduğunuz sürece evladınıza bakabiliyorsunuz. Güçlü kadın görmek isteyen, hastanede kanserli çocukların annelerini gelip görsün”. Özkan ilk günkü gibi oğlunu hâlâ çok özlediğini, hâlâ içindeki acının alevinin aynı şekilde yandığını anlatıyor. Ama bu acıyla evinde oturarak değil, başkalarına destek olarak mücadele etmeyi seçtiğini söylüyor. KAÇOD, Kocaeli Üniversitesi Çocuk Onkoloji Servisi’nin yenilenmesini de sağlamış. Hayalleri ise çocuk onkoloji hastanesi açmak. Bu hastanede her çocuğun tek kişilik odada, tamamen hastalığına ve yaşına uygun koşullarda tedavi almasını istiyorlar.

Beze ve ağrılara dikkat!

Yazının devamı...

OKUL ALIŞVERİŞİNE DİKKAT!

7 Eylül 2019

Kanserden hormon dengesizliğine kadar pek çok sağlık sorununa yol açabilen ürünlerden korunmak için okul alışverişinde nelere dikkat etmeliyiz?

Okulları bu hafta perşembe günü açılanlar bu hafta sonu, önümüzdeki hafta okulları açılacak olanlar da önümüzdeki hafta okul alışverişine çıkacak. Kırtasiye malzemelerinin ağırlıkta olduğu bu alışverişlerde çocuğunuzun sağlığını korumak adına çok dikkatli olmanız gerekiyor. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji (Zehir Bilimi) Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın “Bazı ürünlerde kanser yapabilen, çocuklarda fiziksel ve zihinsel gelişimi olumsuz etkileyen, çocuğunuzun hormonlarında dengesizliğe yol açabilen maddeler var” diyerek uyarıyor. Prof. Aydın alışverişte nelere dikkat etmemiz gerektiğini de anlatıyor.

1- Plastik ürünlere dikkat

Defter kabı, suluk, beslenme çantası gibi çocuğunuzla doğrudan temas edecek olan ürünler eğer plastik malzemeden yapılmışsa aileler çok dikkatli olmalı. Örneğin plastiklerin yumuşatılmasında fitalat kullanılabiliyor. Fitalat çocuğun hormon sistemini bozuyor. Fitalat cinsel gelişim problemlerine ve büyüme düzensizliklerine de yol açıyor. “Fitalat içermez” ibaresini mutlaka görmelisiniz. Alacağınız ürünün Bisfenol A (BPA) içermediğinden de emin olmanız gerekiyor. BPA da hormonal sistemleri bozarak kız çocuklarında erkek, erkek çocuklarında da kız karakterlerin gelişimine yol açıyor. Meme büyümesi olan erkekler, çok fazla kıllanan kızlar gibi

2- Ağır metal riski

Metal kırtasiye ürünlerde karşılaşabileceğiniz gizli tehlike ağır metallerdir. Kurşun, alüminyum, kadmiyum gibi ağır metaller çocuklarda kanserden zihinsel gelişim problemlerine kadar saymakla bitmeyecek ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Kalem tıraş, plastik çantaların tokaları, metal suluk gibi metal içeren ürünlerde “Ağır metal içermez” ibaresini görmelisiniz. Çok parlak metal ürünlerde, ağır metallerden biri olan nikel bulunuyor. O da çocuklarda alerjilere yol açıyor. Çok parlak metal ürünlerden olabildiğince uzak durun.

3- Renkli malzemeler 

Yazının devamı...

WELLNESS TRENDLERİ

31 Ağustos 2019

Hem ülkemizde hem de dünyada her geçen gün daha çok kişinin yaşam odağına wellness (iyilik hali) yerleşiyor. İşte dünyadaki güncel wellness trendleri

1- YAŞAM BOYU YATIRIM

Dünyada iyilik hali her geçen gün daha trend bir konu haline geliyor. Özellikle sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kesim bu konuyu odağında tutuyor. İyilik hali (wellness); iyi olma (well-being) ve fit/zinde olma (fitness) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Bilimsel kaynaklarda iyilik halinin; “mutluluk ve gelişme hali”, “insanların daha başarılı bir yaşam için bilinçli tercihler yaptığı aktif bir süreç”, “iyi sağlık durumu” gibi yüzlerce farklı tanımı var. Araştırmacılar iyilik halinin öğrenilebilir ve değiştirilebilir olduğunu söylüyor. Daha iyi yaşamak, daha sağlıklı olmak, potansiyelimizi en verimli şekilde kullanıp üst limitlerimizi görmek istiyorsak iyilik halimize yaşam boyu yatırım yapmamız gerekiyor.

2 - İŞYERLERİNDE WELLNESS TAKIMLARI

İşyerleri de wellness trendinden payını alıyor. Global şirketlerin bazılarında artık wellness takımları var. Bu takımlara gönüllü üye olan şirket çalışanları birlikte iyilik hallerini geliştirici aktiviteler yapıyor. Örneğin takım olarak birlikte sahilde koşuyor, bisiklete biniyor ve spor yarışmalarına hazırlanıp takım olarak yarışıyorlar. İşyerlerinde giderek yaygınlaşan spor salonları da ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalık olarak şirket tarafından çalışanlara meyve verilmesi de işyeri iyilik hali uygulamaları arasında yer alıyor. 

3 - BİREYSEL İYİLİK HALİ REÇETELERİ

İlaçların bile kişiye özel hale gelmeye başladığı günümüzde, dünyada bu konudaki trend topic: Bireysel iyilik hali reçeteleri... Yani onlarca iyilik hali boyutu içinde eksikliğinizin nerede olduğunu düşünüyorsanız oraya yönelmeniz gerekiyor. Reçetemizin de tamamen kişisel koşullarımız göz önüne alınarak hazırlanması gerekiyor. Örneğin fiziksel aktifliği artırmak iyilik halinizi yükseltmenizde etkili oluyor bunu biliyoruz. Ama fiziksel aktifliğimizi nasıl artıracağımıza yönelik bize özel bir reçete hazırlanması gerekiyor. Bu ata binmek de olabilir golf oynamak da… Hangisinin daha iyi olacağı kendi özelliklerimizde ve ihtiyaçlarımızda gizli.

4 - YÜKSELEN YILDIZ: MEZOBESİNLER

Yazının devamı...

TATİL DÖNÜŞÜ YAPILACAKLAR LİSTESİ

24 Ağustos 2019

Bayram tatilini birleştirenler, çocukları okula başlayacak veliler ve daha birçok kişi yaz sezonunu kapatıp şehre dönüyor. Peki tatil dönüşü sağlığımız için neler yapmalıyız?

1- Tatil ruhunu şehre taşıyın

Tatil dönüşü işe adapte olmakta zorlanma, mutsuzluk, yorgunluk ve isteksizlik karşılaşabileceğiniz başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Bedeninizin işyerinde olduğunu ama ruhunuzun hâlâ tatilde kaldığını düşünebilirsiniz. Tatilde yaşanmamış tüm pazartesi sendromlarının adeta topluca üzerinize geldiğini de… Bu olumsuz hislerin panzehiri tatil ruhunu şehre taşımak. Bunun için hafta sonu şehirde mutlu ve iyi hissetmenizi sağlayacak mekanlar ve etkinliklere göz atmakla başlayabilirsiniz.

2- Aperitivo yapın

Milano’da iş çıkışı saatleri Aperitivo geleneği sayesinde şehirde mekanların dolup taştığı, sosyal buluşmaların pik yaptığı bir andır. Seçtiğiniz bir içeceğe ufak atıştırmalıklar ve sosyal etkileşimler eşlik eder. Yaz sonrası iş temposunun hızlanmaya başlamasıyla sorumluluklarınızın arttığı bu günlerde Aperitivo rahatlatıcı bir etki yaratıyor.  Üstelik artık bunun için Milano’ya gitmenize de gerek yok, bizim şehirlerimizde de aperitivo var. İş çıkışlarında aperitivoları kaçırmayın. Hele de hâlâ yaz havasını anımsatan teraslı mekanlardaysa…

3- Cildinizi nemlendirin

Giderek soğumaya başlayan havalar deriden su kaybının artışına yol açarak derinin kurumasına neden oluyor. Kuruyan cildiniz ve çatlayan elleriniz için Aloe jel, zeytinyağı veya argan yağı içeren ürünler kullanabilirsiniz. Cildinde yağlı bir hissi sevmeyenlere ise ciltten çabucak emilen Jojoba yağı önerilebilir. Ancak yağlı ve karma cildi olan kişiler argan yağı, Hindistan cevizi yağı gibi yüksek yağ içerikli nemlendiriciler yerine su bazlı nemlendiricileri kullanmalılar ki sivilcelenme ve akne sorunuyla karşı karşıya kalmasınlar. C vitamini, yeşil çay ve üzüm çekirdeği ekstresi gibi antioksidan ürünlerin düzenli kullanımı da cildi hem nemli tutar hem de kırışıklıkların oluşmasını geciktirir.

Yazının devamı...