Şizofreniye toplum içinde tedavi

Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Haldun Soygör şizofreni tedavisinde toplumsal kapsayıcılığın çok önemli bir yeri olduğunu söylüyor

Birçoğumuz şizofreni ile ilk olarak “Fight Club” filminde tanıştık. Nobel ödüllü bir matematikçi olan John Nash’in hayatını konu alan “Akıl Oyunları” filmi ile tanıklığımız devam etti. Daha birçok popüler film var şizofreninin bir insanın hayatını nasıl etkilediğini görebileceğimiz. Peki şizofreniyle ilgili güncel yaklaşımlar nasıl? Bu sorunun cevabı geçtiğimiz ay sonunda Uluslararası Toplum ve Şizofreni Kongresi’nde konuşuldu. Dünyanın çeşitli yerlerinden profesyonel kişiler ve hasta yakınları kongrede konuşmalar yaptı. Biz de kongreden yola çıkarak Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Haldun Soygör ile konuştuk. Soygör’ün en önemli vurgusu, şizofreni tedavisinin toplum içinde yapılması gerektiğiyle ilgili dünyadaki tüm otoritelerin hem fikir olduğuydu. Soygör, şizofreni rahatsızlığı olan insanların toplumdan yalıtılmalarının doğru bir yöntem olmadığını söyledi. Hastaların normal hayatın akışı içinde olabildiğince eğitimlerine veya üretkenliklerine devam ederek tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Elbette bunun için hepimize düşen bir sorumluluk var: Kapsayıcı olmak! Çünkü şizofreni tanısı konan insanlar toplumla kaynaşmakta zorlanıyor. Bu nedenle Soygör “İnsanları rahatsızlıklarına, eksikliklerine göre damgalayan, horlayan, dışlayan bir toplum olmaması gerekir. Toplumda çoğunluk olanların kendilerine normal, diğerlerine anormal demesi doğru değil. Bu toplumun kapsayıcılığını bozuyor” diyor.

Her ay aile buluşması

Şizofren tanısı konmuş kişilerin “saldırgan” kişi olarak damgalandığını da anlatıyor Soygör. “Oysa cinayetleri işleyen, şiddet uygulayan insanların çoğu toplumda ‘normal’ saydığımız insanlar… Örneğin atom bombasını atan bir şizofreni hastası değildi!” diyor.  Şizofreni tanısı konan kişilerin dışlanmasını, izole edilmesini önlemek adına Şizofren Dernekleri Federasyonu 10 yıl kadar önce şizofreni hastalarının çalıştığı Mavi At Kafe’yi kurdu. Kafe 10. yılını tamamladı. Bu 10 yılda kafenin çok sayıda olumlu etkisi görülmüş. Örneğin birçoğu çalışabildiğini görünce yüreklenmiş. Bu sayede başka yerlerde çalışmaya başlayan çok kişi olmuş. Soygör “Daha üretken olmaya, toplumun içinde yer alabilmeye, arkadaşlık kurabilmeye başladılar” diyor. Kafede her ay aile buluşmaları da oluyor. Benzer sorunları yaşayan aileler böylece kendilerini daha rahat hissediyor ve hastalıkla baş etme konusunda bilgileri artıyor. Balıkesir’de de bir Mavi At Kafe kuruldu.  Soygör “Mavi At Kafe’lerin çoğalması hastalar ve yakınları açısından çok önemli” diyor. Ancak normal işletmeler gibi vergi, kira, stopaj ödediklerine de değiniyor. Dezavantajlı gruplara iş olanakları sağlayan sosyal kooperatiflerle ilgili Türkiye’de bir yasa olmadığını söylüyor Soygör. “Yurt dışındaki gibi bunun bir yasası olsa, belli vergilerden muaf olmak gibi bir takım pozitif ayrımcılıklar yapılabilir” diye de önerisini sunuyor.