‘Kürtlerin nabzı’ yazı dizisinin kısa hikayesi

20 Ağustos 2013

Dört bölüm halinde yayımlanan “Kongre Öncesi Kürtlerin Nabzı” başlıklı söyleşi dizisi, yaklaşık bir ay önce, yani Kürt Ulusal Kongresi hazırlıklarının yoğunlaştığı bir zamanda gündeme geldi. Kongre hazırlıkları Erbil’de yürütülüyordu, ama henüz resmi bir açıklama yapılmamıştı. Tam o sıralarda, Irak Kürdistan Federe Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, kongreye hazırlık amaçlı özel bir toplantı için çeşitli Kürt partilerine ve kuruluşlarına bir davetiye gönderdi. Haberlere göre, Barzani, bu çağrıyı kendisi Celal Talabani ve Abdullah Öcalan adına yaptığını belirtiyordu.
Bu toplantı, 22 Temmuz’da Erbil’de gerçekleştirildi. Barzani, toplantıyı açış konuşmasında, Talabani ve Öcalan’ın isimlerini bir kez daha özel olarak zikretti. Böylece zaten bilinen bir durum, bir nevi resmiyet kazanmış oldu: Kongrenin öncülüğünü üç örgüt, Yani KDP, KYB ve PKK üstlenmişti.
Kongre öncesi nabız tutma amaçlı bir yazı dizisi için, öncelikle bu üç örgütün temsilcileriyle görüşmek gerekiyordu. Biz de görüşme ve seyahat planlamasını buna göre yaptık. Öncelikle Mesut Barzani’den randevu talep ettik. Cevap birkaç gün sonra geldi, bize 5 Ağustos için randevu verilmişti. Ardından Cemil Bayık’la 7-8 Ağustos tarihlerinde görüşme yapabileceğimiz bilgisi geldi. KYB’den bildirilen randevu tarihi ise, 9 Ağustos’tu.
Çeşitli nedenlerle seyahatimiz gecikti, Barzani’yle olan randevumuza yetişemedik. Ama diğer görüşmeleri kaçırmak istemediğimizden, seyahati ertelemedik. Danışmanları, bir ihtimal 6 veya 8 Ağustos’ta bir görüşme ayarlayabileceklerini söylediler, ama o da olmadı.
Planladığımız diğer görüşmeleri tamamlayınca, 11 Ağustos’ta Türkiye’ye döndük. İki gün sonra, Mesut Barzani’nin ofisinden haber geldi, 17 Ağustos’ta görüşebileceğimiz bildirildi. Ne var ki, randevu tarihinden bir gün önce, Barzani’nin aniden Erbil dışına gitmesi gerektiği ve bu seyahatin en az 2-3 gün süreceği bilgisi geldi. Görüşme bir kez daha ertelendi.
Mesut Barzani görüşmesini, yazı dizisinin temel sütunlarından biri olarak tasarlamıştık. KDP’nin görüşlerini ya da “nabzı”nı yansıtmamak, böyle bir yazı dizisi açısından önemli bir eksiklik olacaktı. Neçirvan Barzani’yle görüşmek, iyi bir alternatif olabilirdi. Lakin bizim Erbil’e gideceğimiz sıralarda kendisinin yurtdışında olacağını öğrenmiştik. Biz de, bu boşluğu biraz olsun doldurabilmek amacıyla, KDP çevreleriyle, özellikle de Mesut Barzani’nin ve Neçirvan Barzani’nin danışmanlarıyla sohbetler yaptık.
Erbil’de bulunduğumuz 5-6 günlük süre boyunca, görüştüğümüz bütün kişilerdeki ortak kanı, Kürt sorununun Orta Doğu’daki gelişmelerle doğrudan etkileşim içinde olduğu yönündeydi. Suriye’de süren savaşın ve Rojava’nın durumunun, bu açıdan belirleyici olduğunu ve olacağını, hemen herkes vurguluyordu.

Yazının devamı...

Kongre, Kürtleri ortak çatıda birleştirecek

16 Ağustos 2013

Kürt siyaset dünyasından söz edildiğinde, akla ilk gelen sembol isimlerden biri de Celal Talabani’dir. Talabani ve lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), geçmişte de Kürtler arası bir konferans ya da kongre fikrini hayata geçirmek için çeşitli girişimlerde bulundular. KYB, yakında toplanması öngörülen Kürt Ulusal Kongresi’nin ön çalışmalarında da KDP ve PKK ile birlikte öncü rol oynuyor. KYB’yle bu nedenle görüşmemiz gerekiyordu. Söyleşi için KYB Politbüro üyesi Sadi Ahmed Pire’yle buluştuk. Çeşitli dönemlerde bakanlık yapmış ve partinin uluslararası ilişkiler sorumluluğunu üstlenmiş tecrübeli bir siyasetçi olan Pire, aynı zamanda kongre hazırlık çalışmalarına da aktif olarak katılıyor.

‘Oldukça eski bir proje’
Kongre hazırlıkları nasıl gidiyor?
Bu proje uzun zamandır var. Biz de parti olarak bu fikri hep destekledik. İlk ciddi girişim, 1980’lerde liderimiz Talabani’den geldi. Mesut Barzani, Abdulrahman Kassemlu, Abdülhamid Derviş, Kemal Burkay ve Abdullah Öcalan’la temaslar kuruldu, toplantılar yapıldı. Fakat bölgedeki ve Kürtlerin yaşadıkları ülkelerdeki şartlardan dolayı, bir sonuca ulaşılamadı.
Bugün durum çok farklı. Kürtlerin durumu şimdi çok daha iyi. Suriye’de Kürtlere vatandaşlık bile verilmiyorken, şimdi kendilerini yönetme durumuna geldiler, belli ölçülerde bir öz yönetim modeli bile geliştirdiler. Irak’ta sindirme ve imha uygulamalarına maruz iken, şimdi bir federe yönetime sahipler. Bir zamanlar Kürt ve Kürdistan kelimelerini kullanmanın bile suç sayıldığı, Kürtçenin yasak olduğu Türkiye’de şimdi önemli haklar tanındı. Ayrıca bir müzakere ve barış süreci başlatıldı. İran’da Hasan Ruhani’nin seçilmiş olması da önemli, kendisi ılımlı bir lider, sorunları anlayış ve diyalog mantığıyla ele almaya yatkın bir lider. Bütün bunlar, Kürt ulusal kongresi fikrinin hayata geçirilmesi için çok elverişli bir ortam yaratıyor. Bu nedenle KDP, KYB ve PKK arasında görüşmeler yapıldı. Sonra Erbil toplantısı oldu (22 Temmuz) ve bir hazırlık komitesi oluşturuldu.

Yazının devamı...

‘Kürtlerin de bir birliği olabilir’

15 Ağustos 2013


Erbil, son birkaç yıldır Kürt siyaset dünyasının adeta kalbi haline gelmiş. Kürt Ulusal Kongresi’ne yönelik hazırlık çalışmaları da bu şehirde yürütülüyor. Bu nedenle, şu günlerde Kürt siyaset dünyasının önemli simalarına burada rastlamak mümkün. Yazı dizisi için söyleşi yapmayı düşündüğüm isimlerden biri de, PYD lideri Salih Müslim’di. Suriye’nin ve özel olarak da Rojava’nın, hem kongre hazırlıkları, hem bölgedeki gelişmeler, hem de Türkiye’deki çözüm süreci açısından neredeyse belirleyici bir ağırlık kazandığı göz önünde bulundurulunca, Müslim’le görüşmenin ne kadar önemli olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Son haftalarda yoğun bir diplomasi trafiği içindesiniz. Türkiye ziyareti, ardından Avrupa’ya seyahat, sonra İran’a davet ve muhtemelen yakın zamanda yeniden Türkiye’ye gidiş... Bu hareketliliğin nedenleri ve temaslarınızın içeriği hakkında çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Biliyorsunuz, Suriye dolayısıyla Ortadoğu’da süregelen bir savaş var. Bu savaş, Suriye’yi aştı, neredeyse bir dünya savaşı halini aldı. Bunun içinde bütün güçlerin parmağı var. Savaşı bitirmek ve sorunu çözmek, artık sadece Suriye halkıyla ve Suriye’deki iktidarla mümkün değil artık. Buna buluşanların hepsinin çözüm sürecinde dikkate alınması bir zorunluluk haline geldi. İran, Rusya, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye, ABD, Avrupa... Bu savaştan dolayı, Kürt meselesi de iyice yüzeye çıktı, daha fazla önem kazandı, bir bakıma uluslararasılaştı. Kürt sorunu çözülmeden Suriye’ye demokrasi gelmeyeceği daha iyi anlaşılmaya başladı. Bu yüzden Batı Kürdistan (Rojava Kuzey Suriye) meselesi herkesin ilgi alanına girdi. Bizi tanıma ihtiyacı da bununla birlikte arttı. Biz kimiz, Batı Kürdistan’da ne istiyoruz?

Başka bir boyut kazandı

Yazının devamı...

Ortadoğu için Kürt sorunu çözülmeli

13 Ağustos 2013

BAŞLARKEN
Kürt sorununda tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda Türkiye’de barış ve çözüm süreci yürüyor, diğer yanda Rojava sorunu Suriye’deki gelişmelerin merkezine oturuyor. Bu arada, Kürt Ulusal Kongresi’nin toplanması için hazırlıklar tamamlanmak üzere. Türkiye’de daha önce de Kürt sorununu çözmek amacıyla girişimler olmuş, süreçler başlatılmıştı. Fakat hiçbiri şimdiki kadar ciddi ve kapsamlı olamamıştı. Kürt Ulusal Kongresi de daha önce defalarca gündeme gelmiş, ama bir türlü toplanamamıştı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin çağrısı üzerine, 22 Temmuz’da Erbil’de gerçekleşen hazırlık toplantısı, kongre fikrinin bu sefer hayata geçirileceğine dair çok önemli bir işaretti. Dört ülkede (Türkiye, Irak, Suriye ve İran) yaşayan Kürtlerin temsilcilerinin ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gözlemcilerin katılacağı kongrenin 24-26 Ağustos tarihlerinde toplanması öngörülüyor.
6 Ağustos sabahı Erbil’e gittim. Kürt siyasetinin kalbinin burada attığı, otel lobisinde bile hemen fark ediliyor. O gün bazı görüşmeler yaptım. Ertesi gün Kandil’e gittim. Bayramın ilk günü, sabah erkenden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’la buluştum. Söyleşi ve sohbet, beş saatten fazla sürdü. Birçok konuda ayrıntılı açıklamalar yaptı, bilgiler verdi. Söyleşinin ilk bölümünü, Kürt Ulusal Kongresi ve bölgedeki gelişmelere ayırdım. Yarın Cemil Bayık’ın Türkiye’deki barış ve çözüm sürecinin çeşitli yönleri hakkındaki görüşlerini aktaracağım. Yazı dizisi diğer söyleşilerle devam edecek ve kendi değerlendirmelerimle son bulacak.

- Söyleşiye Kürt Ulusal Kongresi’nden başlayalım. Öncelikle Kongre hazırlıkları nasıl gidiyor?
Cemil Bayık: Bir hazırlık komitesi var, biliyorsunuz. Komite, çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Bazı sorunlar vardı. Bunların büyük bir kısmı aşıldı. Şimdi delegelerin Kürtlerin yaşadığı ülkelere göre paylaştırılması, yani hangi bölgeye kaç delegelik verileceği meselesi var komitenin gündeminde. Bunu halletmek zor değil. Hazırlık sürecinde sorun çözme tecrübemiz de arttı zaten. Gelinen noktadan memnunuz.

Yazının devamı...

Munzur özgür akmalı

2 Ağustos 2013

Munzur, herhangi bir su, sıradan bir vadi, öylesine bir dağ değildir. Dersim’in tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla bütünleşmiş bir varlıktır. Hepsini besleyen bir can damarı, hepsini koruyan bir kucaktır. Suyu da, vadisi de, dağı da, adını aldıkları Munzur Baba gibi kutsaldır Dersimlilerin gözünde.
Munzur Suyu ve Vadisi, müstesna bir güzelliğe ve zenginliğe sahiptir. Sadece Dersim ve Türkiye için değil, dünya ve insanlık için de bir değerdir. Zaten bu yüzden, Munzur Vadisi 1971’de milli park ilan edilmiştir.
Bu güzellik ve zenginlik, bir süredir büyük tehdit altında. Suyun ve vadinin uygun olduğu düşünülen her yerine HES’ler ve barajlar yapıldı, yapılıyor, daha da yapılmak isteniyor. Bazıları bitti, bazıları inşaat halinde, birçoğu da proje aşamasında.
Başta Karadeniz olmak üzere ülkenin başka yerlerine de musallat olan bu belanın ne gibi yıkıcı sonuçlar doğuracağına dair çok şey yazıldı, söylendi. Fakat hükümet, HES ve baraj ısrarından kolay vazgeçecek gibi görünmüyor. Lakin insanlar da, doğal ve kültürel değerlerin talanı anlamına gelen bu projelere direnmekten vazgeçmeye hiç niyetli değiller.

Yıkım projeleri
Dersim, bu direnişin de örnek kentlerinden biri. Çeşitli yerel oluşumlar, farklı boyutlarda çalışmalar ve değişik düzlemlerde mücadele yürütüyorlar. İlk yazıda belirtmiştim, bu yılki Munzur Doğa ve Kültür festivali için de, direnme kararlılığını yansıtan bir şiar seçilmiş: Dersim’de kültürel ve ekolojik kırıma

Yazının devamı...