Sabih Kanadoğlu Yargıtay için hâlâ bir onur mu?

Eklenme Tarihi23.04.2017 - 1:09-Güncellenme Tarihi23.04.2017 - 1:09
2007 yılında sırf Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmemek için 367 şartı diye, şu an hiç kimsenin savunamadığı bir hukuksuzluk skandalına imza atan Sabih Kanadoğlu dün YSK’yla ilgili atıp tutmuş. Hâlâ hukuktan, gerekçeden, kanundan bahsediyor... O dönem Gül’ün önünü tıkamak için, daha önce hiç kimseye uygulanmamış bu şartı Cumhuriyet gazetesinde ortaya atan Kanadoğlu o dönemin CHP’sinden de büyük destek görmüştü. Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Anayasa Mahkemesi’ni de adeta tahrik etmiş, mahkemenin itirazlarını onaylamamasının Türkiye’yi çatışmaya sürükleyeceğini söylemişti.

Sabih Kanadoğlu’nun demecini dün okuyunca bir kez daha 10 yıl öncesine kadar ne kadar güçlü bir askeri-bürokratik oligarşi içinde yaşadığımızı hatırladım. Çok şükür ki o günler geride kaldı. Bu günün sorunları o günlere kıyasla çok daha aşılabilir, zira Kanadoğlu gibi ne zaman, nereden çıkacağı belli olmayan iktidar paydaşları değil, siyaset kurumunun güçlü olduğu bir Türkiye var. 
Öte yandan, bu ülke öyle bir ülke ki bu gün artık tek bir (rakamla 1) kişinin dahi arkasında duramadığı bir hukuksuzluğa imza atan bir isim çıkıp da hâlâ hukuk dersi vermeye kalkabiliyor. Üstelik bu kişinin isminin önünde hâlâ ‘Yargıtay Onursal Başsavcısı’ sıfatı bulunuyor! Neyin onurundan bahsediyorsunuz? 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart darbecilerinin isimleri sokaklardan, binalardan geri alınıyor, peki ya 27 Nisan’ın darbecileri neden hâlâ korunuyor?

‘Evet’in Ak Parti’nin 1 Kasım oylarının altında kaldığı iller

Referandum sonuçlarını il il rakamlar üzerinden çalışmaya devam ediyorum. Elbette arada geçişler var ancak çarşamba günü yazdığım nokta bence çok ilginç bir tesadüf. Sedat Ergin de Hürriyet’te rakamları inceliyor ve daha tekil örnekler üzerinden o da aynı örtüşmeye dikkat çekiyor. Neydi o örtüşme? 16 Nisan’daki ‘evet’ oyları ile Ak Parti’nin 1 Kasım oyları arasında il il karşılaştırıldığında büyük bir çakışma var. 17 ilde aynı rakam çıkmış, 18 ilde arada 1 puan artı eksi fark var, 25 ilde ise artı-eksi 2-3 puan. Yani toplam 60 ilde referandumdaki ‘evet’lerle, Ak parti’nin 1 Kasım oy oranı arasında yanılma payı sınırları içinde bir çakışma mevcut. Elbette ‘evet’lerin içinde ne kadarının 1 Kasım MHP seçmeninden geldiğini tam olarak tespit edemiyoruz ancak yine 1 Kasım üzerinde gidecek olursak CHP+MHP+HDP+SP oyları aynı oranlarda ‘hayır’a karşılık geliyor. Bu rakamlarda geçişler olsa da bu çakışma ‘evet’ ‘hayır’ın büyük oranda 1 Kasım Parti tercihleri üzerinden, MHP’nin tabanının ağırlıklı ‘hayır’da kaldığı bir tabloya işaret ediyor.
Ancak yapılan çalışmalar her parti tabanının yüzde kaç oranında kendi parti tercihi doğrultusunda referandum oyu kullandığını ortaya koyuyor. Buna göre söylenen Ak parti tabanının yüzde 90-93 aralığında ‘evet’ yönünde oy kullanmış olması. Ben bu gün bu rakamdan yola çıkarak hangi illerde ‘evet’in , Ak Parti’nin 1 Kasım oy oranının altında kaldığına baktım ve orada da ilginç bir çakışmayla karşılaştım.
81 ilin 60’ında nasıl ki 1 Kasım Ak Parti oyu ile ‘evet’ oyları büyük bir örtüşme içinde ise 81 ilden, 60’ı çıkardığımızda geriye kalan 21 sayısı bize aynı zamanda ‘evet’ oylarının Ak Parti’nin 1 Kasım oylarından geride kaldığı il sayısını veriyor. Ancak bu 21 ilin tamamı 60 ilin içinde yer alıyor, yani Ak Parti’nin 1 Kasım oy oranına göre daha düşük ‘evet’ler arasında çok küçük bir fark var. Arada 1 puandan fazla fark olan il sayısı 5. Bu iller: Kilis: 1.68 puan, Konya: 1.67 puan, Ordu: 1.56 puan, Bolu: 1.10 puan, Denizli: 0.9 puan. Bu iller zaten Denizli hariç, ‘evet’in en yüksek çıktığı illerin içindeler. (Kilis: yüzde 64-Konya: yüzde 73-Ordu: yüzde 62-Bolu: yüzde 62- Denizli: yüzde 45). Kısacası, ‘evet’in 1 Kasım Ak Parti oylarından dramatik şekilde daha aşağıda çıktığı hiçbir il yok. 

15 Temmuz’da başlasa daha iyi olmaz mıydı?

İstanbul trafiği yine tam bir işkence haline geldi. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde sezonun tam ortasında, geçtiğimiz hafta içinde gişelerin kalkması için çalışma başlatıldı. Gidiş-geliş 3’er, 4’er gişe kapatıldı ve bir anda öyle bir trafik keşmekeşi başladı ki! Günün en rahat saatlerinde bile artık köprüye girmek bir kâbus. Çocukların servisleri saatlerce yollarda, sabah işe yetişmeye, akşam eve dönmeye çalışanların hali perişan!
Bu çalışmanın 15 Temmuz’da biteceği açıklandı. Halbuki 15 Temmuz’da okullar tatile girmiş, İstanbul boşalmışken başlasa, biz İs-tanbullular 3 ay kan ağlamasa çok daha doğru olmaz mıydı?