Ütopik ifadeler ve gerçekler

Eklenme Tarihi30.05.2017 - 23:52-Güncellenme Tarihi30.05.2017 - 23:52

Dün Abdülkadir Selvi Hürriyet’teki yazısında çok hayati bir uyarı yaptı. Bir süredir benim de gözlemlediğim bir tehlikeye dikkat çekti. 15 Temmuz çatı davası devam ediyor ve sanıkların birçoğu olayın hemen ertesinde verdikleri ifadeleri kabul etmeyerek darbe teşebbüsüne iştirak ettiklerini tümüyle reddediyorlar. Rasim’in pazartesi günkü yazısında özetlediği gibi, 3 ana gruba ayrılıyor beyanlar: Darbe teşebbüsünü kabul edip, FETÖ’nün yaptığını ama kendisinin FETÖ’cü olmadığını ve darbeye katılmadığını söyleyenler, darbeci olduğunu ama FETÖ’cü olmadığını söyleyenler ve her şeyi reddedenler...

Öte yandan, bu 3 grubun da yarattığı hava 15 Temmuz’la ilgili kafaları karıştırmayı amaçlayan bir taktik gibi görünüyor. Selvi’nin de söylediği gibi, sanki darbeciler değil 15 Temmuz sanık sandalyesinde!

Darbe girişiminin en kritik isimlerinden Mehmet Dişli’nin ifadesini ele alalım. Dişli pazartesi günkü duruşmada darbedeki rolünü toptan reddetti ve Genelkurmay Başkanı’nın kendisini yanlış anlamış olabileceğini ileri sürdü. Çok fazla isim, çok fazla beyan var, haliyle kafalar karışıyor. Darbeciler de bundan istifade edip yeni bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Açıkçası, bizler bile aklımızda zor tutuyoruz, vatandaş ne yapsın? Bu bilgi bombardımanına güvenerek alenen yalan söylüyor 15 Temmuzcular.

Bakın Dişli ile ilgili Orgeneral Hulusi Akar ifadesinde ne demişti: “Saat 21’e doğru Tümgeneral Dişli geldi..... Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar yola çıktı.’ Gibi şeyler söyledi..... Benim hiddetli karşı çıkmama rağmen sakin görünerek ‘Komutanım bu iş bitti, herkes yola çıktı’ anlamında şeyler söylüyordu...” Genelkurmay Başkanı’nın uzun ifadesinin tamamı zaten Dişli’nin 15 Temmuz’da başrollerden birini üstlendiğini gözler önüne seriyor.

Üstelik tanık beyanları çok net. O gece karargâhta elleri, ayakları ve ağzı bantlanan Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü’nün ifadesini ‘Her yeri bantlıydı, hiçbir şey görmüş olamaz’ minvalinde bir gerekçeyle yalanlayan Dişli’ye o geceyi yeniden hatırlatmak gerek. Özkürkçü’nün ifadesi kayıtlarda duruyor. O gece elleri, ayakları ve ağzı bantlıydı ama gözleri ve kulakları açıktı. Şunları duyduğunu söylemişti: 21.40 sularında Genelkurmay Başkanı’nın odasından çıkan ve Özkürkçü’nin tutulduğu yere gelen Dişli’ye yanındaki biri ‘Komutanım, tahliye ne zaman?’ diye soruyor, Dişli ‘Henüz emir gelmedi, gelince’ diyor ve yeniden içeri giriyor. Zaten Dişli’nin ilk ifadesi ile görüntüler olduğu ortaya çıktıktan sonraki ifadesi de birbiriyle çelişiyor. Öte yandan, kayıtlara göre, o gece 19 sularında karargâhtan çıkıyor, evine gidiyor, daha sonra gelen çağrı üzerine apar topar sivil aracıyla karargâha dönüyor. Elinde bir çanta var. Çantanın içinde ise Genelkurmay’ın daha sonra tespit ettiği üzere 4500 dolar, silah ve pasaport... Belli ki darbe operasyonunu yürütecek ancak başarısız olma ihtimalinde de pasaportuyla kaçacak!

Tuhaf bir koku

İfadelerin geneline ve son günlerdeki havaya bakınca kendimi 15 Temmuz’un ertesine ışınlanmış hissediyorum. Sanki birileri son derece kontrollü bir şekilde ‘kontrollü darbe’ algısını oturtmaya çalışıyor. Meclis 15 Temmuz araştırma komisyonunun raporu da Binbaşı O.K.’nın ifadesi de bu algıyı pekiştirmek için kullanılıyor. Burada yine o günlerdeki ifadeleri hatırlatmak gerek. Genelkurmay MİT’ten kendilerine kesinlikle darbeyle ilgili bir istihbarat paylaşımı yapılmadığını söylemişti.

Öte yandan, Genelkurmay Başkanı’nın Meclis araştırma komisyonuna ifadesini geç göndermesi de bu algının yerleşmesine olanak veriyor. Halbuki Orgeneral Akar 15 Temmuz’un hemen ertesinde 6 sayfalık ifade vermişti, zaten gönderdiği ifade ondan çok farklı değil, neden bu işlerde daha titiz davranılmıyor? Psikolojik bir savaşın içindeyiz, bu tip hataların ciddi sonuçları olabilir...

Kadir Demirel 

Cumhurbaşkanı’nın seyahatlerinden tanıyordum Kadir Demirel’i. Hasan Karakaya’nın vefatından sonra Akit’e yayın yönetmeni olmuş, Karakaya’nın aksine, çok sessiz, sakin biriydi. Kendisine yönelik her espriyi tebessümle karşılar, hatta uçakta en çok onunla uğraşılır, o ise sessizce izlerdi etrafı. Sanki hayat yanı başından akar giderdi...

En son ABD-Çin seyahatinde birlikteydik. Eşine seçtiği çantayı gururla gösterişiyle, her yerde eşinin yemeklerini aramasıyla, gruba hep geç attığı mesajlarla kesinlikle nevi şahsına münhasır bir meslektaştı Kadir Demirel...

Çok kısa bir süre önce gördüğünüz, üstelik sapasağlam gördüğünüz bir insanın ölümünü kabullenmek çok zor oluyor. Ölümün bu kadar yakın, bu kadar tesadüfi olduğunu hatırlatıyor... Ne tuhaf ki Demirel’in selefi Hasan Karakaya da gözümüzün önünde gitmişti. Üstelik onunki daha da yakındı. Birkaç saat öncesinde Mescid-i Nebevi’de dua ederken görüp birkaç saat sonra otelin lobisinde vefat ettiğine şahit olmuştuk 2015 Aralık’ının son gününde Cumhurbaşkanı ile çıktığımız Suudi Arabistan seferinde.

Maalesef çok trajik bir ölüm Kadir Bey’in ölümü. Aile içi şiddetin, vahşetin sıradanlığının, hayatın uçuculuğunun çok sert bir hatırlatması... Nur içinde yatsın...