Ah bu delilik sarsar bedenimizi

16 Şubat 2009

“Aşk Tesadüfleri Sever” albümü, bir sürü şeyin yanında bir de şunu göstermişti: Müslüm Baba hakikaten bambaşkadır. Her şeyi söyleyebilir ve her şarkıyı kendi şarkısı kılabilir...”
Yeni albüm “Sandık”ta da (Pasaj) durum aynen devam ediyor: Müslüm Gürses her şeyi ama her şeyi “kendince” söylüyor; mükemmel ve Müslümce.
“Sandık”ın bir önceki albüme göre, elbette çok daha kolay bir repertuvarı var; bir öncekinin “haddinden fazla Batılı” yapısının yerini, bu sefer “biraz bizden-biraz onlardan-biraz pop-biraz arabesk” bir yapı almış.
Ve aslına bakarsanız, çok da iyi olmuş. Böyle bir albümün-bu tür bir repertuvarın korkulacak tek yanı şu olabilirdi: “İyi, ama bu kadar farklı, bu kadar bambaşka sound’lara ait şarkıları, bir başına Müslüm Gürses ortak bir başlık altında toplayabilir, bu albümü gerçekten bir albüm yapabilir mi?”
Olmayabilirdi. Ya da uzun vadede iş sırıtabilirdi. Ama böyle olmamış Allah’tan; Sunay Özgür ve Ender Akay, yanlarına H. Emirhan Üçkardeş’i de alarak, Gürses’e mükemmel ötesi bir sound oluşturmuşlar.
Seviyorum deyip
“Arabesk”in, o adı kötüye çıkarılmadan önceki haysiyetli formunu koruyan ama bununla elbette yetinmeyip yenileyen, onu (tıpkı Orhan Akdeniz, Vedat Yıldırımbora, Özer Şenay ve diğer “pioneer”ların yaptığı gibi) çağdaş da kılan bir sound bu.

Yazının devamı...

Uzayın Sonsuzluğunda Sonsuz Şarkılar

19 Ocak 2009

90’lı kuşağın en mühim müzisyenlerinden-yaratıcılarından Uzay Heparı için yapılmış “Uzay Heparı Sonsuza” (Universal/Taxim Edition) albümü, çok genç yaşta, çok erken, çok zamansız kaybettiğimiz “dev insan”a saygılarımızı sunmak, yaptıklarının-başardıklarının altını çizmek için önemli bir fırsat.
90’ların bir özelliği olan “Sezen Aksu Akademisi”nin en verimli isimlerinden biri olan Heparı’nın bizzat Aksu’ya da kattıkları çoktur; ama asıl önemli özelliği, genç kuşak şarkıcılarla yaptıkları, onlara kattıklarıdır.
80’lerin sonu-90’ların başında “pop” yeniden yükselişe geçtiğinde, şartlar başka türlü oluşsa -ya da şöyle diyelim, Heparı ve benzeri birkaç başka “süper müzisyen” olmasa, bu “yükseliş” bir iki yıl içinde hafifler, sonra da biterdi.
Heparı ve arkadaşlarının yapmayı başardıkları en önemli şey budur işte: Yükselişi bir “patlama”ya dönüştürmek!
Yoksa o zamanki “pop kadrosu”nun tek bildiği şey, eskiden öğrendikleriydi. Aynı şeyleri yapmaya, aynı yolu sürdürmeye niyetliydi bu eski kadronun tamamı.
Tanju Okan’ından Berkant’ına, Garo Mafyan’ından Bora Ayanoğlu’na kadar herkes, araya hiç 12 Eylül girmemiş, yandan-önden-arkadan darbe yememişiz gibi işlerine kaldığı yerden devam etmek istedi, güle oynaya, “pop da pop” diyerek çıktılar huzurlara.
Ama bu sefer yememiştik; Heparı ve benzerleri sayesinde, “Lale Devri çocuklarısınız siz, zamanınız geçti,” dedik büyük bir kısmına ve çok da iyi ettik.

Yazının devamı...

Bir yerine bin ceza

12 Ocak 2009

Türkçe söylenme rekoruna sahip Mary Hopkin’in “Those Were The Days”i, ince işler yapmakta olan Artist’in, yeni yayınladığı albüme isim oldu.
Balet’in bir süre önce yayınladığı “Our Golden Songs” albümünün satış başarısı, bu işin devamının gelmesine yol açmıştı. “Our Golden Songs 2” de yapılmıştı geçen yıl. Geçen yılın sonlarında - bu yılın başlarında da (yani tam zamanında, yani geçmişe takılmak - kilitlenmek için olabilecek, en münasip zamanda - mesela, saat 10’da).
“Those Were...” albümü, “Kimler Geldi Kimler Geçti”nin orijinal versiyonu olan “If We Were Free” ile (ama şarkıyı asıl üne kavuşturan Sol Raye’in sesinden değil, 70’s Quartet adlı bir grup ya da projenin sesinden) açılıyor ve Lale Belkıs’ın “Doğduğum Ev”e dönüştürüp baştan yarattığı “Alta Gracia” (bu sefer asıl sahibinin imzası var; Oscar Harris’in) ile devam ediyor.
Patricia Carli, Iva Zannichi gibi eski kuşağa çok şey - genç kuşağa hiçbir şey söylemez, Gloria Gaynor, Dalida gibi her zaman - her kuşağa çok şey söyler isimlerle devam eden albüm, bir kuşak için (bir şey söylemek bir yana) “Tanrıça” demek olan Caterina Valente (“Kiss Of Fire”) ve şekerli - ballı sesli Tino Rossi (“J’Attendrai”) ile sona eriyor.
Elli site, bin elli sayfa gezdikten sonra (o da belki) bulunabilecek şarkılar, iki disklik tek bir albümde, cam gibi kayıtlarla ve makul bir fiyata önümüze gelmişken, herhalde kaçırmayacağız.
Kaçıranın arkasından teneke çalınıyor; haberiniz olsun.
Ah küçük Lucy

Yazının devamı...