Remix diye içine çek beni

20 Ekim 2008

“Remix” dediğimiz şey, rezil de eder vezir de. Müsebbibi “disco çağı ateşi”dir. 70’lerin ikinci yarısında utangaç bir biçimde başlayan bu metod ya da yol, 80’lerin başındaki new-wave patlaması ile gelişti-serpildi.
Bu ilk dönemlerde amaç aynıydı: DJ’lere pisti dolu tutma imkanı vermek. O şarkıdan bu şarkıya atlayıp “pist”in geleceğini tehlikeye atmak yerine, dans edenleri zaten beğenmiş oldukları bir parçanın daha daha uzun bir versiyonuyla yerlerine mıhlamak ve (tabir çok caiz) kafalarını ütülemek.
Bu ilk dönemler, remix dendiğinde, daha çok “şarkıyı sağından solundan çekiştirmek-uzatmak” anlaşıldı. “12 inch” ya da “extended” version ya da mix/remix olarak adlandırılan bu çabalar, 90’lı yıllarla birlikte büyük bir aşama kaydetti.
Artık “her derde deva”ydı remix dediğimiz “şey”; kimi zaman grup ya da şarkıcının normal sound’uyla yakalayamadığı bir kitleyi yakalamak için başvuruluyordu bu yola; kimi zaman da, büyük umutlarla yapılmış bir şarkı ya da albüm, beklenen ticari başarıyı yakalayamadığında.
“Yeni bir hayat” ya da “şans” demekti her durumda; daha önce yapılanı bonkörce çöpe atmamak, başarısızlığın altında kalmamak-kıvranmamaktı.
Dizimde uyuturum seni
Tarkan’ın yeni (ya da ikinci) “metamorfoz”u (“Metamorfoz Remixes”, Hitt/DMC), bu işe, daha çok bu son söylediğimiz şeyden dolayı niyetlenmiş olmalı.

Yazının devamı...

Popun bu seneki adresi: Popkomm.tr

13 Ekim 2008

Müziğin önemli fuarlarından-pazarlarından (hatta şenliklerinden) Popkomm’un bu yıl beşincisi düzenlendi; yine Berlin’de, 7-10 Ekim tarihleri arasında.
İlki 2004 yılında yapılan Popkomm’un, bu yıl bizim için önemi büyüktü. Tıpkı Frankfurt Kitap Fuarı’nda olduğu gibi, burada da konuk ülke (yani “üst başlık”) Türkiye’ydi. Bu nedenle bugüne kadar, bizim müzik endüstrisi tarafından (diyelim ki, Cannes’da yapılan MIDEM kadar) ilgi gösterilmemiş Popkomm’a azami ilgi (ve elbette “boy”) gösterildi bu yıl.
Popkomm’un beşincisi 7 Ekim Salı sabahı, yapılan bir basın toplantısı ile başladı. Popkomm yetkililerine, MESAM Başkanı Ali Rıza Binboğa ve MÜYAP Başkanı Bülent Forta da eşlik etti.
Forta, ülkemiz müzik pazarının bugününü özetledi ve dünya pazarı içindeki yeri ile ilgili olarak, muhtelif istatistiklerden söz etti, rakamlar verdi.
Binboğa da, kurulduğu yıldan başlayarak, telif alanında sürmekte olan başıbozukluğa bir fren koymuş olan MESAM’ın yaptıklarından ve gelecekte yapmayı planladıklarından söz etti.
Aynı akşam da açılış partisi yapıldı.
Berlin’in ünleri dillere destan gece kulüplerinden birinde yapılan partiyi, ünü Avrupa’da giderek yükselen Emel sundu. Bir başka “Hadise” sayılabilecek Emel’i, Popkomm’un başındaki isim Dr. Ralf G. Kleinhenz sundu, hem de gurur duyulabilecek cümlelerle-anonslarla.

Yazının devamı...

Hayat kurtaran DJ’ler

15 Eylül 2008

Farklı “toplama” albümlerin arka arkaya yayınlanması, dahası çok ilgi görüp listeleri parsellemesi, bu tür albümlere de büyük bir ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.
Cebimizde paramız az-çok azken, artık yalnızca bir, bilemediniz iki şarkısı bize uyacak albümlere yaslanmak istemiyoruz.
DJ’lerin derlediği bu tür albümler, bu iş için biçilmiş kaftan işte. Her albümü madem alamıyoruz, bu tür şarkıların çaldığı yerlere madem gidemiyoruz, o zaman ne çalar-ne dinlerler, bari onu bilelim diyor ve paraya kıyıyoruz. Özhan Özal’ın “Dejavu In Istanbul” (Yeni Dünya) albümü, bu aralar yayınlanan bu tür albümlerin güzel bir örneği.
İlginç bir albüm; çok da sürprizi var. DJ’lerin şarkılarına el atmadan duramadıkları Sezen Aksu’nun, hem de “Olmaz Olsun” gibi ilk dönem başyapıtlarından biri, “radio edit” ve “club mix” adlı iki versiyon halinde yer bulmuş kendisine.
Sevelim sevmeyelim, eleştirelim-yerin dibine geçirelim fark etmez, her durumda yarattığı hit’ler nedeniyle hakkını teslim etmemiz gereken Altan Çetin de (“Yes sir, are you ready?” filan diyor ya da dedirtiyor “My Lady” adlı şarkıda) destek vermiş arkadaşına.
Aksu ve Çetin’in şarkıları dahil, bütün albüm o Opus’un, bütün dünyanın müzik zevkini sonsuza kadar lağvetmiş-imha etmiş “Live is Life” çizgisinde. Sanki bir stadyumdaymışız da, hem takımımızı destekliyor, hem (tabii ki “non stop” şeklinde) eğleniyormuşuz gibi.

Yazının devamı...