Ben de istiyorum

7 Temmuz 2008

Sultana 2000 yılında, “millenium” heyecanının-telaşının ortasında çıkmıştı karşımıza, bir “Çerkez Kızı” olarak.
Kriz “Geliyorum!” diyordu elbette ama, henüz gelmemişti. İşaretler çakılmıştı, fakat anlamaz-bilmez davranıyor, hayatın tadını çıkarmaya devam ediyorduk.
Bu son mutlu günlerimizin orta yerine bomba gibi düştü Sultana. Bir ihtilalciydi o! Korkmuyor, lafını sakınmıyor, anlatıyor-söylüyor, hatta küfrediyordu. “Bunları böyle yaparak, şöyle şöyle davranarak nereye kadar gidebileceksiniz ki...” demeye çalışıyordu gözlerimizin içine bakarak.
Anladık mı? Evet, elbette. Bu konuda hiçbir zaman sorunumuz olmamıştır. Anlarız; hatta “Haklı!” bile deriz. Ama geçeriz. Anında geçeriz, zora gelemeyiz çünkü; “Üff” deriz, “kim uğraşacak” deriz-geçeriz.
Yine öyle yaptık ve bununla da kalmayarak kızcağızın ağzını tıka basa kırmızı biber ile doldurduk. “Bak şu hadsize,” dedik; “hem demediğini bırakmıyor, hem de hayattaki en büyük silahımıza dil uzatıyor!”
Bu toprakların, bugüne kadar görebildiği en radikal, en keskin (en “bu mahallede salyangoz, hatta sümüklü böcek satışı”) eleştirisi-karşı çıkışı  “Kuşu Kalkmaz”ın klibini yasakladık ilk elde. Ardından da, bu ve buna benzer iğneler-çuvaldızlar batırdık; tabii hep ona, hep ona.
Haklı olan bizdik ya, “iğne de-çuvaldız da bize batmasın-girmesin” havalarından çalmaya devam ettik. 

Yazının devamı...

Martılar şahit

16 Haziran 2008

Rafet El Roman’ın (“Yalancı Şahidim” ve “Sürgün” gibi şarkıların katkısıyla) yeniden ya da ikinci doğuşunu borçlu olduğu Ender (Gündüzlü), uzun süredir hazırlıklarını sürdüğü duyulan ilk albümünü nihayet tamamlayabildi.
Adından (“Enderin”, İkon/Milhan) ön kapağına, iç kapaklardaki fotoğraflardan tasarımına kadar, “Ben farklıyım; diğerlerinden farklıyım!” diyen bu albüm, hakikaten de farklı.
Rafet El Roman’a verdiği ve yukarda adlarını andığımız şarkılardan da kolaylıkla anlaşılacağı gibi, İsmail YK ve şürekasının civarından geçmemiş bir müzisyenle karşı karşıyayız.
Civarından geçmek bir yana, bu “civar”ı ciddiye almayan ama onlarla didişmek-sürtüşmek yerine, cevabın, verilmesi şart olan cevabın “şarkı” ile  yalnızca şarkı(lar) ile verilmesi gerektiğini düşünen bir genç yaratıcı-solist ile karşı karşıyayız.
Kendisinin ve kendisinden yola çıkarak “bugün”ün şifresini çözmüşlerden de Ender.
Elinde yeterince, hatta yeterinceden de fazla (RER ile yaptığı çalışmalar pek de “sakin”, pek de “yolunda” gitmemiştir; bu süreçten hanesine yazılanlardan, tefrika bir magazin programı bile çıkabilirmiş) malzeme-bilgi-ayrıntı olmasına rağmen; “başa gelen çekilir” demiş, işine, yeni şarkılarına bakmıştır.
Başına bir şey gelmediği için bir şey de çekmek zorunda kalmamışların, sabah akşam ekranları gözyaşlarına boğduğu, gözyaşları ile ekran ve “hane”leri suladığı şu çağda, önemli ama çok önemli bir özellik bu; sesi-yeteneği-çaldıkları-söyledikleri kadar önemli bir özellik.

Yazının devamı...