İSTANBUL’DAN KAÇAN KAÇANA!

Eklenme Tarihi13.04.2016 - 2:30-Güncellenme Tarihi12.04.2016 - 19:41

Hani yaşını başını almış insanların büyük şehirden kaçıp daha huzurlu ve sakin yerlere taşınması alışılmış bir şeydir ama artık genç insanlar da şehirden kaçmanın derdine düştü. Zira maalesef özellikle İstanbul’da huzur namına bir şey kalmadı. Benim etrafımda tası tarağı toplayıp gidenler olduğu gibi, hayatını değiştirmeye cesaret edemeyen ama her an bunun hayaliyle yaşayan tanıdıklarımın sayısı her gün artıyor. Bir arkadaşımın “Eskiden herkes köyden şehire kaçardı, şimdi şehirdekiler köye kaçmanın peşine düştü” tespiti çok doğru... Ya da Alaçatılı bir arkadaşın “Biz keyiften içeriz, İstanbullular dertten” sözleri!
Hafta sonu en yakın arkadaşım Zatto’yla ‘Alaçatı Ot Festivali’ne gittik. Dönüşte uçak İstanbul’a inene kadar keyfimiz pek yerindeydi ama yere değmemizle birlikte ikimizin de suratı asıldı... Ben İstanbul’a geldiğim anda nasıl gerginleştiğimi düşünürken Zatto “Bu şehri eskiden çok severdim ama artık gitmek istiyorum” dedi. 
Her gün artan kalabalığı, trafik çilesi, stresli ve hızlı yaşamı, terör endişesi, hatta hızla her yanı kaplayan gökdelenleri bile İstanbul’un tadını iyice kaçırıyor. Sanki şehrin üzerinde bir mutsuzluk enerjisi var, gerçek anlamda mutlu olan pek kimse yok etrafta! Güzel İstanbulumuz’un bu hale gelmesine üzülüyorum ama kaçma fikrine de hiç uzak değilim, hele ki Alaçatı’da yaşayan arkadaşlarımın mutluluğunu gördükten sonra!

Festival savaşçıları!
‘Alaçatı Ot Festivali’nde öyle bir kalabalık vardı ki yürümeye çalışırken arkamdan gelenin ayağı topuğuma çarpıyor, önümden gidenin saçı 
ağzıma giriyordu! Klostrofobik bir 
insan olarak epey zorlandım. 
Başta kumrucular olmak üzere (Millet masa kapmak için resmen savaşıyor, birbirinin önünden kumruları kapıyordu!) tüm mekanlarda yer bulmak imkansız olduğu için, yerli hanımların kurduğu tezgahlardan ev yapımı yiyecekler imdadımıza yetişti. Yoksa komple aç kalacaktık. Festival çok neşeliydi ancak benim kalabalığa tahammülüm yok, 
ona emin oldum. 
Benim gibi Çeşme turistlerine bağlar bahçeler arasında harika kahvaltı ve yemekleri olan ‘Noni’s House’u, Alaçatı’nın hem yemekleri, hem ortamıyla keyif veren mekanı ‘Muazzam’ı, balık ve meze keyfi için ‘Şerefe’yi tavsiye ederim. Bu arada Alaçatı’nın tam göbeğine müdavimi olduğum ‘Adana İl Sınırı’ kebapçısı açılacakmış yakında, harika 
bir haber!

SİBEL CAN ZATEN ÇOK GÜZEL!
Photoshop’un olmadığı ve herkesin fotoğraflarda ‘gerçek’ olduğu zamanlarda, Sibel Can bazen çok kilo alır, bazen de kısa zamanda forma girerdi. Diyet listeleri kadınlar arasında “Bak Sibel Can böyle zayıflamış” diye dilden dile dolaşırdı. Photoshop’tan sonra diyete gerek kalmadı tabii.
Gerçi bence Sibel Can çok şanslı çünkü kilo onda hiç kötü durmuyor, her haliyle çok güzel görünüyor. Bostancı Gösteri Merkezi konserinden basına servis edilen fotoğraflarındaki gibi yarı yarıya zayıflatılmasına gerek yok yani! Photoshop ufak tefek kusurları kapatmak için kullanılsın da bu kadarı neden? Hayır bir de artık herkesin elinde fotoğraf ve video çeken telefonlar var, photoshop hilesini abartanlar komik duruma düşüyor.