Neden bu kadar bunadık?

Neden bu kadar bunadık?


     Yıldırım Türker, pazar günü Radikal İki'deki yazısını, "Sayım sonuçlarında Türkiye'nin genç bir nüfus çıkmasına kulak asmayın. Genç kalmak için çok uğraşmak gerekiyor" diye bitirmişti.
       Bir yazının "son cümlesi" bittiğinde, o ana kadar "okur" olana kalmıştır gerisini yazmak.
       O sondan herkesin farklı yazıları çıkar; hiç yazılmamış olsalar bile.
       İster refleks, ister bir hatırlama, bir çağrışım, onaylama ya da itiraz olsun, ister bir başka sayfaya atlanmış olunsun, yazı, yazanın yazdığı kadarıyla kalmaz, bitirdiği yerde bitmez.

       . . .

       Okuyup bitirdiğimde Türker'in yazısını, "benim yazım" şöyle başlamıştı:
       Bu ülke yıllardan beri ölülerini sayıyor.
       Genç ölülerini.
       Sadece sayıyor. Kuru sayılardan ibaret kıldığı için de insanlığını yitiriyor.

       . . .

     Evren 12 Eylül darbesini yani "Cumhuriyet'i Kollama ve Koruma Harekatı"nı ilan eden ilk konuşmasında döküm vermişti:
     "Son iki yılda terör 5 bin 241 can almıştır. İstiklal Harbi'nde, Sakarya Savaşı'ndaki şehit miktarı 5 bin 713'tür."
       Bunu, "hiçbir insanlık duygusuna değer vermeyen örtülü harb" olarak adlandırmıştı.
       Sonra?
       Darbe ya da "kollama ve koruma" şartlarına, demokrasiye filan geçişe rağmen, birilerinin gidişine, yeniden gelişine rağmen, ömürlerine 20 yıl daha ekleyişlerine, nice ömürden 20 yıl çalışlarına rağmen...
       Siz bu "örtülü harb"in ne olduğuna, kimlerin yürüttüğüne dair, sorumlularına, siyasi, hukuki hesap vermelerine dair hiçbir şey duydunuz mu, tanık oldunuz mu, böyle bir süreç yaşadınız mı?
     Evren'in dahi o sırada "insanlık duygusu"na sığınmaya çalışmasına rağmen, "insanlık duygusu"nun tesis edildiğini hiç fark ettiniz mi?

       . . .

     "Örtülü harb" o şekilde kapanırken, daha sonra "alçak yoğunluklu savaş" denecek olan, "PKK terörü"nün ve "terörle mücadele"nin içinde binlerce gencin daha yok oluşunun sayfaları açılıyordu.
       Yine saymaya başladık.
       Onca şehit saydık... Ölü olarak ele geçirilenleri toplayıp durduk. Sağ olarak ele geçirilenlerle cezaevleri doldu. Dolu cezaevlerinde açlık grevlerinde ölenleri saydık, Ulucanlar'da olduğu gibi "kendi kendilerini öldürdükleri" söylenenleri de saydık.
       Vahameti anlatmak isterken, başta devlet, hepimiz, "şehit ve terörist" ayrımı yapmadan "30 bin ölü"den bahsettik ama. Bir bakıma, "insanlık duygumuz" oluverdi. Ölen herkesi, bu toplamaya ihtiyaç duyduğumuzda "insan" saydık.
       Cumhurbaşkanları, başbakanlar zaman zaman "Bu toprağın çocukları" dediler ya, öyle işte!
       Ama, "insanlık duygumuz" orada kaldı; şehit ya da terörist, 30 bin gencini yitirmiş ülke, "genç kalmak için" hiç uğraşmadı.

       . . .

       Uğraşsaydık...
       Nasıl oldu da böyle oldu sorusunun peşine düşerdik.
     "Bu toprağın 30 bin genci"ni toprağa düşürecek kadar yanlış yapanları, sosyal, siyasi, idari körlük ya da kasıt içinde olanları da merak ederdik.
     "Terör"ü sadece teröriste, teröristbaşına, dış düşmanlara bağlamaz, onların yanı sıra, "sorumlu birileri"nin de aynaya bakmasını, yüzümüze, gözlerimizin içine bakmasını isterdik.
       Gençleşirdik öyle, yenilenirdik.
       Zihnimiz, yüreğimiz, ruhumuz gençleşirdi ve bugün, "Terör bitti" denilen bölgede, Hakkari'de, ceviz toplamaya giden üç köylünün, elleri bağlı, kimler tarafından, niçin öldürüldüğünü de merak eder, genç ve gür "insanlık duygumuz"la sorabilirdik.

       . . .

       Neden bu kadar bunadık biz?
     


Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr

MasterChef 4. Bölüm FragmanıMasterChef 4. Bölüm Fragmanı

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber