Haklıyken Haksız Olmak

7 Ekim 2019

Haklıyken haksız duruma düştüm, senaryosuyla sıkça karşılaşıyorsanız, verdiğiniz tepkilerin gerisindeki mekanizmayı anlamanın zamanı gelmiş demektir. Bu mekanizma beş ayrı adımdan oluşur. İlk adım olan nesneyle karşılaşma, gerçekleşir gerçekleşmez, 2, 3, 4 ve 5.adımlar ışık hızında gerçekleştiğinden fark edilmeleri zordur.

Geçen haftaki yazımı okumayanlar için bu beş adımı tekrar özetlemek istiyorum; bir nesne, içerik ya da olayla karşılaşma, zihnin dikkatinin çekilmesi, nesnenin ne olduğu ile ne olmadığının belirlenmesi, nesnenin ne olduğuna bağlı olarak duyguların yükselmesi ve niyete uygun aksiyon alınması. Bu beş adım her ırktan, her yaştan, her cinsiyetten, fakirinden zenginine her tip insan için aynı şekilde gerçekleşir. Konu ilginizi çektiyse beş adımla ilgili aşağıdaki iki örneğe göz atmanızı öneririm. Ağız tadıyla ilgili bir örnekle başlamak istiyorum;

Diyelim ki bir cafenin (1.adım) önünden geçiyorsunuz. Dikkatiniz vitrinde duran cheese cake’e (2.adım) çekildi. Karnınız aç olduğu için cheese cake’e (3.adım) daha da yoğunlaştınız. Duygular yükseldi. (4.adım) Artık cheese cake’ e sahip olmak için elinizden geleni yapmaya hazırsınız. Bundan sonrası niyetin ne olduğuna bağlı olarak değişecektir. Aşağıda üç farklı niyete göre hazırlanmış üç aksiyon örneği yer almaktadır.

• Açlığınızı gidermek istiyorsunuz, cafenin kapısından içeri girer ve cheese cake ısmarlarsınız. Ya da;

• Geçtiğimiz ay beş kilo aldınız. Dış görünüşünüze çok önem veriyorsunuz. Cheese cake’e şöyle bir gülümse atarak yolunuza devam edersiniz. Ya da;

• Geçen ay kan tahlil sonuçlarınızı aldınız, şekeriniz yüksek çıktı. Açlığınızı yatıştırmak için cheese cake yerine sıcak bir çorba içersiniz.

İlk durumda zihninizden gelen tanıma (3.adım) göre cheese cake’i yediniz, aç olmak ve cheese cake sevmek dışında özel bir niyetiniz yoktu. Diğer iki durumda, zihninizde beliren tanıma göre yükselen duygular (3.adım) olumlu olsa da niyete uygun hareket ettiniz.

İkinci örnek; İşten eve erken geldiniz ve favori koltuğunuza teslim ettiniz kendinizi. Akşam yemeğine daha zaman var. En heyecanlı yerinde bıraktığınız kitabınız aklınıza geldi. Ancak yatak odanızdaki kitabı almaya (4.adım) üşeniyorsunuz.

Yazının devamı...

Sihirbaz mı? İp Cambazı mı?

23 Eylül 2019

Sihirbazlık illüzyon numaraları ve el maharetleri yaparak eğlendirme sanatıdır. İp cambazlığı ise yüksekte gerilmiş ip üzerinde gösteri yapma sanatıdır. İp cambazlığı sanatında illüzyona yer yoktur. Gerçeklik önemlidir. İpteyken dış faktörlerden etkilenmemek için düşünceleri tamamen bir kenara bırakarak orada olmak gerekir. Tüm bu özet bilgilerin ışığında size bir sorum olacak.

Hayatınızı ip cambazı gibi mi? Yoksa bir sihirbaz gibi mi sürdürmek isterdiniz?

Bu soruya nasıl yanıt verdiğinizi bilmiyorum ama gerçekte her birimizin muhteşem sihirbaz OZ’dan hiçbir farkı yok. Yüzyıllardır illüzyon yaratmak konusunda öyle ustalaştık ki sihirbaz olduğumuzu dahi unuttuk.

Her akşam uykuya daldığımızda, gözlerimiz kapalı olduğu halde bir anda değişik görüntüler görmeye başlarız. Örneğin uykuya dalar dalmaz muhteşem bir sahilde ya da bir ormanın içinde buluruz kendimizi. Bazen de kâbus görürüz, uyanıp da gerçek olmadığını anladığımızda ise kocaman bir oh çekeriz. Güzel bir rüyadan uyandığımızda ise gözlerimizi hemen kapatarak aynı rüyaya devam etmek isteriz. Rüyada görülenlerin hepsi çöldeyken görülen seraplar gibi zihnin bir yansımasıdır.

Sabah uykudan uyanır uyanmaz illüzyon sona erse de bu sefer gözlerimiz açıkken illüzyon görmeye başlarız. Gözlerimiz açıkken deneyimlediğimiz bazı illüzyon örnekleri şunlardır;

Sevgiliniz terk eder, çılgına dönersiniz. Onsuz yaşayamayacağınızı düşünürsünüz. Hayatın tadı tuzu kalmaz, depresyona girersiniz. İntihar etmediyseniz ya da kendinizi bir odaya kapatmadıysanız, başka birisine âşık olana kadar illüzyon devam eder.

Şimdi de erken yaşta hamile kalmış birini hayal edin. Doğumu beklerken çevresindeki insanlar ‘’çok genç anne olacak, kendisi daha çocuk’’ diyerek şefkat gösterirler. Aradan bir saat geçtikten sonra doğum gerçekleşir. Bebek annesinin kucağına verilir, bebek ağlamaya başlar. Bebeğini susturamayan küçük anne bu durumdan şikâyet eder. Aynı insanlar bu sefer de ‘’Anneliği beceremeyecek galiba’’ derler. Bu yakıştırmadan sonra küçük anne ne yaparsa yapsın ‘’kötü anne’’ yakıştırmasından kurtulamaz. Hatta ileride büyük bir ihtimalle kendisi de bu yakıştırmaya inanacaktır.

Düşmanınız olan bir insanı hatırlayın. Bu kişinin, düşmanınız haline gelmeden önce en yakın dostlarınızdan biri olma ihtimali çok fazladır. Zihin küçük bir illüzyonla dostunuzun gerçek yüzünü ya da en doğrusu potansiyel özelliklerini görmenizi engellemiştir. Bu ilişkiyle ilgili enteresan olan bir durum ise, düşmanınız olduğu halde zaman zaman dostlar listenizde yer alabilme özelliğidir.

Yazının devamı...

Zihnin İçinde Dönen Dolaplar

16 Eylül 2019

Hep birlikte birlik ve beraberliği içinde yaşamak için illa bir deprem, illa bir tsunami, illa bir reaktörün patlaması mı gerekiyor?

Bu soru, benim kişisel gelişime yönelmemi sağlayan en önemli sorularından biriydi. Bundan on beş yıl önce öfkemle baş edemediğim halde dışarıda sevgi ve barıştan söz etmenin dürüstçe olmadığını düşünerek ikinci bir hayata adım attım. O gün bugündür kendimi geliştirmek adına elimden geleni yapıyorum. Hayatımda olumlu yönde değişiklikler olsa da hala öfkelendiğim anlar olabiliyor. Bu sıkıntımı arkadaşlarımla paylaştığımda çoğunlukla şöyle derler; ‘’Sibel’cim uzun zamandır bu işler içinde olduğun halde sinirleniyorsun, biz ne yapalım?’’

Ben de ‘’Evet çok haklısınız, gidecek hala yolum var’’ şeklinde yanıtlarım. Elimden geleni yapsam da zihnimin içinde dönen dolaplardan haberim olmayabiliyor. Bugünkü yazımda zihnin, içinde dönen dolaplardan en önemlisinden kendi kendini memnun etme halinden bahsetmek istiyorum. (Self-centered Attitude). Kendi kendini memnun etme hali, bildiğiniz gibi ‘’Ne olursa Olsun Önce Ben’’ya da ‘’Şimdi Bana Ne Olacak?’’ şeklinden düşündüren zihin halidir. Herkesin eşit olduğunu kabul etmez. Dolayısıyla demokrasiye de inanmaz.

Budist hocalardan Geshe Damdul bir eğitiminde bu konuyla ilgili çok enteresan bir şey paylaştı. Faydalı olacağını düşündüğüm için sizlerle paylaşmak istiyorum.

‘’Kendini kendini memnun etme hali, dünyaya geldiğinizde ortaya çıksa da özünüze ait bir hal değildir.’’

Kendi kendini memnun etme hali, bebekliğimiz de karnımız aç olduğunda avaz avaz bağırtarak açlığımızın giderilmesine yardımcı olsa da yetişkinlik çağında sofrada yediğimiz yemeğin var olmasında birçok insanın payı olduğunu, yemeğe başlamadan önce şükretmek gerektiğini unutturan bir haldir. Bu hali daha iyi anlamak için aşağıdaki örnek deneyimlere göz atmanızı rica ediyorum.

Limoncu, parasını ödemeden tezgahından tek bir limon alarak kaçan çocuğun peşine düşer. O sırada tezgâhı boş gören diğer çocuklar tezgahtaki tüm limonları alıp kaçarlar. Limoncunun bu duruma düşmesine sebep kendi kendini memnun etme halidir.

Bavulların çıkış zamanı ve yeri aynı olduğu halde uçağın lastikleri piste değer değmez sizi uçaktan çıkmaya zorlayan kendi kendini düşünme halidir.

Yazının devamı...

Şiddete Son

9 Eylül 2019

Şiddetin kötü olduğu konusunda hem fikir olsak da çoğu zaman kendimize ve diğerlerine karşı uyguladığımız şiddetin farkında olamıyoruz. Zihnin dış şartlardan etkilenmesine izin verdiğimiz sürece de bu böyle devam edecek. Kendimize ve diğerlerine karşı uyguladığımız şiddete son vermek için önce zihnin kirlenmiş haliyle saf hali arasındaki farkı bilmek gerekiyor.

Zihnin kirlenmiş hali ile saf hali arasındaki fark nedir?

Zihnin kirlenmiş hali, negatif enerji ve duyguların sebep olduğu engellerden meydana gelir. Çok hızlı ve sert hareket eden bir insanı hayal edin. Bu insanın sert hareketleri ile anlamsız hızlılığı sizi rahatsız eder. Tam tersi sakin, huzurlu ve hoşgörülü bir insanın yanında olduğunuzda ise daha rahat hissedersiniz. Kendinizi rahatsız hissettiğiniz zamanları şöyle bir hatırlayın, işte o anların hepsinde zihnin kirlenmiş halinin parmağı vardır. Zihnin huzur, hoşgörünün bulunduğu hali ise saf halidir. Bu hal %100 korkusuz olandır. İster inanın, ister inanmayın bu hal her insanda mevcuttur. O zaman akla şöyle bir soru gelir.

Zihnin saf halini neden deneyimleyemiyoruz?

Kirlenmiş zihin, dış şartlardan etkilendiğinde (Zihnin dış şartlardan etkilenmesine örnek durumlar bir önceki yazımda mevcuttur) sürekli bir şeylerin tuzağına düşer. Bu tarz durumlar fazlalaştığında, sakin, huzurlu ve hoşgörülü olan gerçek doğasını hatırlamakta zorlanır. Olumlu ya da olumsuz dışarıyı olduğundan farklı görmeye başlar. Farklı görmeye başladığında yeni engeller ortaya çıkar. Yeni engeller, eski engellerle birleştiğinde daha güçlenir ve maalesef dünyayı olduğundan farklı görmeye başlarız.

Peki, dünyayı olduğu gibi nasıl görebiliriz?

Öncelikle dünyayı olduğu gibi görme konusunda çok ciddi olmak gerekir. Zihni bu konuda ‘’Olursa Olur’’ değil de ‘’Olmazsa Olmaz’’ seviyesine getirmek önemlidir. Bunun için de negatif engelleri pasifize edecek bedensel, zihinsel ve duygusal arınma çalışmalarına katılmalı ve ayrımcılık yapmayan, dünya gerçeklerini anlatan güvenilir felsefe ya da öğretiler takip edilmelidir. Daha önce birçok bedensel, zihinsel ve ruhsal arınma çalışmalarına katılmış, hayatınızda bir şeyler düzeldiği halde tekrardan benzer şeyleri yaşamaya başlamış olabilirsiniz. Bunun sebebi şudur;

Negatif düşünce ve duyguların iki hali vardır. Birisi gross, diğeri ise daha ince karakterli subtle olandır. Gross hali öfke, nefret, bağımlılıklar gibi enerjilerden oluşur. Gross hali kolayca fark edilebilir. Subtle hali ise daha ince frekanslı olduğundan fark edilmesi zordur. Subtle hal arındırılmadığı sürece dünyayı algılama şeklimizde değişiklik yapmak ve dolayısıyla şiddetten kurtulmak mümkün olmaz. Bu durumu okyanus metoforuyla açıklamak istiyorum.

Yazının devamı...

%100 Korkusuz Olmak İçin

2 Eylül 2019

Bir insanın isteklerinin gerçekleşmesi, arzuladığı şeyi ne kadar istediğine bağlıdır. İhtiyaç en derinden hissedildiğinde isteklerin gerçekleşmesi ‘’çantada keklik’’ kıvamında demektir. Bu sebeple geçen haftadaki yazımda paylaştığım soruyu tekrarlıyorum.

%100 korkusuz olmak için de her ne gerekiyorsa %100 yapmaya hazır mısınız?

Bu soruyu yanıtlamadan önce korkunun tanımı konusunda hem fikir olalım. Şu an korkuyla ilgili aklınızdan bir sürü bilgi geçmiş olabilir. Aklınıza gelenlerin ortak noktasının ne olduğuna bakarsanız korkunun olduğu yerde özgürlüğün olmadığını fark edersiniz. Bu yüzden de korkuyu özgür olmanın tam zıddı olarak tanımlayabiliriz. Bu da şöyle bir farkındalığı şu yüzüne çıkartır.

Hayatımızda korku olduğu sürece demir parmaklıkları olmayan açık cezaevi içinde yaşamaya devam edeceğiz.

%100 korkusuz olmak zihinsel özgürlüğü de içine alır. Zihinsel özgürlük birçok hocanın da söylediği gibi bağımlılıkların bırakılarak basit bir hayata geçmekle gerçekleşir. Zaten birçoğunuz zihinsel özgürlüğe ulaşmak için basit bir yaşama adım attı ya da planlıyor. Her şeyi bırakıp Bodrum, Çanakkale vb. gibi yerlere yerleşenler için, başlangıçta her şey yolunda gitti. Bir müddet sonra aynı sıkıntılar tekrar yaşandı. Çünkü korku gibi iç şartlar olduğu sürece bir şeyleri değiştirmek istediğiniz de bir bağımlılık bırakılır, başka bir tür bağımlılığa geçilir. Bu şekilde mutluluğun dış faktörlerden etkilenmesine izin verilmiş olur.

Budist hocalardan Shanditava, bütün dünyayı deriyle kaplamak yerine her bireyin kendi ayakkabısını deriyle kaplamasının daha bilgece olduğunu söylemiştir. Bu söylevden yola çıkarsak korkusuz olma sorumluluğu bizdedir. Zihnin %100 korkusuz hali için zihnin dış faktörlerden etkilenmesine son vermek gerekir. ‘’Benim zihnim dış faktörlerden etkilenmiyor’ ’ya da ‘’ben az etkileniyorum, sorun yaşamıyorum’’ diyenleriniz olabilir. Sizi bu durumu test etmeye davet ediyorum.

Aşağıdaki durumlardan hangileri çoğunlukla başınıza geliyor? Geliyorsa sıklık dereceleri nedir?

- Hediye aldığınızda sevinip, bir şeyler istediğiniz gibi olmadığında sinirlenir misiniz?

Yazının devamı...

Eylemleri Saflaştırma

19 Ağustos 2019

Zihnin enteresan bir yapısı vardır. Herhangi bir nesne ya da olaya takıldığında, nesneyi meydana getiren parçaları yok sayarak nesnenin tek başına var olduğunu düşünür. Örneğin, zihin sürekli olarak mutlu olmak için neler yapabileceğine odaklandığında bazı eylemlere takıntılı bir şekilde bağlanır. Takıntı, insanı bağımlı yapar, bağımlılıklar da insanın muhakeme etme yetisi kör eden negatif enerjilerdir.

Bu durumu tersine çevirmek için eylemlere göz atmak gerekir. Zira bağımlılık konusu metafiziksel problemden çok stratejik/taktiksel problemdir. Örneğin alkol bağımlılığı “Mutluluğum için neler gerekli?” düşüncesinden kaynaklandığı için sorunun çözümü için taktiğe yani eyleme odaklanmak gerekir. Bu da, elde etmeyi planladığımız mutluluk duygusunu güçlendirecek güçte eylemlere yönelmek şeklinde olmalıdır. Aksi takdirde zararla sonuçlanan eylemler, beklentilerin karşılanmamasının yanında kibir ve suçluluk duygusunu da ortaya çıkartır. Kibir ve suçluluk gündemde ise hatalı kararlar vermeye başlarız. Hatalı kararlar da direk bizi etkiler. Yüzyıllar önce Buddha bu durumu fark etmiş ve yedi yaşındaki oğlu Rahula’ya eylemlerin saflaştırılmasıyla ilgili aşağıdaki tavsiyeyi vermiştir.

Buddha, Rahula'ya düşünce, söz ve eylemlerini bir ayna olarak kullanmasını, onları zihninde neler olduğunu öğrenme aracı olarak kullanmasını isteyerek kendisine ve başkalarına zarar verici eylemleri takip etmesini, eylemden beklenmedik bir şekilde kendisi ya da başkaları zarar görüyorsa durmasını, herhangi bir zarar söz konusu değilse devam etmesini söylemiştir. Eylemden ötürü uzun vadede zarar olduğunda ise, yaptıkları hakkında bir perspektif elde etmek için yolda başka bir kişiye danışmasını ve daha sonra tekrar nasıl yapabileceğine bakarak aynı hatayı tekrarlamamasını istemiştir. Başka bir deyişle, hatalarını saygı duyduğu insanlara açıklamaktan utanmamasını, hatalarını onlardan gizlemeye başlarsa, kendisinden gizlemeye başlayacağını söylemiştir. Öte yandan, eylemden ötürü kendisi ya da herhangi biri zarar görmemişse, uygulamadaki ilerleyişinden memnun olmalı ve eğitimine devam etmesini tavsiye etmiştir.

Buddha’nın önermiş olduğu eylemlerin saflaştırılması uygulaması sadece eylemlerin gücünü ortaya çıkartmakla kalmaz, hayatınızı sürdürürken keyif almak ve acı çekmek arasındaki nasıl bir fark yaratabileceğinizi gösterir. Eylemlerinizi değerlendirirken her zaman bir sürü olasılığınızın olabileceğini görme halini kazandırır. Hatalarınızdan utanmadan ya da pişmanlık duymadan öğrenir, eylemlerinizi değerlendirme sürecinde iyi niyet ve merhamet geliştirirsiniz.

Eylemleri saflaştırma uygulaması ilginizi çektiyse başlamadan önce yapmanız gereken çok önemli bir şey var. O da uygulamayı yaparken kendinize karşı dürüst olacağınıza dair söz vermek. Kendinize karşı dürüst olmazsanız “Aferin sana iyi yaptın?” ya da “Daha önce nasıl düşünebildin?” gibi güzel ya da kötü hislerden ötürü ortaya çıkan sorularla kendinizi yargılamaya başlarsınız. Bu da insanın hatalı karar vermesine sebep olabilir. Dürüst olduğunuzda yaptıklarınızı örtbas etmek için gerçeğe uygun çıkarımlar yaratmaz ya da inkâr yoluyla gerçeklerden uzaklaşmaya çalışmazsınız.

Yazımı Mahatma Gandhi’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum

“Action expreses priorities” /Eylem öncelikleri ifade eder.”

Dileyen bugünden itibaren eylemlerine bakarak önceliklerinin ne olduğunu kısa yoldan keşfedebilir. Keşfin sonunda olduğu gibi hayatınıza devam edebilir ya da eylemlerin saflaştırması uygulamasını başlamayı düşünebilirsiniz.

Yazının devamı...