Hatırlanacakları Desteklemek

24 Haziran 2019

Bir süredir paylaştığım maskeleri bırakma konusunda ısrarcıysanız bu yazının içeriği size yardım edebilir. Hatırlanması gerekenler I ve II de paylaştıklarıma destek verecek altı uygulamadan bahsetmek istiyorum. Budist öğretiler bu uygulamaları altı mükemmellik olarak adlandırırlar. Bu uygulamalarla ilk karşılaşmam da “bunları biliyorum” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Fakat o zamanlar bilmekle, onları yaşamak arasındaki farkı pek fazla bilmiyormuşum. Bir elbiseyi denemeden üzerinizde nasıl duracağını anlayamayacağınız gibi bu altı mükemmelliği de denemeden, onları zihinsel tutum haline getirmeden üzerinizde nasıl görüneceklerini bilemezsiniz.

Zihnin oraya buraya atlayan yapısına son vermek ve onu eğitmek için biraz bakım yapmaya, sulamaya ve beslemeye ihtiyaç vardır. Bu altı uygulama, sulama ve besleme aktivitesi olarak kabul edilebilir. Altı mükemmellik uygulamalarının ilki, Vermek /cömertliktir. Bu uygulama, zihnin verme dileği içinde olması yani cömertlik tutumu içinde olmasını sağlar. Zihin verme tutumu içindeyse paylaşmak kolaylaşır. Mesela bir çocuğu ele alın. Önce oyuncağını arkadaşına vermek istemez. Oyun oynama isteği ağır bastığında birlikte oynamanın tek başına oynamaktan daha keyifli olduğunu sezgisel olarak bilir ve hemen hareket geçer, oyuncağını paylaşır. Yetişkinlerin bu tarz biliş seviyesine ulaşabilmeleri için verme uygulamasını pek çok kez yapmaları gerekebilir. (*) (Zihniniz, verme tutumu içinde olmadığı sürece ne kadar çok verme eylemi içinde olursanız olsun cömertlik uygulaması kapsamına girmez. Menfaat gereği yapılan verme eylemleri, maskelerin ürünüdür.)

2. Etik Olmak: Fiziksel yaralama, adam öldürme gibi bedenin sebep olduğu, dedikodu yapmak, kötü sözler söylemek gibi ağızdan çıkan lafların sebep olduğu, başkaları hakkında kötü düşünme, yargılama gibi zihnin sebep olduğu zararları azaltmak ve sona erdirmekle ilgilidir. Zarar vermeyi sonlandırmak için beden, ağız ve zihinden oluşan üç kapı sürekli denetlenmesi gerekir. Zira başkalarına verilen her zarar negatif enerjilere sebep olur. Negatif enerjiler, korkuları hayatımıza çeker, cesaretimizi yok eder, gerçeği görmemizi engeller, bağımlılıklara sebep olur vb. gibi.

3. Sabır: Sabır, pozitif bir zihinsel tutumdur. Öfkelenmemek, sinirlenmemek ve zorlukları kabul etmekle ilgilidir. İlerleme kaydedemediğimizde kendimize karşı sabırlı olmamıza yardımcı olur, en önemlisi öfkelenmemizi engeller.

4. Şevkle Yapılan Çaba; Şevkle yapılan çaba tembelliğin düşmanıdır. Çaba, ertelemeyi, anlamsız faaliyetlere yönelmeyi, cesaretin kırılmasını önleyecek kalitede olduğunda zihin otomatik olarak pozitif tutuma geçer.

5. Konsantrasyon: Zihni bir noktaya odaklanmış halde tutma halidir. Gelişmiş bir konsantrasyon sayesinde unutkanlık, zihinsel ajitasyonu, donukluk engellenir. Zihin, daha kolay bilgelik geliştirir.

6. Bilgelik: Bilgelik hatırlanması gerekenler I ve II de paylaştığım bilgilere uygun olarak yaşantımızı şekillendirmemize ve altı mükemmelliği uygulamamıza yardımcı olur. Bilgelik cehaletin panzehridir.

Güzel adımlar güzel sonuçlara sebep olur. Altı mükemmellik uygulaması ile Hatırlanması Gerekenler I ve II sayesinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu sezgisel olarak biliriz. Bu da entelektüel olarak edinilen yanlış görüşlerin ortadan kalkmasına, ailemize, topluma belki de tüm dünyaya karşı faydalı aktiviteler içinde olmamızı sağlar. Maskelere ihtiyaç duymamaya başlarız.

Yazının devamı...

Hatırlanması Gerekenler- II

17 Haziran 2019

Önce " Hatırlanması Gerekenler 1" Başlıklı yazıya göz atın

Aklın dönüşümü, maskelerin, sahte kimliklerin ortadan kalkması demektir. Bunu sağlamak için zihnin içinde, var olduğunu düşündüklerimizin asla var olmadığını hatta asla var olmayacağını kavramamıza yardımcı olacak bir alan yaratmak gerekir. Budist öğretiler bu alanı “emptiness”, boşluk/yoksunluk olarak adlandırırlar. Bu alan uzun süredir devam eden aldatıcı ben’e olan inancınızı ortadan kaldırmanıza yardımcı olacak olandır. Ancak meditasyon yaparak deneyimlenebilir. Meditasyon sırasında herhangi bir nesnenin var oluşuyla ilgili üç gerekliliğe odaklanılır. Bu üç gereklilik şunlardır;

1.Sebep-Sonuç ilişkisinin gerekliliği: Hiçbir şey yoktan var olamaz. Bir takım koşul ve durumlar bir araya gelerek bir nesneyi oluştururlar. Örneğin, yaz mevsiminde olmamıza rağmen hala yağmur yağmasının gerisinde onu yaratan sebepleri vardır.

2.Parçaların Gerekliliği: Var olan her şey parçalardan oluşur. Parçalarından bağımsız somut bir şey yoktur. Hiçbir şey tek başına var olamaz.

3.Kavramsal Atama gerekliği: Her şeyin bir ismi yani etiketi vardır. Örneğin, karton bardağa kendi tarafından bakarsak bardak değildir. Karton silindir şekline getirilmiş altına da yuvarlak yapıda başka bir karton yapı birleştirilmiş ve bu yapıya “Karton bardak” ataması yapılmıştır.

Bu üç gereklilikten enerjisel olarak en ince seviye olan üçüncüsünü (kavramsal atama) anladığınızda işiniz kolaylaşacaktır. Fakat bunu yapmak hiç de kolay olmayacaktır. Bu yüzden de maskelerin, sahte kimliklerin sebep olduğu acıdan kurtulabilmeyi gerçekten çok istemek önemlidir. Bu üç gereklilik iyice özümsendiğinde hayatınız değişebilir. Örneğin, kurban psikoloji kendiliğinden yok olur. Hatta bu yolun sonunun “aydınlanmak” olduğunu söyleyenler bile var. Bunu üç gerekliliği kullanarak “Aydınlanmayı” analiz edersek; “Aydınlanma” sadece kavramsal bir atamadır. Aydınlanma tek başına oluşmaz. Aydınlanmanın olması için parçalara ihtiyaç vardır. Bu parçaları kısaca özetlersek;

Niyet, konsantrasyon geliştirmek, bir şeyin var olabilmesinin üç gerekliliği özümsemek ve bu konuyla ilgili eğitim almak ve kitaplar okumak, özümseyenlerin hayatını incelemek, hatta onların yolundan gitmek, insanlar ve hayvanlara zarar vermemeye başlamak vb. gibi. Peki sonuç ne olur?

Huzur, koşulsuz sevgi, şefkat, barış, saadet, mutluluk. Evet ben bunu çok isterim derseniz sebep yaratmaktan başka çareniz yoktur. Zira ne ekerseniz onu biçersiniz.

Yazının devamı...

Hatırlanması Gerekenler -I

10 Haziran 2019

Her birimiz birçok şeyin üstesinden gelebilen kahramanlarız. Ekonomi, tıp, mühendislik okuyoruz, tenis, yüzme sporlarıyla ilgileniyoruz, paramızı keyif veren aktivitelere harcıyoruz, doğada zaman geçiriyoruz, dış ülkeleri görmeye gidiyoruz. Fakat bir türlü kendimizi iyi hissedemiyoruz. Aslında biraz sonra paylaşacaklarım az çok herkes tarafından bilinse de hep unutuluyor.

Hatırlanması gerekenlerden biri; tatsız bir deneyimin içindeyken her ne oluyorsa onun kalıcı olduğunu inanan bir zihin yapımızın olmasıdır. Ve bu yapı bir insanın akıllı ya da akılsız olmasından bağımsız herkes için geçerlidir.

Hatırlanması gerekenlerden bir başkası ise; her şeyi kendi doğasında var olan, diğer sebeplerden ve koşullardan bağımsız olarak ya da onları deneyimleyen kendi aklımızdan tamamen bağımsız olarak algılayan bir yapımızın olduğudur. Örneğin karşınızda sağlam, bağımsız bir masa var diyelim. Peki, masa nerede? Masanın bulunduğu yer neresi? Masa için bacaklardan biri diyebilir misiniz? Ya da üst kısmı? Yoksa diğer parçalarından biri mi? Masa ne zaman var oldu? Masa olmaktan çıkmaması için kaç parçaya ayırmak gerekir? İyice araştırdığınızda “masa” denilen şeyi bulamayacağınızı keşfedersiniz. Masayı bulamasanız da karşınızda birbirini tamamlayan parçaların birleştirilmesiyle oluşan bir yapı var. Ve bu yapıya “masa” adı verilmiş.

Belki de şu an zihniniz kelimelerle oynadığımı söylüyor. Aslında birçok felsefe ve bilim bu gerçeği değişik şekillerde gündeme getirdiler. Hatta şöyle dediler, dışarıda gördüğünüz her şey kendi zihninizin bir yansımasıdır. Zihinsel deneyimlerimizin hepsinde bu hata var ve sorgulamaya gerek duymadan içgüdüsel olarak bu şekilde deneyimlenir.

Yaygın görülen bu zihinsel hata, kendi kendimizi yanlış algılamayla başlar. Her birimiz bir bedenin, bir et, kemik ve cilt kütlesinin, zihnin ya da aklın bileşiminden oluşuruz. Düşünce, duygular ve algılar bu bileşime dahildir. Bir parçamız olan ego, güvenliği ve ölümsüzlüğü canlandırmak için içsel, bağımsız, kalıcı bir benlik icat eder. Bu yaratım süreci bilinçli olarak yapılan bir şey değildir. Gerçekte var olmayan bu benlik özellikle stres, heyecan ve korku zamanlarında güçlü bir şekilde ortaya çıkar. Örneğin, bir kazadan kurtulduğunuzda, neredeyse ölecek ya da acı çeken, korunması gereken güçlü bir “ben” duygusu ortaya çıkar. Bu “ben” aslında bir halüsinasyondur. Budist öğretiler problemlerin özünün bu yapı olduğunu söylerler. Bu yapı cehalet, bilgisizlik olarak adlandırılır ve kendi içinde bağımlılık, kıskançlık, öfke, kibir, depresyon ve sayısız diğer çalkantılı ve mutsuz zihin seviyelerine ayrılır. Kendimizi nasıl imgeliyorsak, bu imgeyi tatmin eden ve koruyan, korku ve düşmanlıkla tepki gösteren kişilere, yerlere ve durumlara ilgi duyarız. Bu yapı, bir süredir bu bloğumda paylaştığım maskeler konusuna denk gelir.

Çözüm, zihnin (aklın) dönüşümündedir. Aklın dönüşümü, deneyimlediğimiz her şeyde, yansıttığımız sahte nitelikleri ortadan kaldırmak anlamına gelir. Budist öğretiler bu yapıyı emptiness başlığında toplamışlardır. Buna boşluk yoksunluk da diyebilirsiniz. Boşluk, yoksunluk var olduğuna güçlü bir şekilde inandığınız bir şeyin gerçekte asla var olmadığını, asla var olmayacağını görebildiğiniz bir alandır. Bu alana erişim konsantrasyon geliştirmek yani meditasyonla mümkündür.

Kendinizle bu uygulamayı yapmak istediğinizde ego, size “ama ben varım çok saçma” dedirtecek bu yazının içeriğini toptan unutturacaktır. Egonuza şöyle bir yanıt verebilirim; Evet, kesinlikle varsın. Mutluluğu ve ıstırabı deneyimleyen, işe yarayan, çalışan, yiyen, uyuyan, meditasyon yapan ve aydınlanan birbirine bağlı bir sürü benlik var. Burada yapılmak istenen huzura ulaşmak için olduğumuz ben ve sonradan üretilmiş olanları birbirinden ayırmaktır. Ayırmak derken bu yapıdan vazgeçmek değil, bu yapının farkında olarak bilinçli yaşamayı kast ediyorum.Zaten istesek de vazgeçemeyiz. Bu yapının farkında olarak bilinçli seçimler yapmak önemli.

Bu konu hakkındaki bilgilerimi paylaşmaya devam edeceğim. Önümüzdeki haftaya kadar hatırlanması gereken iki şeyin hayatınızda var olan örneklerine bakarsanız şahane olur. Bu yapıyı, zihniniz en derinlerindeki düşüncelerin var olmadığı alanda izlerseniz, hatırlanması gerekenlerin önemi daha kolay anlaşılır hale gelecektir

Yazının devamı...

Bayram Uygulaması

2 Haziran 2019

Her şeye kolayca ulaşmak mümkün. İstersek soru işaretlerimizi kısa yoldan giderebiliriz. Uzmanlık geliştirmek istediğimizde oturduğumuz yerden eğitim alabilir, gezip görmek istediğimiz yerlerle ilgili anında bilgi edinebiliriz. Ulaşılabilirlik, insanı özgürleştirip zaman kazandırsa da değersizlik hissi ile birlikte sorunları da açığa çıkartır. Sorunların nasıl çözüleceğini bilsek de aynı yanıtı alabilmek için araştırmak isteriz. Sürekli araştırma şüpheyi, ihtiyacımız olmayan konulara odaklanmayı, karşılaştırma yapmayı da beraberinde getirir. Sonuç zihinsel fakirlik…

Zihinsel fakirlik de öyle sakince durmaz, bunun aksi olduğundan emin olmak ister. En ufak bir şey için dahi kendimizi övmeye başlarız. Mesela, “Ben iyi bir öğrenciyim, ben iyiyim. Birçok başarıya sahibim. Ben değerliyim hatta özelim” şeklinde düşünürüz. Fakat yine de değersizlik hissi yok olmaz. Değersizlik hissini yok etmek için gazete, internet ya da arkadaş tavsiyesini referans alarak terapistten yardım alsak da seansın her anından şüphe duyduğumuz için istenilen sonuç alınamaz.

Kişisel gelişim konusuna ilgi duymaya başladığımda içimdeki öfkeye bir iki seansta son vereceğime inanacak kadar özgüvenim vardı. Değersizlik hissi ile güçlü özgüven birlikteyken her şeyin yolunda olduğu fikri güçlenerek gerçeği görmemi engellemişti. Kendimle ilgili pek fazla bir şey bilmediğim için de neyi istiyorsam onu hayatıma çekiyordum. Bir önceki yazımda da paylaştığım gibi kendimi bilmeye ihtiyacım vardı.

Kendini bilme işi çok uzun bir yolculuk. Öyle bir iki çalışmayla olmuyor. Oldu gibi görünse de gerisinde ne olduğunu araştırmak gerekir. Geçmişe göre daha iyi olsam da dikkat etmezsem bazen çok çalışkan, bazen sosyal, bazen de enteresan olabiliyorum. Değersizlik hissini ortaya çıktığında onu fark etmezsem çekim yasası gereğini yerine getiriyor. İyi olduğuma ikna edecek yanlış işaretleri karşıma çıkartıyor. Olduğum kişi ve ben şeklindeki iki halle birlikte yaşamak hiç kolay değil.

Tüm bu yazdıklarımı özetlersem; Kendini bilme süreci, bir şeyler inşa etmek üzerine kurulu olduğunda kendi değerimizden şüphe edip acı çekiyoruz. Seçtiğimiz rollere rağmen kendimizi değersiz hissediyoruz. Bir şeyler inşa etmek yerine olduğumuz kişinin ne olduğunu bilmek en doğrusu sanki. Siz de kendinizle ilgili bir şeyler bilmeye doğru kararlı bir adım atmak isterseniz bu uzun Bayram tatilini fırsata çevirebilirsiniz.

Kendini bilme konusunda aşağıdaki soruları yanıtlayarak küçük “Kendini Bil” anları yaratabilirsiniz.

“Kendini Bil” Uygulaması:

Gerçekten ben kimim?

Yazının devamı...

Kaç Masken Var?

28 Mayıs 2019

Biri olmaya karar verdiğimiz an kendimize bir maske seçiyoruz. Gün boyunca bir maskeden diğerine geçiş yapıyoruz. Bunu gerçekleştirmek için de çok fazla numara yapmak zorunda kalıyoruz. Sonrasında da “Ben gerçekten kimim?” deme halleri başlıyor. Bu maskeleri neden takıyoruz? Maskelerinin gerisindekinden korkuyor olabilir miyiz? Sizce bu korkudan kurtulmanın yolu; kendimizi geliştirmek mi? kendimizi tanımak mı?

Kendi hayatımı referans alarak bu soruya şöyle yanıt verebilirim; Kendimi bildim bileli yeni şeyler öğrenmek ve kendimi geliştirmek çok önemli oldu. Kendimi geliştirdikçe iş hayatımda çok başarılı oldum. 41 yaşıma geldiğimde ise çevremdekilere verdiğim tepkileri, insanları ve dünyada olanları anlamakta zorlandığımı fark ettim. Bunca yıllık gelişim boşa mı gitmişti? Bu düşüncelerle haşır neşirken kariyerimin ilk yıllarında birlikte çalıştığım yöneticimle karşılaştım. Bu karşılaşma bana “kendini tanımak mı geliştirmek mi” sorusunun yanıtına götürecek kapıyı açtı. Sohbetimiz sırasında ona şirketten ayrıldıktan sonra neler olup bittiğini anlatırken o da benimle “Sibel, performansın çok yüksek olduğu için senin hedef gerçekleştirme rakamlarını düşürerek yönetime bildirirdik. Diğerleriyle aranda büyük fark olduğu için seni rakamlarını bildiremezdik.”bilgisini paylaştı. Yıllar sonra performansımla ilgili gerçeği öğrenmiştim. “Daha iyi olmalıyım, performansımı arttırmam gerekiyor” maskesinin altındakini değersiz bulmuş olmalıyım ki daha iyisini yapabilmek için kendimi tanımak yerine bir sürü maske yaratmıştım. İşin ilginç yanı bu maskeler kendi değerimi hissettirmemişti.

Evet, bir şeyler yapmak gerekiyordu ama ne? Bu soruyu yanıtlamak kolay olmadı. “Yaparsan olur” maskesi üstüme o kadar çok yapışmıştı ki enerji çalışmaları ya da hiçbir yapmadan öylece oturup meditasyon yapmak saçma geliyordu. Neyse ki tesadüfen! nefes hayatıma girdi ve nefesim açıldı ve buna bağlı olarak enerjim yükseldi. Negatif enerjilerin oyununa daha az geliyordum. Fakat “Yaparsan olur” maskesi hala benimleydi. Bu maske, beni seyahat etmeye, yeni öğretiler aramaya, gerçeği bulmaya sevk etti. Sonunda yapma enerjisinin tek başına yeterli olmadığını keşfettim. İşte o zaman da meditasyona başladım.

Dürüst olmak gerekirse maskeler öyle kolay kolay gitmiyor. Hele benim gibi “daha özel ve daha layık olmayla”ilgili maskeniz varsa kurtulmak kolay olmuyor. Maskelerden kurtulmanın antidotu, kendini tanımak. Meditasyonda bunun için en güzel araç. Fakat her şey de olduğu gibi meditasyonda da beklentileri düşük tutmak çok önemli.

Meditasyona karar verdiğinizde, yapacak hiçbir şey ve etkileyecek kimsenin olmadığı tek başına ve tek başına oturmanın nasıl bir şey olduğunu görmeyi seçtiniz demektir. Zihninizde ortaya çıkan her şeye açık olmayı ve izlemeyi öğrenirsiniz. Meditasyon, yargılamadan, bir şeylere tutunmadan neyin ortaya çıktığını izlemektir. Düşüncelerin sizi nasıl yakaladığı ile gökyüzündeki bulutlar gibi gelip gitmelerine nasıl izin vereceğiniz öğretilir. Maskeler olmadan maskeyi izlemeniz ve yargılamamanız istenir ki bu şimdiye kadar alıştığınızın dışında bir alışkanlıktır. Oturma pratiğiyle, deneyiminizle çok fazla kalmadan, fazla düşünmeden veya bir şeyi düzeltmeye çalışmadan, güçlü ve zayıf yönleriniz, başarılarınız ve başarısızlıklarınız, engelleriniz ve girişimleriniz hakkında daha netleşirsiniz. Sabit görüşleriniz ve alışkanlıklarınız nedeniyle taşıdığınız korkunç yükü fark edersiniz. Başarısızlıklarınızın ve kusurlarınızın, başarılarınızdan daha güçlü öğretmenler olduğunu keşfedersiniz.

Bir sürü parıltıya sahip olabilirsiniz. Fakat hiç birisi sağlam değildir. Bunları yazdım diye maskelerimden arındığımı sanmayın, “alçak gönüllük” maskesini takmadan söyleyebilirim ki, geçmişe göre çok daha iyiyim, sabırla kendimi tanımaya devam ediyorum, kendimi tanıdıkça daha da geliştiğim kesin…

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Yazının devamı...

Gözden Kaçan Gerçekler

20 Mayıs 2019

Başkalarının işine karışmak kolay, kendi işimize bakmak zor olandır. Gerçekte neler olduğundan bağımsız, insanları ve olayları yargılamak çok hoşumuza gider. Diğerleri karşımızda küçüldükçe, büyüdüğümüzü varsayarız.

Her şey çok masumca başlar. Başkalarının işine karışmak, önce keyif verir sonra alışkanlık haline gelir. Bu alışkanlıkla anılmaya başladığımızda ise geniş yüreklilikten dar görüşlü olmaya doğru bir atmış oluruz. İşte bu adım farkındalık geliştirmememin kilit taşıdır. Zira dar görüşlülük farkındalık geliştirmenin önündeki en büyük engeldir. Pozitif ya da negatif başımıza gelenlerden ders almamaya başlarız. Yaşamla ilgili gerçekler gözden kaçar. Gözden kaçan gerçeklerle ilgili birkaç örnek paylaşmak istiyorum;

1- Başkalarının işine karıştığımızda artık karşılaştırma dünyasının kurallarına tabi oluruz. Bilinç, onu, bunu, şunu, birbiriyle bağlantılı olanı, olmayanı sürekli karşılaştırır. Sonunda işin suyu çıkar. Diğerlerinin mutluluklarını paylaşmak yerine mutlu oldukları için üzülürüz. Böylece diğerlerinin mutluluklarını paylaşmanın çok iyi geleceği gerçeği gözden kaçar.

2- Sahip oldukları yüzünden gıptayla bakılan insanlar da acı çekerler. Bir insan ne kadar çok şeye sahip olursa daha fazlasını ister. Sahip olduklarını kaybetme korkusuyla yaşar. Aslında en derinlerdeki niyeti diğerlerini kıskandırmaktır. Diğerlerini kıskandırmanın insanı mutsuz edeceği gerçeği gözden kaçar.

3- Sadece diğerlerinin nelere sahip olduklarına odaklandığımızda sahip olduklarımızı unutur, şükretmek gözden kaçar. Şükretmenin pozitif deneyimleri çekme gücüne “hoşça kal” demiş oluruz.

4- Alçak gönüllü olduğumuzda diğerlerine alçak gönüllü, öfkeli olduğumuzda ise diğerlerine öfkeli olma fırsatı verdiğimiz hep gözden kaçar.

5- Sabrımızı kaybettiğimizde, kendimizi olduğundan daha büyük gördüğümüz gerçeği gözden kaçar.

6- Kaybetmemek adına sahip olduklarımıza sıkıca tutunduğumuzda bağımlılıkların gerçek sebebinin korku olduğu gözden kaçar.

Yazının devamı...

Kaynağını İyice Kontrol Et!

13 Mayıs 2019

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir sürü insandan yardım aldık. Ailelerimiz, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz bu dünyada başarılı olabilmek için neler yapılması gerektiği, nasıl iyi bir iş sahibi olunacağı konusunda bir sürü bilgi paylaştılar. Fakat nasıl yaşamamız gerektiğine dair detaylı ve net bir bilgi veren olmadı.

Bu dünyada nasıl yaşanacağına dair bilgiler daha çok dini kaynaklar ile felsefeler de yer alırlar. Bu bilgileri yetkin olmayan kişilerden öğrendiğimizde ise yanlışa düşeriz. Bu yüzden de nasıl yaşanması gerektiğine dair bilgileri paylaşan insanları iyice araştırmak gerekir. Doğru insanlar, insan denilen varlığın fiziksel, zihinsel/duygusal ve ruhsal yapısını bilen ve karşılarına çıkan insanların potansiyellerini görür görmez anlayabilen insanlardır. İnsanların, testilerini ne kadar doldurabileceklerini dikkate alarak paylaşımda bulunurlar. Neyin, ne zaman, nasıl paylaşılacağı konusunda maharetlidirler.

Siz, siz olun, bu dünyada nasıl yaşanılacağı konusunda bilgilerini paylaşan insanları iyice kontrol edin. Her zaman doğru kişilere sığının. Bu yolda size yardımcı olacak şey niyetinizdir. Gerçekten istediğinizde, niyetin gücü aradığınız her ne ise adım adım size yaklaştırır.

Örnek olması açısından doğru kişi olduklarından emin olduğum insanlardan nasıl yaşayacağım konusunda aldığım bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Materyal şeylere sahip olmaya devam ettiğimiz sürece tatmin hissi yerine, her seferinde sahip olma içgüdüsü artacak, hiçbir zaman bitmeyecektir.

- Bir şeylere sahip olduğumuzda sahip olduklarımızı korumak adına kendimizi paralarken korkunun ağına düşeriz.

- Korku, bağımlılıkların hayatımıza girmesine sebep olur. Çünkü bir şeyleri kaybetme korkusu, sahip olduklarımıza tutunma halini getirir. Bu da bağımlılıkla sonuçlanır.

- Affedemiyorsak büyük bir yük taşıyoruz demektir. O yükü taşıdığımız sürece de affetmek mümkün olmayacaktır.

- Sabır gösteremediğimiz zamanlarda sabır göstermemiz gereken kişi başkalarından ziyade kendimiziz.

Yazının devamı...

Hastalıkta ve Sağlıkta

5 Mayıs 2019

Dünyaya sadece insan tarafımızla bakarsak ne olur?

Dışarıda gördüklerimizi gerçek zannederiz. Beş duyumuzla algıladığımız dünyanın gerçek olduğunu düşünmek, limitlere, hastalıklara, savaşa inanmak anlamına gelir. Gazete haberlerini takip ederek, televizyon izleyerek, Facebook’ta gezinerek dışarıdaki dünyayı anlamak mümkün değildir. Dünyayı tam olarak içsel gerçekliğe ulaştığımızda anlayabiliriz.

Nasıl düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bu gezegende işler iyice çığırından çıkacak. Bu yüzden de bizim gibilerin gerçeği bulması için içine dönmesi gerekiyor. Nefes, enerji çalışmaları, koçluk vb. gibi birçok teknik var. Bu teknikler, yapma eyleminin kapsamına girerler. Dengeli bir spritüal yaşam için sadece yapma değil, olma eylemine de ihtiyaç vardır. Meditasyon olma eylemidir. Meditasyon içsel gerçekliğinizle bağlantıya geçmenizi sağlar. İçinizde var olan ışık ve karanlığı dengeleme fırsatı yakalarsınız. Zihniniz karışıksa kendinizi eksik hissedersiniz. Aydınlanmış zihinden bir parça olmadıkça güzellikler fark edilmez. Gerçekten sevemeyiz. Dünyanın sonu gelmiş gibi olur. Amaç olmaz. Amaç olmadığında hayatın anlamı kalmaz. Özetle dünyayı gerçekten anlamak istiyorum diyorsanız zihni izlemekten başka çareniz yok.

Zihni izlemediğimizde başımıza gelenlerin sorumluluğunu dünyaya bırakırız. Halbuki, hayatımız herhangi bir nesneyle karşı karşıya geldiğimizde, aldığımız karara göre şekillenir. Bir nesneyle karşı karşıya geldiğimizde ya ona bağlanır ya da ret ederiz. Bağlandığımızda bağımlılıkları, ret ettiğimizde öfke ve nefreti deneyimleriz. Bu iki durum da hiçbir zaman hayırla sonuçlanmaz. Gerçekten sahip olamayacağımız şeylerle boşuna zaman kaybederiz. Sahip olabileceğimiz tek şey niyetimiz. Niyetimi kaybedeceğim diye endişelenmeye ya da üzülmeye gerek yoktur. Aksine niyetimizi ne kadar çok ifade edip hayata geçirirsek onu arttırmış oluruz. Niyetimizi paylaştığımızda hem biz kazanırız hem de diğerleri…

Bu yüzden zihni izleyerek hayırlı olanı seçmeliyiz. Tıpkı evlilik yemininde olduğu gibi zihnimizle (aklımızla) “hastalıkta ve sağlıkta birlikte olmalıyız”

Zihnini izle, mekanizmayı fark et.

Zor mu geldi?

Yazının devamı...