EÇZ Yaklaşırken

5 Şubat 2019

3 martta gerçekleşecek Ebeveyn Çocuk Zirvesi bugünkü konum…

Ancak daha önce size benzer organizasyonlardaki izlenimlerim ve duygumdan bahsetmek istiyorum. Benzer organizasyonlar aslında hedef kitle ile ürün ya da hizmet sağlayıcılarının birbiri ile kolay temasta olmasının hedeflendiği ortamlardır. Fuar ya da benzeri mecraların amaçladığı ile hedef kitlenin amaçladıklarının örtüşmesi halinde de son derece keyifli ve başarılı çıktılar elde edilebilir.

Ben bir gözlemimi paylaşmak istiyorum belki de bu bir tespit; bu tür organizasyonların elbette bir kazanç çıktısı olacaktır ancak mutlaka fayda çıktısı da gözetilerek çok önemli çabalar harcanıyor konuşmacılar, atölyeler, etkinlikler vb organize ediliyor. Bu kadar büyük çabaya rağmen katılımcıların firmaların dağıttığı defter ya da promosyon ürünlerinin peşine düşüp sahnede konuşulan çok değerli bilgileri ve deneyimleri kaçırıyor olmaları çok üzücü. Evet belki artık bilgiye erişim çok kolay ancak alanında söz sahibi kişilerin o sırada ve o ortamda paylaştıkları bilgiye erişim için kaç kitap okumak kaç video izlemek durumundalar acaba? Konuşmacılar ya da panelistler ya da atölye liderleri kendilerini dinleyecek izleyecek birilerini beklerken katılımcıların poşet toplamalarını çok yadırgıyor ve üzülüyorum.

Bu bağlamda Ebeveyn Çocuk Zirvesi daha farklı kitle ile buluşacak diye umuyorum. Eminim ki daha alıcı ve bilinçli bir kitle için çaba harcanıyordur.

Okul tercih panelinde ise sevgili Elgiz ile Nuran Çakmakçı moderatörlüğünde konuşacağız. Valla bu konuda iddialıyım ki “fark yaratan anne baba “kitabımda da anlattığım gibi” ben başarılı bir anneyim” diyerek sazı alıp anlatacağım.

İddialı, sevimsiz, itici ama gerçek… Çünkülerini ise sorular karşında paylaşmak istiyorum bakalım Sayın Nuran Çakmakçı neleri merak edecek?

Ancak kısa bir ip ucu vermek gerekirse “iyi okul” ve “başarı” kavramlarına hangi anlamları yüklediğimize bakmak ve bu açılardan biraz çalışmak gerekli. Yoksa, o okulda şu varmış, bu okulda şu varmış ile seçilen okullardan çocuklarımıza fayda gelmeyecektir. Gelmiyor da pek çok örneğini deneyimlemiş biri olarak çok rahatım.

Elbette temel noktalar dikkate alınmalıdır örneğin okulun vizyonu gibi kadrosunun kalıcılığı gibi, okulun sahibinin ana iş alanının eğitim olup olmadığı gibi, okulun çocuğu hayata hazırlayıp hazırlamadığı gibi…

Yazının devamı...

Malala ve Babası

7 Ocak 2019

‘Babama, kanatlarımı kırmadığı, uçmama izin vererek amaçlarıma ulaşmamı sağladığı için minnettarım’ diyen Malala anne babalar için ne büyük mesaj veriyor.

Malala kız çocuklarının okuma hakkını savunan ve Talaban tarafından 15 yaşında başından vurulan ancak bu suikastten kurtulan, Nobel barış ödülüne sahip en genç kişi olarak tarihe geçen bugün 20 yaşında olan bir genç kız.

Hikâye acıklı, korkutucu ve üzücü ancak yaşadığı coğrafyada yaşanılanlardan farklı değil.

İçinde büyüdüğü ailede babası entelektüel ve ülke sorunlarına karşı duyarlı ve aktivist. Kız çocuklarının okula gitmesi gerektiğini savunan bir muhaliftti. Babasının arkadaşları ile yaptığı toplantılarda konuşulanları dinleyerek büyüyen Malala daha 11 yaşındayken ülkesinde kadınlara ve kız çocuklarına yapılanlara karşı çıkmaya itiraz etmeye, sesini yüklsetmeye başlamış.

‘Neden birilerine silah vermek, kitap vermekten daha kolay?Neden tank yapmak, okul inşaa etmekten daha kolay?’

Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmasında ‘Bir kitap, bir kalem ve bir öğretmen ile dünyayı değiştirebiliriz.’ diyen Malala bugün Pakistan’da ulusal bir figür ve tüm dünya halkları için ilham verici bir lider.

Haziran 2013’te Birleşmiş Milletler’de bir konuşma yapan Malala, Buckingham Sarayı’nda Kraliçe Elizabet ile tanıştı. Aynı yıl Eylül ayında Harvard Üniversitesi’nde bir konuşma yaptı, sonrasında da Barack Obama ile görüştü. Ekim 2014’te Londra’daki Girls Summit’e katıldı. Dünya Çocuk Ödülü’nü kazanan Malala Gazze’de 65 okulun inşa edilmesi için 50.000 dolar bağışladı.

Yazının devamı...

İstismar, Taciz...Bataklığı Baştan Kurutmak

22 Şubat 2018

Geçtiğimiz hafta ve çoktandır yaşadığımız ve son dönemlerde çok daha zorlaşan tatsız ancak önemli konuyu anlamak istiyorum. İnsan küçük bir çocuğa, komşu çocuğuna, insan bir canlıya, İnsan kendi çocuğuna nasıl kıyar. Üstelik bu dayak, can acıtma da değil, ruhuna, canına, varlığına vahşet derecesinde kıymak. Bu durumlara nasıl gelindiğini anlarsak, nasıl çözülebileceğinin yolunu da buluruz diye düşünüyorum.

Öncelikle toplum düzenini oluşturma ve koruma fonksiyonu olan din üzerinden anlamaya çalışmak ve bir çıkış yolu bulmak istiyorum, çünkü dinin en önemli fonksiyonu insanlara bir zihniyet kazandırmak, sosyal kontrol ve meşrulaştırma sağlamak ve toplumsal düzen sağlamak ve yapılandırmaktır. Ülkemizde gittikçe artan çocuk, kadın ve diğer canlıların istismarı bana dini anlayamadığımızı ve bu noktada yapılması gerekenler olduğunu düşündürüyor.

Dini tanımlamak çok zordur ve pek çok farklı tanımı vardır. Ancak dinle ilgili en güzel tanımlardan biri; DİN NASİHATTIR. Nasihat ise samimiyet, samimiyeti dinin tüm paydaşları yaşar ve içselleştirirse bu topluma çok olumlu şekilde yansır ve toplumun, bütün insanların hayrına dönüşür.

İslam dini özelinde ise imani ve ahlaki tarafları dikkate alındığında, imani tarafı bireyi, ahlaki tarafı ise toplumu ilgilendir. İmani boyutta yapılması gereken ibadetler ahlaklı insan olmak için birer araçtır.

Ahlaklı olan insan ise ahlaklı davranarak diğer insanlar için de ahlaklı bir zemin ve ortam yaratıp, toplumsal düzene katkı sağlamış olur.

O halde din ahlak boyutuna odaklandığında herkes için yaşanabilir bir toplumsal düzel yaratmış olacak. Demek oluyor ki ibadeti din ve dindarlık olarak görmek toplumsal olarak bir katma değer yaratmıyor. İbadet kişi ile Allah arasındaki özel meseleyken neden biz işin bu tarafı ile çok uğraşıp asıl toplumu ilgilendiren kısmını gözden kaçırıyoruz.

Bu bağlamda nüfusunun %95’i Müslüman olan bir ülkede yaşananların daha farklı okunması ve dinin ahlakla ilişkisinin yanlış kurulduğuna dair çıkarımlar yaparak, sadece namaz, oruç, hac gibi ibadetlere odaklanmak yerine bu ibadetlerle elde edilecek kazanımlara odaklanmanın bir yolu bulunmalı.

Eğer bir baba kendi öz kızına el uzatabiliyorsa, bu babanın alnı secdeden kalkmasa bile ne fayda.

Yazının devamı...

Anne Babaların Başarı Beklentisi, Ama...

8 Şubat 2018

Başarı çok konuşulan kavramlardan biri…Tıpkı mutluluk gibi, aradığımız ve peşinden koştuğumuz bir kavram.

Ancak öncelikle tanımlamak gerekir diye düşünüyorum.

Başarı bizim için ne demek, başarı dendiğinde ne anlıyoruz? Para, statü, prestij, ün, güç, huzur neyi başarı olarak tanımlıyoruz?

Başarılı olup olmadığımız ya da hissedip hissetmediğimiz buna bağlı olarak değişir. Ancak ben daha çok çocuklarımız üzerinden bunu ele almak istiyorum.

Çocuk ve başarı kavramları yan yana geldiğinde akla ilke gelen şey okul ve sınav yani akademik başarı.

Bir anne olarak çocuğumdan hep elinden gelenin en iyisini yapmasını bekledim ve başarı kriteri olarak bunu koydum. İçine sor “elimden geleni yaptım ve pişmanlık duyduğum bir şey yok diyorsan tamamdır” diye söyledim. Bunu rehber öğretmenlik yaptığım dönemlerde 12 yıl önce falan da söylerdim. Çünkü gerçek inancım bu, ki son dönemlerde kişisel gelişim çevrelerinde de böyle tanımlanıyor.

Şu anda okul çağında çocuğu olan bir anneleri ele alalım, okul, ders, sınav arasında bunalmış durumdalar. Bu gerçek bir durum ancak ne kadar doğru? Annelerin çocuklarına önem vermesi doğru ancak ders, puan, sınav kısmında hem kendilerini hem de çocuklarını hırpalamaları doğru değil.

Hırpalamadan bu enerjiyi ve zamanı daha doğru, gerçekçi ve anlamlı şekilde kullanmalarını önermek istiyorum.

Yazının devamı...

Anne Babalara Uzaktan Baktım, Bir Fuar Standından

2 Ocak 2018

Geçtiğimiz günlerde Pembe Nar standında İBS Anne Bebek fuarındaydım. Fuar anne ve anne adaylarının gündemleri ile ilgili olarak tasarlanmış bir çok etkinliklerin, konuşmacıların ve sohbetlerin olduğu ufuk açıcı bir program ve içerikteydi. Uzun zamandır sosyal medyadan takip ediyordum. Ayrıca İBS Yazar Buluşmaları bölümüne de Fark Yaratan Anne Baba kitabım nedeniyle de bulundum.

Hem Pembe nar hem de buluşma standında edindiğim izlenimleri ve genel olarak gözlemlerimi, duygularımı paylaşmak istiyorum.

Gördüğüm şey öncelikle şuydu; hangi stantta ne dağılıyor, ne alabiliriz zihniyeti ile dolanan bir kesim vardı ya da onlar benim gözüme daha çok çarptı. Yarışmalar, yarışmalardan kazanılacak puanlar ödüller etrafında toplanmış meraklı bir kesim, konuşma alanındaki çok önemli konuları kaçırıyorlardı.

Kaçırmak da demeyelim ya bilmiyorlardı ya da orada anlatılandan çok kazanılacakları önemliydi belki.

Bebek arabaları tıka basa dolmuş ellerde balonlar, şekerler ve daha ne alabiliriz duygusu ile etrafta dolaşma hali.

Oysa pek çok firma öyle değerli konular belirlemişler ve konuklar, konuşmacılar getirmişlerdi ki…

Elbette bunlardan yararlananlar da olmuştur. Ancak stantlardaki kişilerle de biraz sohbet edince aynı gözleme sahip olduklarını gördüm” bu sene değişik bir kitle var…” Bebeklik döneminin 2 ya da 3 yaşa kadar olduğunu düşünsek demek 1 ya da 2 yıl önceden farklı bir anne baba profili oluşuyor.

Aslında bu, benim genel gözlemimi de destekliyor.

Yazının devamı...

Yapay Zeka Annelerin İcadı !!!!

26 Kasım 2017

“Üzülme kızacak bir şey yok… Aç olman lazım, hadi yemek ye… Sevindirici bir olay sen de çok sevindin değil mi? Çok güzelsin, bak ben çok beğendim.”

Tüm bunlar senin duygunun hiçbir önemi yok ben senin yerine bilirim, düşünürüm ve karar veririm demek.

Bu ve benzeri ifadeleri pek çok kez duymuş ya da söylemişizdir. Ancak alt mesajının ne olduğunu bilmediğimizden ve de fark etmediğimizden eminim.

Ebeveynler olarak denge kurmakta zorlanıyoruz ve çocuklarımızın her sorununu çözmemiz gerekiyor ve o hiç üzülmeden, ağlamadan büyümeli gibi düşünüyoruz. Hem duygularını yok saymak hem de onların yerine sorun çözmek başka konular olmakla beraber bu tür yaklaşımların yaratımı ortak.

“Bağımlı ve beceriksiz çocuklar”. Bu çocuklar ki; kendi başlarına giyinemeyen, yemek yiyemeyen, ödev yapamayan, çanta taşıyamayan, oda toplayamayan, kendisini savunamayan, açıklayamayan, ifade edemeyen, sorununu çözemeyen, hep anneleri babalarına ihtiyaç duyan çocuklar.

Peki bu çocuklar hep bu yaşta mı kalacak? 3, 5, 9, 11 yaşlarında kalmayacaklar ve ne olacağını tam olarak bilemediğimiz bir geleceğe doğru giden bu çocuklar için nasıl bir gelecek hazırlıyorsunuz?

Duygularına güvenemeyen, düşüncelerini ayrıştıramayan ve karar alamayan çocuklar geleceğin neresinde kendilerine yer bulacaklar diye sormak istiyorum. İş gücünün % 70 gelecekte ne olacağını bilmediğimiz işlerde çalışacaklar.

Aslında yapay zekayı ilk Türkler keşfetti desek yalan olmaz. Türk anneleri çocuklarının “yapay zekası” neredeyse. Bazen abartıyor muyum ve haksızlık ediyor muyum diye düşünüyorum ama değil. Elbette bu benzetmelerin ya da bazı yüzleştirme cümlelerinin hedefi tüm anne babalar değil. Çok doğru ve sağlıklı yaklaşımla çocuklarını büyüten ebeveynler de var, sözüm meclisten dışarı??

Yazının devamı...

Ebeveynlik Odağınız Nerede?

17 Kasım 2017

Bugünkü bakış açılarımızın çoğu anne ya da babalarımızdan duyduklarımızla oluşmuştur. Anne babalarımız eğer aksiliklerle karşılaşmamak için dileklerde bulunuyorsa muhtemelen biz de benzer şeyleri ifade ediyoruzdur.

“Kazasız belasız gidin”, “aman dikkat et hastalanma”,” dikkat et üşütürsün”, “çok gülme ağlarsın” gibi cümleler odağımızın negatifte yani olumsuz tarafta olduğunun bir göstergesidir.

Böyle bir anne baba acaba çocuğu ile ilgili olarak nelere odaklanır? Büyük oranda “yapamaklarına” ve "olumsuzluklara" odaklanır. Bu ise anne babayı müdahale eden ve kontrolcü yapar.

Kontrolcü ve müdahaleci ebeveynlere “helikopter ebeveyn” denilmekte. Bu ebeveynler her an çocuklarını düşünür, yalnız bırakmazlar neredeyse yapışık yaşarlar ve zihin her türlü aksiliğe karşı önlem almak üzere çalışır. Bu anne babalar çocuklarının yaşam becerilerini ellerinden almakta ve maalesef yetersiz çocuk yetiştirmektedirler.

En üzücü olan ise bunu “iyi anne” lik ( daha çok anneler böyle) zihniyetiyle yapmaktadırlar. Elbette “iyi anne olmak” ile ilgili toplumsal bir aktarım var ancak bunun kişisel yorumları ile çocukların hayatı zindan olmakta ve bu çocuklar yaşama 1-0 yenik belki de 2-3 /0 yenik başlamaktadırlar.

Bu yüzden sevgili anneler lütfen odağınızı “ başına kötü bir şey gelmesin ”e değil de, “çocuğum için doğru olan ne ?”,“ çocuğumun bunu yapabilmesi için ben ne yapmalıyım?”, “çocuğum bu sorunu nasıl çözer ve ben onun bunu kendisinin çözmesi için nerede durmalıyım?”, “odasını toplarken, çantasını taşırken, ödevlerini yaparken çocuğumu nasıl bir yetişkinliğe hazırlıyorum?”

Çocuğumun midesi bulanırken “midemiz bulanıyor”, ”çok çalışmamız lazım bu hafta çok önemli” derken kendinizle çocuğu ayrıştırmadığınızı farkında olun ve bunun sizin odağınızın çocuk olduğunun kanıtı olarak bunu düşünün. Düşünün çünkü hiç normal bir şey değil. Siz ve çocuğunuz doğduğu andan itibaren ayrı bireylersiniz. Çocuğunuz büyümek için size muhtaç ancak o bambaşka özelliklere ve potansiyele sahip, sizden bambaşka biri. Bu ayrımı yapamıyorsanız bu önemli bir sorun ve lütfen yardım alın.

Odağını çocuk yapan ve kendini gerçekleştirme noktasını çocuk olak gören anneler maalesef çocuklarına büyük zarar vermekteler. Örnekleri öyle çok ki; kurumsal hayatta çalışırken fazlasıyla yaşanan ilişki ve iletişim sorunlarının altında yatan çocukluk döneminin sağlıksız olması.

Yazının devamı...

Her Şey Geçer Anılar Sizinle Kalır

7 Kasım 2017

Her Şey Geçer Anılar Sizinle Kalır

Sahiden de notlar, puanlar,aşklar her şey ,her şey geçer geriye sadece anılar kalır.

#anibiriktir mek kolaymış gibi görünen ancak özel ilgi gerektiren bir durum. Emek,çaba,özen istiyor çünkü. Ve yanı zamanda kendi bakış açımızın dışında çocuklarımızın gözünden bakabilmeyi gerektiriyor.

Bunu neden söylüyorum Fark Yaratan Anne Baba kitabımı yazarken rastladığım ve kitap da kullandığım bir sosyal deneyden bahsetmek istiyorum kitaptan şöyle alınıtılıyorum;

#anıbiriktir ile yayınlanan OMO tarafından yapılan bir sosyal deneyde; annelere ve babalara “Çocuğunuzla en mutlu olduğunuz anınız hangisi?” diye soruluyor, anne babaların yanıtları; “Okul alışverişine çıktığımız zamanlar.” “Antalya’ya tatile gittiğimizde olabilir.” “Bir AVM’ye gitmiştik; ne çok mağazalar var, demişti.”

“Odasını hazırlayıp ona gösterdiğimiz an olabilir.” “Akülü araba aldığımızda.” “Lunaparkta.” “Dikişi attırırsan tablet alacağım, dediğim an olabilir.”

Çocukların anne babalarıyla en mutlu oldukları anlara dair yanıtları ise şöyleydi; “Birlikte yemekçilik oynamıştık o zaman.” “Ormanda saklambaç oynamıştık!” “Annem ve babama omlet yapmıştım.” “Babamın karnında zıplamayı çok seviyorum.” “Köye gitmiştik tavuklar vardı.” “Annemle kek yaptığımızda.” “Ateş yakmıştık, kağıttan yüzük yapmıştım.” “Mısır patlattık, sonrada sarılarak film izledik.”

Görüldüğü gibi çocukların anıları ile anne babalarınınki çok başka… Aslında çocuklar sizlerden çok anormal şeyler istemiyor onları isteyen sizsiniz ve kendi bakışınız ile çocuklarınızın sizin pencerenizden gördüklerinizle mutlu olacağına inanıyorsunuz..

Yazının devamı...