Nihat Ali Özcan

Nihat Ali Özcan

naozcan@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

‘Hayır’da  hayır yok


Körfez ülkeleri Bahreyn, Suudi Arabistan ve Katar ziyaretlerini tamamlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la dönüş yolunda gündemdeki önemli başlıklara ilişkin sorularımızı yöneltme imkanı bulduk.
Erdoğan’ın açıklamalarını ve sorulara verdiği yanıtları şöyle aktarabilirim:
“Bahreyn ile Suudi Arabistan arasında bir ikinci köprü meselesi var. Suudi Arabistan Kralı ile görüştüm bu konuyu. Oğluna gerekli talimatı verdi. Temennimiz inşasının Türk firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Bahreyn Kralı, ziyaretin anısına Manama’da Türk mimar ve mühendislerine 15-20 bin kişilik bir cami yaptırtmayı kararlaştırdı. Çamlıca’da yapılmakta olan camiyi görmüşler, etkilenmişler. Diğer Körfez ülkelerini de ziyaret etmeyi hedefliyorum. Türkiye-Suudi Arabistan Koordinasyon Kurulu konusunda Kral Hazretleri’nin heyecanlı olduğunu gördüm. Türkiye’nin 2023, Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonu var. 2030 vizyonu içinde Türkiye etkin yer alırsa kalkınma sürecimize katkısı olacaktır. Suriye, terörden arındırılmış bölge, PYD-YPG, mültecilere yardım, Irak, terörle mücadele, Yemen, Libya, Filistin gibi konularda yaklaşımlarımızı aynen paylaştığını gördük, dayanışma içinde olabileceğimizi söylediler. Kral ‘Türkiye’nin güvenliği bizim güvenliğimizdir’ ifadesini de aynen kullandı. FETÖ kurumlarını kapatmaya devam ediyorlar. ‘Hiç endişe etmeyin’ dediler. Katar’da, Emir’in babası, annesiyle ailece yemeğimiz oldu. Türkiye’deki yatırımları şu an 1.2 milyar dolar. Digiturk’ü almak suretiyle önemli bir adım attılar. Çok çok önemli bir adım BMC’dir. Yüzde 50 ortağı Katar olmuştur. Trabzon’da kendilerini helikopterle gezdirmiştim. Tam kar mevsimiydi. ‘Buralarda kış turizmi noktasında çalışmalar var mı’ dediklerinde, ‘Birlikte bazı yatırımlar yapabiliriz’ dedim. ‘Oteller yapabiliriz’ demişti. Yaptığım bazı hazırlıkları bizzat kendisine takdim ettim. Yatırıma giderlerse Türkiye için önemli bir adım olacaktır. İki bankaları, Finansbank ve ABank var. 2017’de 2 milyar dolarlık savunma sanayi projeleri gerçekleştireceğiz.”

Koordineli kampanya

Referandum sürecinde kaç ile gideceksiniz?
Arkadaşlar bir takvim hazırlıyor. Aksaray, Mersin ziyaretlerimiz olmuştu. Kahramanmaraş, Elazığ, Malatya, Adıyaman, Gaziantep ile bu haftayı tamamlamış olacağız. Peyderpey devam ettireceğiz. Yurt dışı ziyaretlerimiz var. Kampanyayı Sayın Başbakan’la koordineli götürüyoruz inşallah. 30 büyük şehrin tamamına gitmeyi hedefliyoruz. Hem Başbakan hem bizim ziyaretlerimizle, çift dikiş olsun istiyoruz. Yurt dışında, Almanya, Belçika, Hollanda, ayrıca belki İskandinav ülkelerinden bir tanesinde, o ülkeleri bir yerde buluşturmak suretiyle kapalı salon toplantıları durumumuz olabilir.

“Evet” çıkarsa, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş için 2019’a kadar 2 yıllık bir süre olacak. Bu sürede hazırlığınız olacak mı?
Geçiş sürecini sağlıklı bir şekilde hazırlamamız lazım. Partili cumhurbaşkanına geçişin ön adımı o süreçte olabilir. Referandum hayırlısıyla ‘Evet’le neticelendikten sonra, partiye kayıt olma imkanımız doğacaktır. 2019’a yönelik bir geçiş sürecidir. Oradaki başlıkların kamuyla başlatılması noktasında bu süreç önem arz etmektedir. Süreci bu şekilde değerlendirerek 2019’a hazırlanmak, ülkemiz için çok daha hayırlı olacak. Sayın Bahçeli’nin ifade ettiği gibi fiili durumun hukukileştirilmesiyle de artık toplumun buna hazır hale gelmesi tabii ki büyük bir önem arz ediyor.

‘Anlamakta zorlanıyorum’

Muhalefet, ‘hayır’ diyecekler üzerinde baskı olduğu iddiaları üzerine odaklanıyor. Sizce böyle bir hava var mı? Anketler ne durumda?
Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Böyle bir şey olamaz ki. Nitekim her akşam televizyonlarda anketörler değerlendirmelerini yapıyorlar, yazar-çizer arkadaşlarımızla tartışıyorlar. Evet’çisi de yapıyor hayırcısı da yapıyor, yapacaktır. Evet’i savunanların varlığını, hayırcılara bir baskı gibi sunmak doğru olmaz. Ne düşündüğümüzü elbette söyleyeceğiz. Gerek Başbakan, gerek sayın Bahçeli, gerek şahsım, bizim için kutsal olan demokratik hakkımızı kullanarak meydanlarda konuşuyoruz. ‘Evet’ demeye milletimizi şimdiden davet ediyoruz. Bu bizim en doğal hakkımızdır. ‘Hayır’cılara baskı olur bahanesiyle bu hakkımızı engellemek tabii ki yanlış bir şey olur. Bizim ‘hayır’a baskı diye bir derdimiz yok. Ama ‘hayır’ demekte hayır yoktur. Bunu söyleme hakkımız da var. (Anketler?) Bu tür şeyleri söylemek bizlerden daha çok anketçilerin hakkı olsa gerek. Bunu ben söylersem yanlış olur.

‘Şerre rıza şerdir’

‘Hayır’ diyecekleri, terör örgütleriyle, FETÖ ile aynı kefeye koymak bir baskı yaratır mı?
Kimlerin ‘Hayır’ dediğine elbette bakmak durumundayız. ‘Hayır’ diyenlerin safında kimler var? Mesela dağ, ‘Hayır’ diyor. Onların desteğiyle parlamentoya girmiş HDP de ‘Hayır’ diyor. Peki CHP bunlarla hareket etmiyor mu? Beraber hareket ettiklerine göre ben burada şerre rızanın şer olduğuna, kötülük olduğuna inanıyorum. Benim için ‘evet’ ve ‘hayır’ demenin arasındaki fark bu kadar açık net ortadadır. Bu noktada hassas olmamız gerektiği kanaatindeyim.

‘İnanıyorum ki dolar 3.50’nin de altına düşecek’

2019’a kadar birtakım düzenlemeler olacak mı?
Tabii ki yasal düzenlemeler, ne gibi tıkanıklıklar varsa bunları çok daha rahat giderme imkanımız olacaktır. Çünkü Türkiye’nin artık sıçramaya ihtiyacı var. Ben umutluyum. Bakınız 18 Mart Köprüsü’nün ihalesini yaptık. Konsorsiyumların teklif için birbiriyle yarıştıklarına şahit olduk. Hani çöküyordu Türkiye ekonomisi? İhalenin bedeli yaklaşık 12 milyar dolar. 16 küsur yıl burayı çalıştıracaklar, sonra devlete verecekler. Ekonomi çöküşte olsa, o ülkede kimse kalkıp böyle bir yatırım yapmaz. Boğaz’ın altından üç katlı tünelle ilgili hazırlıklar sürüyor. Şimdiden, ‘ihaleye girmeye hazırız diyenler’ olduğunu görüyoruz. Kanal İstanbul için de teklifler şimdiden hazır. Ekonomisi çökmüş olan bir ülkede, siz BOT (Yap-İşlet-Devret) veya PPP (Kamu-Özel Ortaklığı) sistemiyle bu tür yatırımları yapamazsınız. Biz güvenli bir limanız.
O kadar cahiller ki
Hükümet, ekonomiyi canlandırmak için teşvikler, paketler hazırladı, başka öneriniz var mı?
Özellikle Varlık Fonu çok büyük önem arz ediyor. Ama bazı malum kafaların bunu da hazmedemediklerini gördük. Bu işlerden anlamadıkları için hazmedemiyorlar. Biz BOT’yi başlattığımız zaman da, PPP’yi başlattığımız zaman da bunlar hep aynıydı. Bunlar geçmişte de Allah rahmet eylesin, birinci köprü vesaire de Özal’ı anlayamıyorlardı. Dünya ile yarışan projeler yapıyoruz. Aynı kafa bunlara da karşı çıkıyor. Bunları anlamakta zorlanmış olanlar Varlık Fonu’nu da anlayamıyorlar. Ciddi bir güç kattı Türkiye ekonomisine. Ama o kadar cahiller ki, bunun özelleştirme olduğunu iddia ediyorlar. Bunların hepsi karşı tarafa bir tür teminattır. Varlık Fonu ayrıca ortaklığa da girebiliyor. İkili ortalık, üçüncü ülkelerle farklı ortaklıklar suretiyle, gücünüze varlık fonuyla bir güç katıyorsunuz. Bunu anlayamıyorlar. Fonun ilanı yapılır yapılmaz dolarda düşüş başladı; şu an 3.64’ü görmüş vaziyette. Ben inanıyorum ki 3.50’nin de altına düşecek. Niye? Girdiler de olacak onun için. Türkiye’ye girdiler durmayacak, göreceğiz. Türkiye ekonomik açıdan halen güvenli bir liman. Girdiler geldikçe kur düşecek. Büyümede de inşallah öyle korkulacak bir durum olmayacak.

‘Trump’tan FETÖ için netice bekleyeceğiz’

Trump ile telefon görüşmeniz olmuştu, nasıl geçti?
Görüşlerimizi aktardık. FETÖ konusunda da özellikle desteklerini istedim. Yakından takip edeceğini, ilgili birimlere gerekli talimatları vereceğini söyledi. Vekaleten CIA Direktörü Pompeo’yu Türkiye’ye göndereceğini söyledi. ‘Belgeleri ona da iletirseniz, daha ayrıntılı bilgilenmiş olurum’ dedi. 2 gün sonra CIA Direktörü ilk yurt dışı ziyaretini bize yaptı. Olanları görüntüler eşliğinde anlattım. Etraflıca görüşmesi MİT’te olanıydı, 5-6 saat süren çalışmaları oldu. İnşallah bunların neticesini kendilerinden bekleyeceğiz. ABD Başkanı ile Türkiye-ABD ilişkilerini de ele alma fırsatımız oldu. Kısa zamanda yüz yüze bir görüşme yapabileceğimizi bana telefonda ifade ettiler. Yüz yüze görüşmede, inanıyorum ki daha netice alıcı değerlendirmeler yapma fırsatımız olur.
Güvenli bölge konusunda ABD yönetiminden bir yaklaşım değişikliği bekliyor musunuz?
“Güvenli bölge” Sayın Trump’ın da kullandığı bir ifade. Biz, ‘terörden arındırılmış güvenli bölge’ diyoruz. Buna bağlı diğer bir konu, uçuşa yasak bölgedir. Bu da yeterli değil. Orada bir de orduya ihtiyaç var. Bu ihtiyacın karşılanması için de eğit-donat yapıyoruz. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bizim eğit-donat çalışmalarımızın eseridir. Şu anda devam ediyor. Bu ihtiyaç, çoğunluğu Arap olan Suriye vatandaşlarıyla karşılanıyor. ÖSO terörden arındırılan bölgelerde güvenliğin sağlanması açısından çok önemli. Cerablus’ta onlar var, Rai, Dabık, şimdi de El Bab’a onlar yerleşecek. Menbiç’te de olmalı. Sayın Trump’a da ifade ettim. YPG’yi devreden çıkarmaları gerektiğini söyledim. ‘Rakka’nın DEAŞ’tan temizlenmesi işini bunlarla yapacaksanız, biz orada yer almayız. Sizin ne PYD’ye ihtiyacınız var, ne YPG’ye. Bu işi koalisyon güçleriyle beraber, pekala hep birlikte yapabiliriz’ dedim. PYD-YPG’yle yapılacak bir çalışmanın Suriye’de bölünmeyi getireceğini belirttim. O da tüm bu dediklerimizi değerlendireceklerini söyledi. DEAŞ, El Bab’da çökme noktasına geldi. Menbiç’te de, Rakka’da da bu pekala başarılabilir. En az 4-5 bin kilometrekarelik bir alanda güvenli bölge oluşturulması lazım. Bunu Sayın Obama ile çok konuştuk. Ama YPG ile çalışma ısrarından vazgeçmediği için adım atılamadı. Temenni ederim ki şimdi atarız.
Güvenli bölge, Fırat Kalkanı gibi konularda Rusya’nın bir itirazı var mı?
Yok. Rusya sadece El Bab’ın daha güneyine ve batıya girmememizin iyi olacağını söylüyor.
‘Trump söz verdi’
Bu işin maliyeti ciddi bir rakam oluşturuyor. Şansölye Merkel, başlangıçta ‘Yeter ki iltica olmasın, biz yılda 10 milyar Euro ayırabiliriz’ demişti. Ama o değerlendirmeler somut bir desteğe dönüşmedi. Şimdi Trump, ‘Ben bu işin mali olayını çözerim’ diyor. Bu işte herhalde bizim önümüzü açacaktır. ‘Bu işle ilgili donörler oluşturmamız lazım, bu donörlerle birlikte gerekli adımları atarız’ diyor. (-Körfez ülkelerinden kaynak söz konusu olacak mı?) Onu söylüyor zaten.

‘Hayır’da  hayır yok


‘Herkes bedel ödemek zorunda’

KHK’larla akademide yaşanan ihraçlar tartışma yarattı.
Şahsen ben olaya şöyle bakıyorum: İşlenilen suçlardan dolayı eğer siyasetçi bedel ödüyorsa, bürokratlar, teknokratlar bedel ödüyorsa, profesör, doçent veya doktor olanlar bedel ödemeyecekler mi? Kusura bakmasınlar, ülkemin bölünmesine yol açacak işler içindeyseler; FETÖ, PKK gibi terör örgütleriyle iltisaklıysalar, elbette bir bedel ödemek durumundadırlar. Öyle bir durumda yasal olarak ne gerekiyorsa yapılır. Gerekirse açığa alınıyorlar. Yasal çerçevede gereken neyse yapılır. Bundan dolayı kimse de rahatsız olmasın.

‘Netanyahu yanlış adım atıyor’

İsrail’in Gazze’de yeni yerleşim birimleri açması konusu...
Arzu edilmeyen şeyler maalesef oluyor. Netanyahu’nun bazı konularda yanlış adımlar attığını düşünüyorum. Tam normalleşme sürecinde olduğumuzu düşünürken, ‘Doğalgaz konusunda anlaşma yapacağız. Beraber bir çalışmaya gireceğiz’ derken bakıyorsunuz, Mescid-i Aksa’yla ilgili olumsuz bir adım atıyorlar, arkasından ezanla ilgili yasak getirmeye kalkışıyorlar. Bunlar elbette üzücü. İnanç özgürlüğüyle ters düşüyor. Biz ülkemizdeki Musevilere karşı benzer yasakları aklımızdan dahi geçirmeyiz. Fener Patriği’nin seçimi için Sen Sinod’un üye sayısı sıkıntısı vardı. Patriğe ‘Sen Sinod için dışarıdan papaz getir’ dedim. 17 kişi filan getirdiler. Türk vatandaşı yaptık, sorunu çözdük. Musevi vatandaşlarımızla da Hahambaşıyla da sorunumuz olmadı. İbadetlerine müdahale edilmesine asla fırsat vermedik. Bizde durum böyleyken İsrail’in Müslümanlara yaptıkları bizleri gerçekten üzüyor. Bu konularda dikkatli olunması gerektiğini çeşitli kanallardan kendilerine ilettik. Hassasiyet beklediğimizi Sayın Trump’a da bazı arkadaşlarımızla söyledik.

‘İmama ajan muamelesi tehlikeli’

Almanya’da DİTİB’in imamlarına yönelik ajan muamelesi yapılıyor, operasyonlar var...
Yanlış yapıyorlar. Bunu Şansölye Merkel’e söyledim. DİTİB, Türkiye’nin Diyanet’le ilintili bir kurumudur. Almanya’da yaşayan kardeşlerimizin dini ihtiyaçlarını karşılayan bir kurum. Buranın imamlarına ajan muamelesi yapılmasının son derece tehlikeli ve kaygı verici olduğunu Merkel’e söyledim. ‘FETÖ isimlerini bize bildirdikleri iddiasıyla kendilerine böyle bir muamele yapılıyormuş; bize bildirilmiş de değil’ dedim. Biraz bunaldı o noktada. ‘Yanlış yoldasınız’ dedim. Türkiye’de görev yapan papazlara bizim ajan muamelesi yapmamız doğru olur mu? Konuyu araştıracaklarını söyledi. Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı Sayın Steinmeier ile telefon görüşmem oldu. Devir teslimden sonra inşallah Almanya’ya ziyaret düşünüyorum. Gittiğimde, Steinmeier ile belki Şansöyle Merkel ile görüşeceğim. Son derece tatsız bir gelişme.