ABD-Rusya aynı çizgide buluşunca, ‘müzmin sorunumuz’ nereye?

Eklenme Tarihi26.02.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi26.02.2019 - 8:15

Türkiye, Suriye sorununun iki büyük aktörü ABD ve Rusya ile farklı platformlarda müzakere yürütüyor. ABD ile Fırat’ın doğusunu tartışırken, Rusya ile de Fırat’ın batısını, İdlib’i görüşüyor. Gerekçeleri farklı olsa da her iki ülkenin Türkiye’nin görüşlerini paylaştığı söylenemez.

Öyle ki, attıkları adımlara, kontrol ettikleri bölgelere, kurdukları ittifaklara ve açıklamalara bakacak olursak, Suriye’de artık “esas” belirleyicinin kendileri olduğunu, bu pozisyonlarını başkalarıyla paylaşmaya pek istekli olmadıkları mesajını verdikleri görülür. Eğer bir çözüm olacaksa, bunun ancak iki ülke arasında olacağını hissettiriyorlar. Rusya’nın bu tavrını, Esad rejimi Fırat’ın batısında gözle görülür mesafe aldıkça, ABD de Fırat’ın doğusunda DAEŞ konusunda ilerleme kaydettikçe netleştirmeye başladı.

ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme kararı iki temel konuyu gündeme getirmişti. Askeri teknik detaylar ve geride bırakılacak “siyasi mimari”. Bugün, askerlerin tam çekilmeyeceği, sembolik sayıda da olsa kuvvetin bölgede kalacağı, sınırın Suriye tarafında tedbir alınacağı anlaşılıyor. Amaç sadece İran’ın önünün kesilmesi ya da DAEŞ’in geri dönüşünün önlenmesi değil. Türkiye’nin “güvenlik gerekçesi” ile girişebileceği olası bir harekâtı önlemek, PKK/PYD’yi korumak ve muhayyel Suriye mimarisinde bu gruba garantiler sağlamak. 

ABD cephesinde bu tartışmalar sürerken, Moskova cephesinde de benzer gelişmelerin olduğunu görüyoruz. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, geçen hafta verdiği bir TV mülakatında, Türkiye ile görüşlerinin uyuşmadığını hiç de gizleme lüzumu hissetmedi. Lavrov, Putin’in gönderme yaptığı “Adana Mutabakatı”nı dile getirmiş olsa da Türkiye’nin güvenli bölge önerisinden, ABD’liler gibi bambaşka şeyler anladığını açık etti. Buna göre, Rusya, tıpkı ABD gibi, Ankara’nın güvenlik kaygılarını sınırı geçmeden giderecek öneride bulundu. ABD, Fırat’ın doğusuna, Türkiye-Suriye sınırına “barış gücü”, Ruslar ise Fırat’ın batısına Türkiye-Suriye sınırına, “Rus askeri polisi” yerleştirmeyi öneriyor.

Her iki ülkenin ortaklaştıkları diğer konu ise PKK’nın kimi temsil ettiği. Lavrov, hangi Kürt grupların “terörist” olduğu konusunda da Türkiye ile ortak bir görüşe sahip olmadıklarını belirtti. Aslında bu görüş farkı, yeni de değil. Rusya ile Türkiye arasında neredeyse PKK’nın kurulduğu 1973’ten beri mevcut. Bir anlamda bu, Amerika’nın “PYD PKK değildir” argümanının Rusçası olsa gerek. Sonuçta, gerek
ABD gerek Rusya, PKK konusunda Türkiye’den fersah fersah farklı düşünüyor.

Üstelik “farklı sesler korosu” yeni katılımlarla da her geçen gün kalabalıklaşıyor. ABD’nin “barış gücü”ne katkı sunacak ülkelerin yanı sıra, geri planda duran, İsrail, Suudi Arabistan, İran ve BAE gibi ülkeleri de sayabiliriz.

ABD ve Rusya’nın ortaklaştıkları bir diğer konuda şu: Türkiye’nin iç savaşın sürdüğü Suriye’deki varlığı hem ABD hem Rusya hem de “farklı sesler korosunu” rahatsız ediyor. Üstelik bunu gizleme ihtiyacı da hissetmiyorlar. Bu tespitler, tarihi tecrübeler ve çatışmanın tabiatı bize “müzmin PKK sorunumuzun” karakterinin değişmekte olduğunu söylüyor.