DAEŞ biterken, müzmin sorunumuz PKK

Eklenme Tarihi22.03.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi22.03.2019 - 8:15

ABD, İngiliz ve Fransız askerlerinin eğitim, lojistik, planlama, istihbarat ve ateş desteği sağladığı PKK/PYD, DAEŞ’in kontrol ettiği son bölgeyi de ele geçirdi. Bu, elbette DAEŞ’e dair her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Kontrol ettiği toprakları kaybeden DAEŞ, bölgenin güvenlik, siyasi, sosyal ve ekonomik eko sisteminde kalıcı ve önemli değişiklikler olmadığı sürece kendisini yaşatacak ortamı bulabilecektir. Nitekim Irak’ta, elinde tuttuğu toprakların fiziki kontrolünü kaybetmiş olmasına rağmen, yeni koşullara uyum sağlayarak eylemlerini daha düşük düzeyde de olsa sürdürebiliyor. Aynı tabloyu Suriye’de de görmemiz mümkün. Yerel koşullar DAEŞ’i beslemeye devam edecektir. Bu nedenle, yeni dönemde de Fırat’ın doğusunda güvenlik, ABD ve PKK/PYD’nin öncelikli işi olarak gündemde kalmaya devam edecek. 

DAEŞ’in toprak kontrolünü kaybetmesi, PKK/PYD için daha düşük güvenlik maliyeti ve önemli kuvvet tasarrufu demektir. Haliyle tüm bu gelişmeler PKK/PYD için yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Bir yandan Suriye’de elde ettiği askeri başarıyı politik kazanıma dönüştürmeye odaklanırken, bir yandan da geliştirdiği askeri kapasitenin kullanımında dönemsel öncelikleri belirleyecektir.

Örgüt, ABD desteğindeki DAEŞ karşıtı operasyonlarda 20-24 bin civarında militanını kaybetmiş durumda. Bu yönüyle Suriye iç savaşı, PKK için “Pirusvari” bir zaferdir. Siyasi kazanıma dönüştürülemediği takdirde ciddi bir “kriz” var demektir. PKK, benzer bir süreci 1992-96 yılları arasında yaşamıştır. Üstelik bu sayıya Afrin, Kuzey Irak ve Türkiye’deki kayıplar dahil değildir.   

Tarihsel tecrübeler, örgüt kapasitesi, kültürü, hedefi ve bölgedeki durum dikkate alındığında, PKK’nın “kısa vadede” yapması gerekenler listesi şu alt başlıklardan oluşacak gibi görünüyor. ABD ile uzlaşarak, Fırat’ın doğusunda, faaliyetlerini polisiye karaktere dönüştürmek. Olası Arap, PKK çatışmasına mani olmak için sivil otoriteyi güçlendirmek. Bu maksatla, ekonomik kaynakları çeşitlendirmek. Böylece, Fırat’ın doğusunu kapsayan askeri/fiili kontrolünü ete kemiğe büründürmek. Anayasa tartışmalarını politik kazanıma dönüştürmek için, içeride ve dışarıda diplomatik/siyasi girişimleri sürdürmek. 

Dahası, boşa çıkacak militanlarıyla Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağı olası askeri bir harekâta mani olmaya yönelik hareketlere teşebbüs etmek. Bu teşebbüsün etkinliğini artıracak olan ise, değişen mevsimsel koşullar, seçimle birlikte gerilen siyasi ortam, ekonomik gündem ile TSK’nın yığınaklanmasıyla İdlib’deki gelişmeler olacaktır.

PKK, dikkatleri üç farklı bölgeye çekerek Türkiye’yi zor durumda bırakmayı, TSK’yı yıpratmayı ve yayılmaya zorlamayı deneyebilir. Suriye’den kaydıracağı teröristlerle Kuzey Irak ve Türkiye içlerinde terör eylemlerinin temposunu artırırken, Afrin’de de gözle görülür hareketlenmeye girişebilir. Üzerinde durulması gereken en önemlisi husus ise, ABD’nin diplomatik manevraları ile PKK’nın hareketlenmesi arasındaki senkronizasyonun gözden kaçırılmamasıdır.