Türkiye on yıldır mimarisi FETÖ’ye ait kurumsal savrulmaların neden olduğu kaosla yaşıyor. Gülen, ilk aşamada “muhalif” bellediği kişileri yok etmeye girişti. Gücü belli bir aşamaya gelince de hükümeti hedef tahtasına koydu. Sonuç almak için kırk yıllık birikimini parça parça sahaya sürdü.

Medya, yargı ve polis teşkilatı eliyle suni bir korku iklimi yarattı. İnsanların dünyayı, Türkiye’yi, kurumları, bireyleri sadece “suç ve suçlular” aynasından okumasını istedi. Bu süreçte linç, baskı, ihanet ve kumpaslardan oluşan yüzlerce polisiye hadiseye tanıklık ettik.

FETÖ, hedef tahtasına Başbakan Erdoğan’ı koyduğunda işler değişmeye başladı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı soruşturma konusu yaparak “dolaylı strateji” izlemeye, Erdoğan’a mesaj vermeye, onu geri adım atmaya zorlamak istedi. Başarısızlık beraberinde 17/25 Aralık hamlesini getirdi. Yargı ve polis gücüne dayanan FETÖ, Başbakan Erdoğan’ı alaşağı etmeyi hedefledi. Yine başarılı olamayınca, bu defa yargı ve Jandarma ikilisinin ön planda olduğu MİT TIR’ları operasyonuna girişti. İstenen sonuç elde edilemeyince de “stratejik ihtiyatını”, “imamların” sevk idare ettiği TSK içindeki ekibini sahaya sürdü.

FETÖ imamları nezaretindeki “şakirtler”, 15 Temmuz’da hükümeti alaşağı etmek amacıyla harekete geçtiler. Yine başarısız oldular. İçinde birçok soru ve tartışma barındırsa da, hükümet 15 Temmuz darbe girişimini savuşturdu ve FETÖ suçüstü yakalandı.

Ne var ki cinayetlerin ve ihanetlerin bileşkesi olan 15 Temmuz suçüstü hali dahi hükümete kesin sonuçlu siyasi bir “zafer” sağlamaya yetmemiş görünüyor. Bu kanaatin oluşmasının üç nedeni var. Birincisi, FETÖ gibi ideolojik söylemi etkili, referansı din, tabanı geniş hareketler mücadelelerini uzun soluklu ve bir bütün olarak görürler. Bu nedenle de “zafere” kadar sabırla beklemeleri telkin edilir. “Sabır” telkininin yansımasını yargılamalar esnasında sanıkların tutumlarından, çözülmemelerinden ve ifadelerinden anlıyoruz.

İkinci neden, FETÖ’ye suçüstü yapan siyasi otoritenin, bu başarısını sonraki süreçlerde gösterememesidir. Geçmişte FETÖ’nün zayıflattığı, yozlaştırdığı kurumlar yeterince güçlendirilmediği ve arıtılmadığı için fikir ve adalet üretmekte yetersiz kalmaktalar. Sonuçta sistem teklemekte, güven ortamı bozulmakta FETÖ ile aynı çizgide olanların beklentileri, direnme arzuları artmakta.     

Devlet ile FETÖ’nün güçleri fiziki olarak mukayese dahi edilemez. Güç üstünlüğüne rağmen hükümetin üç dertten muzdarip olduğu görülüyor. FETÖ ile mücadelenin travma yaşamış, zayıflayan kurumlar eliyle yürütülmesi. Mücadelenin üstüne gündelik siyasetin, grup ve kişisel çıkar çatışmalarının gölgesinin düşmesi. Son olarak, sorunu salt “terör” meselesi olarak ele almak. Bu bağlamda konuyu istihbarat kurumu, polis ve yargının ortak “avlusuna” terk ederek yeterli sonuç almayı umut etmek.

FETÖ’nün eski ve güçlü günlerine dönmesi elbette mümkün değil. Hükümet darbe girişiminin dip dalgalarının etkisini kırmak, sonuçlarını kontrol altına almak için yeterli çabayı göstermeli. Aksi takdirde, ülke daha edilgen hale gelmekte ve bu durum bazılarını sevindirmektedir.