Genişleyen ve derinleşen güvenlik sorunları

Sadece Türkiye’de değil dünyada da ilginç gelişmeler oluyor. Güvenlik alanında olanlar dikkat çekici. Rusya kendisine ekonomik savaş ilan edildiği iddiasında. Yine de klasik yöntemlerle Kırım’ı ilhak etmekten geri durmuyor.
Öte yandan, Kuzey Kore’nin başı dertte. Özel bir şirkete yapılan siber saldırının faili ilan edildi. ABD henüz hukuk normları ve kuralları oluşmamış “sanal cepheden” saldırıya geçeceğini bildirdi. K. Kore panikte.
Güneyimizde IŞİD klasik terörizmden gerillaya ve konvansiyonel savaşa kadar farklı biçimde varlık gösteriyor. Devletimsi yapısıyla geniş bir sahayı kontrol ederken, küresel tehdit ve kaygı nedeni olmayı sürdürüyor. Pakistan’da okula yapılan terör saldırısı ise hâlâ akıllarda.
Afrika’da ebola salgını ciddi bir sorun. İklim değişikliği, kıtlık, küresel ısınma, azalan su kaynakları bir diğer konu. Gıda güvenliği, sınır tanımayan çevresel sorunlar tehdit olmayı sürdürüyor. İç savaşlar, ekonomik krizler kitlesel göçlere neden olurken, mülteci sorunu birçok ülkenin öncelikli derdi.
Devletler eski alışkanlıklarıyla kara, deniz ve hava sınırlarını korumaya çalışıyor. Ya da askeri operasyonları robotlaştırmak için avuç dolusu para harcıyor.

Dertlerimiz artarken
Bütün bunlar bize güvenlik yelpazesinin devletlerden bireye doğru genişlediğini, klasik güvenlik anlayışının sorunlara çare olamayacağını gösteriyor. Farklı karakterde sorunlar kümesi ile ayni anda yüzleşmek durumundayız. Üstelik zengin devletler bütçelerinden yeterli kaynak da ayırmıyorlar.
Böyle bir ortamda sorunlarla baş etmek, strateji sanatını bilen ve bunu milli güvenlik alanına uygulayacak insanlar ve kurumlarla mümkündür. Sivil ve askeri bütünleştirecek, eğitecek kurumlar ve programlardan söz ediyoruz. Listeden de anlaşılacağı üzere sorunlar farklı karakterde ve baş etmek için çeşitli uzmanlar, organizasyonlar gerekiyor. Standart organizasyonların anlayışın bu sorunlarla baş etme şansı oldukça düşük. Küçük, hızlı hareket edebilen, inisiyatif kullanabilen, yetenekli ve akıllı insanlar ancak çözümün aktörü olabilir. Bunun içinde entelektüel bakış, anlayış, güvenlik kültürü ve eğitim şart.
Türkiye’de ifade edilen bu koşulları sağlayacak bir eğitim kurumu, ortak kültür, akıl üretecek müşterek çalışma ortamı yok. Oysa on yıl öncesine kadar faal olan, program ve içeriği tartışmalı, sivil ve askerleri bir araya getiren “Milli Güvenlik Akademisi’ vardı. Kapatmak yerine elden geçirilmesi daha doğru olabilirdi. Ama olmadı.

Güvenlik sadece devlet işi mi?
Artık güvenlik sadece devleti ilgilendiren bir alan değil. On yıl önce küçük bir grup tarafından kurulan ve Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın yöneticiliğini yaptığı “Uluslararası İlişkiler Konseyi” isimli dernek böyle bir rolü üstlenmiş durumda. Her yıl “Güvenlik Akademisi” adıyla üç günlük toplantılar düzenliyor. Kısıtlı maddi kaynaklarına rağmen iyi de iş çıkarıyor. Toplantı farklı konularla uğraşan akademisyenlere, uzmanlara ve öğrencilere geniş bir tartışma platformu sunuyor.
Görünen o ki böylesine kaotik bir bölgede yer alan Türkiye’nin, ideolojik tartışmaların dışında ve iktidarda kimin olduğundan bağımsız iki önemli eğitim kurumuna ihtiyacı var. Siyasi karar alma sürecinin mutfağında çalışacaklar için tasarlanmış “Milli Güvenlik Akademisi” ile “Stratejik İstihbarat Akademisi”.