DAEŞ militanları 7 Haziran günü Tahran’da parlamento binası ile Humeyni’nin türbesinde terör estirdiler ve 18 kişiyi katlettiler. Saldırı İran’da şok etkisi yarattı. Ardından yetkililer bunun cevapsız kalmayacağını açıkladılar. Pazar günü ajanslar Devrim Muhafızları Komutanlığı’nın İran’ın batısından ateşlediği orta menzilli füzeler ile Suriye’nin doğusunda yer alan Deyr-i Zor kasabasındaki DAEŞ karargâhı ile militanlarının vurulduğunu duyurdu. Her ne kadar füzeler yaklaşık 1000 kilometre uzaklıktaki DAEŞ’i hedef almış olsa da sonuçları itibarıyla birçok ülkenin siyasi, askeri ve istihbarat yetkililerini uykusuz bırakmış olabilir. 

İran’ın orta menzilli füze kullanımını birkaç açıdan ele almak mümkün. İlk olarak, Suriye insani trajedilerin yaşandığı bir savaş alanı olmanın yanı sıra, birçok ülkenin askeri teknolojilerini, muharebe tekniklerini ve kapasitesini test ettiği bir deney sahası haline geldi. Rus ordusu yaptığı denemelerle başı çekiyor. İran’dan, Hazar Denizi’nden füze atışları, yeni uçakların test edilmesi Rusların sıradan faaliyetleri arasında yer alıyor. Benzer “askeri” deneyleri ABD, Fransa, İngiltere, İsrail ve Almanya’nın yanı sıra diğer ülkeler de yapmayı sürdürüyorlar. İran füze atışlarıyla listedeki yerini ve görünürlüğünü artırmış oldu.

Tahran’da gerçekleşen terör saldırısı sadece İran’da değil, Şii dünyasında da etkili oldu. DAEŞ’in İran içerinde eylem yapamayacağı algısı kırıldı. Saldırının psikolojik etkilerinin büyüklüğü, İran’ı hızla cevap vermeye zorladı. İran, gerek iç kamuoyuna gerekse Şii dünyasına moral vermek, güçlü olduğunu göstermek için füzeleri ateşledi.

Elbette İran’ın Suriye’deki hedefleri orta menzilli füzeyle vurmasını sadece DAEŞ’e karşı yapılan bir saldırı olarak ele almak mümkün değil. Yeniden ısınmaya başlayan İran’ın nükleer silah edinme tartışmaları, Suriye, Yemen ve Irak’ta devam eden askeri operasyonlar, bölgede artan siyasi gerilim ve kutuplaşma dikkate alındığında işin boyutu birden bire değişime uğramakta.

Ateşlenen füzelerin en fazla İsrail’i ilgilendirdiğini söyleyebiliriz. Gelişmeleri büyük bir dikkatle izlendiğine şüphe yok. İsrail, yaşanan gelişmeler ışığında füzelerin kullanımını, tehdit değerlendirmesinde daha geniş bir perspektifte ele alarak, “nükleer başlıklı” ve kendisine yönelik olarak tasavvur ediyor olmalı. Bu arada Malatya/Kürecik’te kurulu radar sisteminin görevini iyi yapıp yapmadığı da test edilmiş olmalı. Tüm bu gelişmelerin önümüzdeki günlerde İran, İsrail, ABD üçgeninde yeni hareketlenmelere neden olabilecek potansiyele sahip olduğu anlaşılıyor.

Füze saldırısı, Körfez bölgesinde de ilgiyle izleniyor olmalı. Özellikle Suudi Arabistan’a verilmiş bir mesajdan söz edebiliriz. Yemen’de devam eden operasyonların, Katar krizinin bu hamleden etkilenmemesi, silah sipariş listelerinin uzamaması ve teslimatın hızlanmaması düşünülemez. Hız kazanacak silahlanma yarışından en büyük payı hava savunma sistemleri satan ABD, Çin ve Rusya gibi ülkeler alacak.

Sonuç olarak, işlerin çığırından çıktığı Ortadoğu’da orta menzilli füzelerini ateşleyen İran, bu hareketiyle yangına bir bidon benzin daha dökmüş oldu.