Mecburi askerlik ve bedelli beklentisi (1)

Eklenme Tarihi15.06.2018 - 1:20-Güncellenme Tarihi15.06.2018 - 1:20

Her seçim öncesinde olduğu gibi, yine “bedelli askerlik” gündeme geldi. Birçok mükellef, çeşitli nedenlerden dolayı bu görevi/hakkı hayatının önünde çözülmesi gereken bir “engel” olarak görüyor. Öte yandan, uygulamaların çokluğu/farklılığı da sistemi yozlaştırıp, adalet duygusunu örseliyor.   

Nitekim Başbakan Yıldırım’ın verdiği rakamlar bu manada çok çarpıcı. Açıklamaya göre, toplam 5.448.858 kişi bir şekilde mecburi askerlikle ilişkili. Sorun sadece askere gitmeme/gidememe değil, sorun, aynı zamanda, devletin de yükümlüleri silahaltına alamamasıyla ilgili. Sonuçta çocukları için kaygılı aileleri de dâhil ederseniz, 15 milyonu ilgilendiren bir konudan söz ediyorsunuz demektir. Bu büyüklük hiçbir siyasi liderin, partinin yok sayamayacağı bir seçmen kitlesi demek.  

Bütün bunlar sorunu sadece “bedelli askerlik” olarak ele almamamız gerektiğini söylüyor. Konuyu geçici, günübirlik, adaletten uzak yaklaşımlarla ele almak yerine farklı tecrübelerden faydalanarak Türkiye gerçeklerini, ihtiyaçlarını göz önüne alan, köklü ve kalıcı bir çözüm üzerinde çalışma vakti gelmiş demektir.   

Ekonominin büyüdüğü, refahın arttığı, nüfus artışının durağanlaştığı ve eğitim süresinin uzadığı birçok ülke benzer sorunlarla karşılaştı. Aynı yollardan geçti, tartışmaları yaşadı. Simdi sıra Türkiye’de. Anlaşılan mevcut askerle alma, zorunlu askerlik sistemi birçok nedenden dolayı işlevini yitirmiş görünüyor.      

Küreselleşme, bilgiye erişme kolaylığı, çeşitliliği, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal tecrübeleri değerler dünyasını hızlı değiştirdi. Askerliğe dair algıları derinden etkiledi. Serbest piyasa ekonomisinin değerleri, şehirleşme, bilgiye ulaşma yollarının çeşitlenmesi, gençleri geçmişten daha özgür ve sorgulayıcı yapıyor. Bu, askerlik gibi sınırlandırılmış ve sıkı disiplin altına alınmış bir hayatı hiç de cazip kılmıyor. Bu durum mecburi askerliğe dair bir dizi soruyu ve sorunu da beraberinde getiriyor.    
   
Öte yandan, devletler arası kitlesel savaşların geride kaldığına inanan, savaş dışı çatışmaları polisiye bir iş gibi gören kitleler, mecburi askerliği çok da heyecan verici bulmuyor.    
  
Ayrıca savaşların değişen karakteri, askerlerin görevlerini çok daha sofistike, eğitimlerini karmaşık ve uzun süreli hale getiriyor. Bu durumla başa çıkmak uzman olmayı gerektiriyor. Barışı kurma, barışı koruma, terörle mücadele, sivil otoriteye yardım gibi görevler sadece teknolojik bilgiyi değil, hukuki, sosyal, kültürel, güvenlik, psikoloji ve halkla ilişkiler alanlarında bilgili olmayı gerektiriyor.  

Son olarak, “barış” zamanı asker kayıpları dünyanın her yerinde hükümetler/siyasiler üzerinde baskı oluşturuyor. Seçmen oyunun değerli oluşu, sosyal medyanın da gücü dikkate alındığında, konu daha iyi anlaşılabilir. Hükümetlerin baskıdan kurtulmak için bulduğu yol ise mecburi askerliği sarfınazar etmektir. O halde, askerlik için yeni bir başlangıç yapmanın vakti gelmiş görünüyor. 

Ramazan Bayramı’nızı kutlar, mutluklar dilerim.