Muğlaklık ve kaos ortamında kaybolmamak

Eklenme Tarihi07.12.2018 - 8:15-Güncellenme Tarihi07.12.2018 - 8:15

İngiliz dış istihbarat teşkilatı MI6’in patronu Alex Younger 3 Aralık günü mezun olduğu St Andrews Üniversitesi’nde bir konuşma yaptı. İçinde bulunduğumuz dönemin istihbaratını “dördüncü nesil” olarak tanımladı. Yapay zekâ çağında yaşıyor olsak da karmaşık dünyamızda insan zekâsının öneminin daha da arttığını ifade etti. Ardından da dünyanın değişim ve dönüşümünün temel özelliklerini sıraladı. Karmaşıklığın tüm sınırları aşındırdığını, gerçeklerle sanalın, yerelle, uluslararası olanın, devletlerle devlet dışı aktörlerin ve savaşla barışın arasındaki çizginin belirsizliğine dikkat çekti. Bu durumun İngiltere’nin rakipleri için avantaj, kendileri için zorluklar yarattığını belirtti. Ardından da hibrit, melez tehditlere dikkat çekti. Siber saldırılardan yalana dayalı propagandaya, askeri gücün geleneksel olmayan biçimlerde kullanılmasından inkâr edilebilir düzeyde örtülü operasyonlara kadar. 

Günümüz dünyasını en iyi tanımlayan kelimenin “muğlaklık” olduğuna şüphe yok. Nitekim karmaşık dünya manzarası ve güvenlik olgusu her kes için geçerli. Yeni Zelanda gibi izole bazı ülkeler daha şanslı olsalar da hemen her ülkenin, sivil, askeri liderlerin benzer dertleri var. Bu bağlamda en “hassas” ve karmaşık konumda olan ülkelerden biri de Türkiye. Çünkü çevresi sürekli değişen, büyüyen kara deliklerle, muğlaklıklarla, rekabet ve çatışmalarla çevrili. Buna bir de iç dinamiklerin karmaşıklığı eklenince, manzara biraz daha yönetilmesi zor hale geliyor. 

Karadeniz’den doğu Akdeniz’e, Suriye’den bir türlü yolunu bulamayan Irak’a, her geçen gün daha fazla tartışmaların merkezine oturan İran’a kadar uzun bir liste var. Üstelik bu, devletleri merkeze koyan kolaycılığa kaçan, “sadeleştirilmiş” bir tablo. Gerçekte ise neler yok ki... DAEŞ’ten PKK’ya, göçten propaganda savaşına, uyuşturucudan eşkıyalığa, sınırları muğlaklaşan ittifaklardan düşmanlıklara kadar. Birbirine benzemez, mantıksız gibi görünen farklı durumlar aynı düzlemde, aynı zaman diliminde bir arada bulunabiliyor. Gittikçe bugünün “normali” ve normu haline gelebiliyor. 

Örneğin Suriye. Ülke, ABD’nin İran ve Rusya politikasının payandası haline gelince ortaya geleneksel terimlerle açıklanamayacak, “hilkat garibesi” ilişkiler ve muğlaklıklar çıkabiliyor. Kendisinin de terörist örgüt listesine koyduğu PKK, Suriye’de ABD’nin endemik topluluk ihtiyacını karşılayan bir aktöre dönüşebiliyor. Ömrü uzarken, karakterinin değişmesi gündeme gelebiliyor. Türkiye için tablo aynı. Sınırın öte yakasında düşman, sınırlarının içinde terörist.  

Karmaşıklığı gözler önüne seren sadece ABD’nin tutumu değil. Nitekim iki gün önce yabancı ülke askeri ataşelerine konuşma yapan Rus Genelkurmay Başkanı General Valery Gerasimov’un açıklamaları da çarpıcı bir örnek. ABD’nin Fırat’ın doğusunda Kürtler için devlet benzeri bir yapı kurmaya çalıştığını ifade eden General, açıklamalarını faklı bir minvalde sürdürdü. General “Fırat’ın doğusundan Türkiye ve Irak’a petrol taşıyan tankerler DAEŞ’in ihtiyaç duyduğu finansmanı sağlıyor. Türkiye dolaylı da olsa DAEŞ’e yardım ediyor” diyor. 

Oysa, Gerasimov, Türk mevkidaşına bir telefon kadar uzak. Sık sık bir araya gelmeyi sürdürüyorlar. Tıpkı ABD’li yetkili, büyükelçi James Jeffrey’in Ankara’yı sık sık ziyaret ettiği gibi. Söyledikleri gerçek ise, konuyu baş başa görüşmek yerine medya önünde ifade etmek “normalin”, savaş ve barışın, dost ile düşmanın belirsizlik ve karmaşıklığın tipik bir örneği olsa gerek. Nitekim coğrafya bilgisi, bölgedeki dengeler, gerilimler ve taraflar dikkate alınınca muğlaklık ve kaosla baş edebilmek için “dördüncü nesil istihbarat” el kitaplarına bakma gereği ortaya çıkıyor.