Putin bunun neresinde?

Bugün tanıklık ettiğimiz gelişmeler bize S-400 hava savunma füzesinin sadece Türkiye’nin hava savunmasını sağlamak için satın alınan ticari veya askeri bir malzeme olmanın ötesinde bir mana taşıdığını söylüyor. O halde tartışmaları daha geniş bir çerçevede ele almak gerekir.

Görünen o ki S-400 buz dağının görünen kısmı. Konuyu, küresel rekabet bağlamında mercek altına aldığımızda, ortaya oldukça ilginç bir tablo çıkıyor. Bu tablo, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri devam eden, zaman zaman iniş çıkışlar gösteren ABD-Rusya rekabetinin çok da alışık olmadığımız bir safhasıyla doğrudan ilintili.

1945’ten beri ABD ile Rusya arasında “takım belirleme” ve “alan paylaşımı” hususunda zımni bir uzlaşma söz konusu. Soğuk Savaş bitene kadar iki taraf mümkün olduğunca birbirlerinin alanına doğrudan girmedikleri gibi, asıl takım üyelerini ayartma işlerinden de uzak durdular.

Soğuk Savaş bitince Batı, Sovyetler’in içine düştüğü kaostan istifadeyle, onu Doğu’ya doğru itelerken, eski Sovyet takımı üyelerinden bazıları da formalarını değiştirdiler. Bugün Rusya karşıtı tutumu bilinen Polonya, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerden söz ediyoruz.

Putin’in iktidara gelmesiyle yeni bir yola giren Rusya, takımın geri kalanını toparlamak ve elde tutmak için hareket geçti. Bu bağlamda Kafkasya’da, Karadeniz’de, Orta Asya’da ve Suriye’de hamlelerini ardı ardına gerçekleştirdi. En karmaşık olan konu olan Ukrayna ise halen gerilimin en üst düzeyde yaşandığı alan olma özelliğini koruyor.

Buraya kadar olanlar aslında Putin için kolay lokma ve yabancısı olmadığı alanlarda faaliyet göstermek anlamına geliyordu. Ama bütün bu değişimi hedefleyen hamleler, başta ABD olmak üzere, Batı’yı yavaş yavaş tedirgin etmeye yetti.

Kısa süre önce Putin’in hamlelerinin en karmaşık, beklenmedik ve alışık olunmayan kısmını Türkiye ile yaşadığı ilişkiler oluşturmaya başladı. Bu ilişkide, “buz dağının” görünen yüzünü oluşturan “S-400”, ciddi bir kriz olarak sahnedeki yerini aldı. Batı, Türk-Rus ilişkisini ve Putin’in hamlelerini okurken gelişmeleri salt bir silah ticareti olarak görmediğini hissettirmeye başladı. Onlara göre bu hamle, tarihsel arka planı olan ve hayati öneme haiz, stratejik mücadelede de kayba yol açabilecek bir gelişmeydi.

Nitekim bu bakış açısı bir söylemden öte, uygulamada da etkisini gösterebilir. Nitekim CAATSA’nın (ABD’nin hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) uygulanmasında esneklikten uzak ve daha sert bir yaklaşıma yol açabilir. Özellikle bunun bir yasa olması, ABD Başkanı’nın iç politikadaki sınırlılıkları işin yönetimini daha da zorlaştırmaktadır.

Bu denklemde eli en güçlü oyuncunun Putin olduğunu söylemek abartılı olmaz. Putin, füze satışı ve teslimatı üzerindeki “tasarruf yetkisi” ile gelişmeleri kolayca yönlendirebilir. Muhtemelen bugünlerde Putin ve analistleri için en hayati soru şudur: Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini tek hamlede tamamen koparmak mı, yoksa altın yumurtlayan tavuğu sabırla elde tutmak mı daha evladır?