Suriye cephesinde sıcak çatışmaların sonuna yaklaşılıyor. DAEŞ’in elindeki son şehir de düştü ve örgüt tüm yerleşim yerlerinde kontrolü kaybetti. Bu gelişmeye paralel olarak, ABD ve Rusya’nın başını çektiği iki blokun diplomasi mücadelesi hız kazanmaya başladı.

Tarafların acelesi var. Bir yandan diplomatik yığınak yaparken, bir yandan da cephelerini sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Bu sürecin de iç savaş gibi uzun yıllar alacağını söyleyebiliriz. Nitekim bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Ruhani Soçi’de bir araya gelecekler. Sadece kendi hedefleri ve planlarını değil, sahadaki rakipleri ABD’nin hedef ve stratejilerini de konuşacaklar. 

ABD Savunma Bakanı Tillerson geçen hafta yaptığı açıklamayla ülkesinin Suriye politikasına dair önemli ipuçları verdi. Buna göre, ABD istikrar sağlanıncaya kadar Suriye’de kalmaya devam edecek. Bu noktada cevabı aranan sorular şunlar: ABD Suriye’de istikrardan ne anlıyor ve bu istikrarı hangi stratejiyle sağlayacak?

ABD’nin istikrardan anladığı sadece DAEŞ’in yeniden toparlanıp Suriye’de güç kazanmasının önlenmesi, mültecilerin eski yerlerine dönmesi için güvenlik ve temel ihtiyaçların sağlanması değil. ABD’nin istikrardan anladığı, bir sonraki aşmada Rusya, İran ve Hizbullah’ın bu ülkedeki varlığını dengeleyecek yeni bir siyasi, askeri düzenin kurulması. Bunun anlamı önümüzdeki günlerde mücadelenin boyut değiştireceği ve diplomatik alana kayacağıdır.

ABD’nin sözünü ettiğimiz hedeflerini gerçekleştirilmesi uzun yıllar alacak siyasi, askeri ve ekonomik hamleleri gerektiriyor. Bu aşamada DAEŞ’le mücadeleyi ileri sürerek askerlerini Suriye’de tutan ABD, sonraki aşamalarda yeni gerekçeler bulmakta hiç de zorlanma- yacaktır. Esad kaynaklı yeni bir iç savaşın önlenmesi, mültecilerin güvenle geri dönüşü için altyapının inşası, Irak’ın sınır güvenliği bunlardan bazıları.

Bu çerçevede müttefiki SDG’yi (siz onu PKK olarak okuyun) uzun süre askeri, ekonomik ve diplomatik alanlarda desteklerken, Suudi Arabistan gibi ülkeleri de bu programa dâhil etmenin yollarını arayacaktır. Aynı zamanda dikkatini Rusya liderliğinde bir araya gelen İran, Türkiye ve Hizbullah cephesini çökertmeye/zayıflatmaya verecektir. 

ABD’yi umutlandıran, siyasi sürecin uzunluğu kadar, rakip koalisyonun kırılganlığıdır. Kırılganlığın en hassas noktasını ise PKK/PYD oluşturmaktadır. Rusya da ABD’nin Suriye stratejisinin zayıflamasının/çökmesini istemektedir. Bunun yolunun ABD stratejisinde önemli bir role sahip, eski ve kullanışlı dostu PKK’nın saf değiştirmesiyle mümkün olduğunu görüyor. Dolayısıyla, Rusya’nın PKK’yı ABD’nin eline bırakmama arzusu sanıldığından daha güçlü görünüyor. Bu çerçevede Rusya bir ikilemle karşı karşıyadır ve PKK/PYD’ye vereceği ödünler, Türkiye ile ilişkilerini zehirleyecektir.    

Anlaşılan, Cenevre’ye giden yolda önce Rusya liderliğindeki cephenin sürdürülebilirliğini, ardından da PKK’nın Suriye’deki geleceğini test edeceğiz.