Jack Sparrow gençliğin peşinde

“Karayip Korsanları” serisinin dördüncü filmi diğerlerine oranla daha basit bir öykü anlatıyor

Jack Sparrow gençliğin peşinde

Disney’in gişede büyük başarı gösteren serisi “Karayip Korsanları”nın dördüncü filmi karşımızda. İlk üç filmden sonra seriden ayrılan yönetmen Gore Verbinski ile oyunculardan Orlando Bloom ve Keira Knightley’nin yerleri “Chicago”nun yönetmeni Rob Marshall ve Angelica adlı karakterle Penelope Cruz tarafından doldurulmuş.
Dördüncü filmde, Kaptan Jack Sparrow Gençlik Pınarı’nı bulmaya çalışıyor. Bu arada İspanyollar ve İngiliz donanmasına katıldığını öğrendiğimiz Barbossa da Gençlik Pınarı’na ulaşma derdinde. Sparrow’un yolu bu defa eski sevgilisi Angelica ile kesişiyor. Sparrow kendisini Angelica ile beraber büyücü kaptan Kara Sakal’ın gemisi Kraliçe Anne’nin İntikamı’nda buluyor.
“Gizemli Denizlerde”, serinin her bakımdan en zayıf filmi. Üçüncü filmin güçlükle takip edilebilen olay örgüsüne kıyasla daha basit bir öyküyle karşılaşıyoruz. Ancak senaryo yan karakterlerden yeterince destek görmüyor. Sparrow her zamanki gibi eğlenceli. Ama iyice benimsediğimiz bu karakter filmi sürüklemeye etmiyor. Filmin tek parlak buluşu saldırgan denizkızları. Hollywood’un bir kez daha iyi giden bir seriyi tadında bırakmayı başaramaması, “Karayip Korsanları”nın da gişe beklentisine feda edilmiş diğer serilerin hazin sonunu paylaşmasına neden oluyor.



“Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde”
Yön.:
Rob Marshall
Oyn.: Johnny Depp (Jack Sparrow), Penelope Cruz (Angelica), Geoffrey Rush (Barbossa), Ian McShane (Kara Sakal), Kevin McNally (Gibbs)
Sen.: Ted Elliott, Terry Rossio
Gör.: Dariusz Wolski
Müz.: Hans Zimmer


Türkan Saylan’ın son günleri

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Prof. Dr. Türkan Saylan’ın son günleri “Türkan” adlı filmle sinemaya uyarlandı. Saylan’ı tecrübeli tiyatrocu Rüşhan Çalışkur’un canlandırdığı filmde, Saylan’ın oğulları Çınar ve Çağlayan rollerinde Ragıp Savaş ile Tardu Flordun’u izliyoruz. Filmin aralarında İsmail Hacıoğlu, Altan Erkekli, Şebnem Sönmez ve Binnur Kaya’nın da bulunduğu kalabalık bir oyuncu kadrosu var.
Film, Saylan’ın evine düzenlenen Ergenekon baskını ile başlıyor.
Ardından kanserle savaşında güçsüz düşen Saylan’ın hastalarıyla, oğullarıyla ve sevdikleriyle vedalaşmasını izliyoruz. Saylan, ölüm kapıya dayanmışken derneğin bağış gecesi için ayakta kalma gücü bulmaya çalışıyor. Diğer yandan, Gaziantep’teki evinden okumak için kaçan Zehra (Beyza Şekerci), derneğe ulaşmaya çalışıyor.
Cemal Şan’ın yönettiği filmde, Türkan Saylan’ın mücadeleci kimliğine şahit oluyoruz.

Güzel ve Çirkin”in modernleşmiş hali

Beastly”, Alex Flinn’in 2007 tarihli aynı adlı romanının sinema uyarlaması. Bilindik “Güzel ve Çirkin” yapıtının modern zamanlarda, New York’ta geçen hali ve yönetmen koltuğunda Daniel Barnz oturuyor. Kyle Kingson, zengin bir aileye mensup bir lise öğrencisi. Bir gün cadı olduğunu bilmediği bir öğrenciye saygısızlık yapınca, cadı ona büyü yapıyor. Çirkinleşen Kyle, bir yıl içerisinde gerçek aşkı bulmak zorundadır.

Misafir sevgili

Ozan Aksungur’un ilk filmi “Misafir”, Paris’te yaşayan Oktay’ın (Halit Ergenç) misafir olarak geldiği Kütahya’da Ayşe’ye (Lale Mansur) âşık olmasını konu alıyor. Ayşe’yle birlikte olabilmelerinin tek yolu onun Oktay’la Paris’e gitmesidir. Ama Ayşe kararsızdır.

Şöhret üzerine bir komedi

Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun yönettiği “Şov Bizinis”, Unkapanı’nda geçen hikayeler üzerinden ilerleyen, şöhret olmak üzerine bir komedi. Filmde aralarında Müslüm Gürses, Almeda Abazi, Önder Açıkbaş ve Zeynep Beşerler’in bulunduğu oyuncular rol alıyor.

Sınıflar arası aşk

Catherine Corsini’nin yönettiği Fransız filmi “İhanet/Partir”de burjuva bir doktorun eşi olan Suzanne’nın evindeki inşaat işlerinin başındaki Ivan’la tutku dolu bir ilişki yaşamasını konu alıyor. Filmde ünlü aktris Kristin Scott Thomas ile Katalan aktör Sergi Lopez başrollerde.

Yine iletişimsizlik anlatıyor


Francis Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola, dördüncü filmi “Başka Bir Yerde / Somewhere” ile geçen yıl Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan ile döndü. Coppola, bu filmde Hollywood’u yani kendisinin çok iyi bildiği bir dünyayı anlatmayı seçiyor.
Johnny Marco (Stephen Dorff), hiçbir şeye ilgi duymadığı bir hayat sürdüren bir Hollywood yıldızı. 11 yaşındaki kızı Cleo’nun (Elle Fanning) bir süre onunla kalması gerekiyor. Bu durum Marco’nun yalnızlığını azaltıyor.
Coppola yine yalnızlık ve iletişim sorunları ile ilgileniyor. Ancak “Başka Bir Yerde”, yönetmenin kariyerinin başından beri tekrarladığı bu temalara dair yeni bir şey söylemiyor.

Ciddi konuya esprili bakış


1970’lerin sonlarında, Fransa’nın Sainte-Gudule kasabasındayız. Suzanne (Catherine Deneuve), sabah koşuya çıkan, şiirler yazan, aldatılmaya hiç aldırmayan bir ev kadını. Şemsiye üreten bir fabrikayı işçilerin haklarını hiçe sayarak yöneten kocası (Fabrice Luchini), bir grev sırasında rehin alınıyor. Suzanne’nın değişimi burada başlıyor. Önce eski komünist tanıdığı Babin (Gerard Depardieu) sayesinde kocasını kurtarıyor. Sonra fabrikanın yönetimini ele alıyor.
Yönetmen François
Ozon’un bir tiyatro oyunundan uyarladığı “Kadın İsterse”, hafif ve eğlenceli. Ancak bu özellikleri, filmin kadınlarla ve sosyal sınıflarla ilgili derdini hafifletmiyor. Ozon bu konulara sert ve didaktik değil, esprili bir şekilde yaklaşıyor.
Ama durduğu nokta sağlam.