Jason Bourne’un izinden gidiyoruz

Bourne serisinin dördüncü filminde ünlü ajan Jason Bourne’u boşuna aramayın; yerini Aaron Cross’a bıraktı

Casus gerilimi türünde popülerleşen ve uzun ömürde olmasa da, gişe başarısında James Bond’la rekabet etmeyi başaran ticari seri Jason Bourne’un üçüncü filmi “The Bourne Ultimatum”u 2007’de izlemiştik.

“Bourne’un Mirası”yla seri, Jason Bourne, dolayısıyla başrol oyuncusu Matt Damon ve yönetmeni Paul Greengrass olmadan yoluna devam ediyor.

Yeni yönetmen serinin yabancısı değil: İlk üç filmin senaristliğini üstlenen Tony Gilroy... Bourne’un yerini alan ana karakter ise “Ölümcül Tuzak / The Hurt Locker”la yıldızı parlayan Jeremy Renner’ın canlandırdığı Aaron Cross. Peki Bourne’un mirası emin ellerde mi?

Bu soruyu cevaplamadan önce hikayenin arka planından bahsedelim. Jason Bourne, CIA’in gizli bir projesi olan Treadstone’un yetiştirdiği üstün yeteneklerle donanmış bir ajan. İlk filmin başında geçmişini hatırlamayan ve peşindeki suikastçılara yakalanmamaya çalışan Bourne, kim olduğunu, ne yaptığını öğrenmeye çalışır. Diğer filmlerde Treadstone projesinin detaylarını, dolayısıyla başına ne geldiğini keşfeder ve projenin ipliğini pazara çıkarmaya çalışır.

Bu defa ajan Aaron Cross’un maceralarını izleyeceğiz

Arada ima edilenlerden öğrenmiştik ki, Bourne bu projenin parçası olan tek ajan değildi. “Bourne’nun Mirası”nda da diğer ajanın, Aaron Cross’un hikayesini izliyoruz. CIA Bourne’un çabaları sonucu ortaya çıkan projenin delillerini, yani ajanları yok etmeye karar verir. Ancak kurtulmayı başaran Bourne benzeri Aaron, direnecektir. Ama önce fiziksel ve beyinsel üstünlüklerinin devamını sağlayan ilaçlarına ulaşması gerekmektedir. Ona yardım edecek kişi de laboratuarda çalışan genetik bilimci doktor Marta’dır.

Gilroy aksiyonun ağırlık kazandığı final bölümüne kadar serinkanlı ilerleyen bir yapıyı tercih etmiş. Bunun önceki Bourne filmleriyle benzerlik taşıdığını söylemek mümkün. Serinin çoğu aksiyonun tersine düşmanı ‘dışarıda’ değil, ABD’nin içinde arayan yapısının devam etmesi de memnuniyet verici.

Ancak “Bourne’un Mirası” uzatmaları oynayan çoğu serinin zafiyetlerini de taşıyor. Öncelikle ilk üç filmin uyarlandığı romanlar karakterin yaratıcısı Robert Ludlum’un imzasını taşırken, bu filmin uyarlandığı roman popüler seriyi devam ettirmek için Eric Van Lustbader tarafından yazılana dayanıyor. Benzeri bir ticari ‘numara’, film için de yapılmış. Seriyi çok iyi tanıyan Gilroy’un tüm çabalarına rağmen Matt Damon’ın ve yönetmen Greengrass’in yokluğu hissediliyor. James Bond ve Sherlock Holmes’ün olmadığı bir Bond veya Holmes filminden ne beklenebilirse, “Bourne’un Mirası”ndan da aynı şeyi beklemekte yarar var. Yani hafif bir kandırılma hissi, ihanet edilmemeye çalışılan bir miras ve orijinal serinin seviyesinin altında bir yapım...

“Bourne’un Mirası / The Bourne Legacy”
Yön.: Tony Gilroy Oyn.: Jeremy Renner (Aaron Cross), Stacy Keach (Mark Turso), Edward Norton (Eric Byer), Rachel Weisz (Marta Shearing)
Sen.: Tony Gilroy, Dan Gilroy
Gör.: Rober Elswit
Müz.: James Newton Howard

“Korku Kapanı”

Londra sokaklarında panik
İngiltere yapımı korku-bilimkurgu “Korku Kapanı / Storage 24”da
olaylar Londra’ya bir kargo uçağının düşmesiyle başlıyor. Şehir paniğe sürüklenirken, bir grup arkadaş gizemli yaratıklardan kaçmaya çalışıyor. Johannes Roberts’ın yönettiği filmde, Noel Clarke, Colin O’Donoghue ve Antonia Campbell Hughes rol alıyorlar.

“Paris-Manhattan”

Sophie Lellouche’un yönettiği Fransız yapımı romantik komedi “Paris-Manhattan”da, Woody Allen’a saplantılı derecede hayran olan bir kadın ve sevgilisinin yaşadıkları konu alınıyor. Başrollerini Alice Taglioni ve Patrick Bruel’in paylaştığı filmde, Allen da kısa bir rolle izleyici karşısına çıkıyor.

“Saftirik Greg’in Günlüğü: İşte Şimdi Yandık”

Greg’le üçüncü buluşma

Popüler çocuk kitabı serisi “Saftirik Greg’in Günlüğü”nün üçüncü sinema uyarlaması “Diary of a Wimpy Kid: Dog Days / Saftirik Greg’in Günlüğü: İşte Şimdi Yandık”, İngiliz yönetmen David Bowers’ın imzasını taşıyor.
Filmin ana karakteri Greg Heffley’i Zachary Gordon’un canlandırdığı yapımda, Greg’in yaz tatili ile planları yolunda gitmeyince yaşananlar anlatılıyor. Bu yapımın eleştirmenler tarafından, serinin önceki filmlerinden daha başarısız bulunduğunu ekleyelim.