Nil Kural

Nil Kural

nil.kural@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Çizgi roman karakterinden yola çıkan “Thor”, yönetmen koltuğundaki Kenneth Branagh sayesinde aynı türdeki filmleri geride bırakıyor

Kahramanın yolculuk filmi


Thor” son yıllarda üçer beşer karşımıza çıkan çizgi roman uyarlamalarının en yeni temsilcisi. Marvel Comics’in aynı adlı çizgi roman karakterinden yola çıkan film, uzun süredir yapım cehenneminde dolandıktan sonra sonunda tamamlandı.
Thor, Asgard adlı bir yerde yaşayan ölümsüz bir savaşçı. Üstelik buranın kralı Odin’in oğlu ve tahtı devralmak üzere. Ama kendini beğenmiş, aşırı güvenli tavırları ve saldırgan kişiliğinin etkisiyle başka bir halka savaş açmaya yeltenince, Dünya’ya sürülüyor. Dünya’da güçlerini kullanamadığı için şaşkına dönen Thor, astrofizikçi Jane Foster ve ekibi tarafından bulunuyor. Ve Dünya işgal tehdidi altına gelince, bir kahraman olarak Thor’un kendisini kanıtlaması gerekiyor.
“Thor” tam anlamıyla bir süper kahramanın yolculuk filmi. Kahramanın yaşadığı deneyimler sonucu olgunlaşmasının öyküsünü izliyoruz. “Thor”u diğer çizgi roman uyarlamalarından bir adım öne çıkaran etken ise yönetmen koltuğunda oturan Kenneth Branagh. Kendisi, Shakespeare uyarlamalarıyla tanınan ve büyük bütçeli ticari filmlerde imzasını görmeye alışık olmadığımız bir yönetmen.
Bu sıradan bir aksiyon değil, olgunlaşmayla ilgili bir film ama tam da bu nedenlerle “Thor” sıradan bir çizgi roman aksiyonu olmaktan çıkıyor.
Aynı Ang Lee’nin 2003’te “Hulk”a bir Yunan tragedyası gibi yaklaştığı için ortaya akılda kalan bir film çıkarması gibi... “Thor”, Branagh sayesinde sadece özel efekt şovlarından ve nefes kesen aksiyon sahnelerinden ibaret değil. Aile içi iktidar mücadeleleri, güç ve olgunlaşmayla ilgili bir film. İyi vakit geçirten aksiyonla, akılda kalan bir aksiyon arasındaki fark da bu...


“Thor”

Yön.:
Kenneth Branagh
Oyn.: Chris Hemsworth ( Thor), Natalie Portman (Jane Foster), Tom Hiddleston (Loki), Anthony Hopkins (Odin), Stellan SkarsgÂrd (Erik Selvig)
Sen.: Ashley Miller, Zack Stentz, Don Payne
Gör.: Haris Zambarloukos
Müz.: Patrick Doyle

Brezilya’da beşinci kez hızlı, beşinci kez öfkeli

Hızlı arabaların yarışlarının anlatıldığı aksiyon türündeki “Hızlı ve Öfkeli / Fast and Furious” serisinin beşinci filmi “Hızlı ve Öfkeli 5: Rio Soygunu / Fast Five”da adından da anlaşılabileceği gibi Rio’da geçiyor. Dominic (Vin Diesel) ve ekibi son bir soygun gerçekleştirmek zorunda kalıyorlar. Bu esnada da bir uyuşturucu tüccarı ve onları yakalamak isteyen federal ajanla mücadele ediyorlar.
Bu filmi de üçüncü ve dördüncü filme imza atan Justin Lin yönetiyor. Ayrıca serinin en iyi eleştiriler alan filmi olduğunu belirtelim.

Pandalı animasyon

2009 yapımı, Robert D. Hanna’nın yönettiği animasyon “Panda: Sihirli Yol / The Prodigy”de KG genç ve dişi bir panda. Filmde onun yaşadığı krallığa adalet getirmek ve sevdiği adama kavuşmak için verdiği mücadele anlatılıyor.

Pina’nın ardından 3D ağıt

Üç boyutlu dans filmi “Pina”, 2009’da kanser yüzünden hayatını kaybeden Alman koreograf Pina Bausch’a yakılmış bir ağıt.
O hayattayken bir süre Pina Bausch’la bu proje üzerinde çalışan yönetmen Wim Wenders, Bausch’un zamansız ölümü üzerine projeyi rafa kaldırmıştı. Zamanla bu filmi Bausch’a
orçlu olduğunu düşündü ve ortaya “Pina” çıktı.
“Pina”nın en önemli özelliği 3D olması. Genellikle ticari sinemada, salonlara daha fazla insan çekmek için kullanılan üç boyut teknolojisi, bu kez dans koreografilerinin hakkını vermek için kullanılıyor.
“Cafe Müller”, “Rite of Spring” ve “La Luna” gibi ünlü Bausch koreografilerini göstermenin yanı sıra Wenders, onunla çalışan dansçıların anılarına da yer veriyor. Wenders’in dansçıları tiyatrodan çıkarıp Bausch’un pek sevdiği kenti Wuppertal’ın sokaklarında dans ettirmesi, dansı sokağa, gündelik yaşama dahil ettiği için isabetli bir seçim. Dünya prömiyerini bu yıl Berlin Film Festivali’nde yapan “Pina”nın, Wim Wenders’ın son dönemde iyi gitmeyen kariyeri için bir ilerleme olduğu da rahatlıkla söylenebilir.

Çok ödül aldı

Belma Baş’ın ilk uzun metrajlı filmi “Zefir”, geçen yıl Antalya Altın Portakal, nisan ayında ise İstanbul Film Festivali’nde ana yarışmalarda yer aldı; İstanbul Film Festivali’nden En İyi Senaryo Ödülü’yle döndü. Doğu Karadeniz’de anneanne ve dedesiyle birlikte yaşayan Zefir, günlerini annesini bekleyerek geçirir. Dört gözle beklenen anne geldiğinde ise onu anneanne ve dedesiyle bırakıp gideceğini açıklar. Filmde başrolleri Şeyma Uzunlar, Vahide Gördüm, Sevinç Baş ve O.
Rüştü Baş paylaşıyor.

Hem romantizm hem bilimkurgu

Beni Asla Bırakma” aynı yatılı okulda büyüyen Ruth, Kathy ve Tommy arasında geçen bir aşk üçgeni filmi. Ama üçü de sıradan insanlar değil. Ömürleri en iyi ihtimalle 30 yılla sınırlı. Çünkü ana karakterlerimiz, zamanı geldiğinde organlarını bağışlamaları için üretilmiş insan klonları. Çektiği kliplerle haklı bir ün edinen Mark Romanek’in yönettiği “Beni Asla Bırakma / Never Let Me Go”, Kazuo Ishiguro’nun 2005’te yayımlanan aynı adlı romanının sinema uyarlaması. Başrollerinde Carey Mulligan, Andrew Garfield ve Keira Knightley’i izlediğimiz filmin, genç yıldız ve yıldız adaylarından oluşan bir kadrosu var.
Romanek, filminde hem karakterlerinin özel durumundan kaynaklanan bilimkurgu öğelerini hikayesine eklemeyi hem de karakterler arasındaki romantizmi sürdürmeyi başarıyor.

Kanada’nın Oscar adayı

Kanada’dan bu yıl En İyi Yabancı Film dalında Oscar adayı olan “İçimdeki Yangın / Incendies”, Denis Villeneuve’ün imzasını taşıyor.
İkiz kardeş olan Simon (Maxim Gaudette) ve Jeanne (Melissa Desormeaux-Poulin), annelerinin ölümünün ardından Lübnan’a gidiyor ve annelerinin vasiyeti üzerine onun geçmişini araştırıyor. Bu araştırma onları Lübnan’ın geçmişine de götürüyor. Wajdi Mouawad’ın aynı adlı tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan film, eleştirmenler tarafından beğeniyle karşılandı.

Kontrolden çıkan uyuşturucu ve şiddet

Tehlikeli Tutkular / Cherrybomb”, Harry Potter filmlerinde Ron Weasley’i canlandıran Rupert Grint’in başrolünde olduğu bir dram. İngiliz yapımı filmde, ergenlik çağlarındaki iki erkek ve bir kızın etrafında dönen bir hikaye var. Oturdukları yere yeni taşınan Michelle’i (Kimberley Nixon) tavlamak için birbirleriyle rekabet eden Luke (Robert Sheehan) ve Malachy (Grint) uyuşturucu ve şiddetin dozunu gitgide artırıyorlar. İşler sonunda kontrolden çıkıyor. “Tehlikeli Tutkular”, filmi birlikte yöneten Lisa Barros D’Sa ve Glenn Leyburn’ün ilk filmleri.