Liverpool’un bir numaralı taraftarı

Bir Türk şirketi tarafından uluslararası sinema için üretilen “Babam İçin / Will”ın yönetmen koltuğunda belgesel kökenli bir isim olan Ellen Perry oturuyor.

Liverpool’un bir numaralı taraftarı
Yıllar sonra kavuştuğu babasıyla 2005’de İstanbul’da oynanan Liverpool ve Milan arasındaki Şampiyonlar Ligi finaline gitmeyi planlayan 11 yaşındaki Will (Perry Eggleton), babasını kaybeder. Koyu bir Liverpool taraftarı olan Will, babasının anısına da sahip çıkmak için İstanbul’daki finale gitmeye karar verir. Bunu başarmak için yalnız yolculuk yapması gerekecektir. Tecrübeli karakter aktörü Bob Hoskins’in de rol aldığı film, duygusal bir aile filmi olarak dikkat çekiyor.

Vampirin yuva özlemi

1966’da yayına başlayan, gotik ‘pembe dizi’ kağıt üzerinde tam Tim Burton’ın uyarlayacağı bir iş. Yani alabildiğine ‘kitsch’; korku ve komediyi bir arada sunuyor ve tabii ki tuhaflıklarla dolu.
18. yüzyılda Kuzey Amerika’ya İngiltere’den gelen ve zenginleşen bir ailenin çapkın oğlu Barnabas (Johnny Depp), önce evin hizmetçisi Angelique Bouchard’la (Eva Green) ilişki kurar. Ardından onu sevmediğini söyleyerek genç kızın kalbini kırar. Ancak bir cadı olan Angelique, bir köşede ağlamak yerine Barnabas’ın sevdiği kızı intihara sürükler ve onu vampire çevirerek, bir tabutta gömülmesine yol açar. 1970’lerde, yani yüzyıllar sonra tabuttan çıkan Barnabas, ailesinin malikanesine döndüğünde parasız kalmış akrabalarını bulur. Barnabas, ailesinin servetini ve saygınlığını yitirmesine sebep olan Angelique’le hesaplaşacaktır.

Liverpool’un bir numaralı taraftarı

Tim Burton’ın 1960’ların TV dizisinden uyarladığı “Karanlık Gölgeler”, yönetmenin çok sevdiği aktörü Johnny Depp’le sekizinci işbirliği


Zaman çatışması şakalarıyla ilerleyen filmin başrolünde Tim Burton’ın ‘vazgeçilmez’ oyuncusu Johnny Depp var. Depp tuhaf Burton karakterlerindeki performanslarına bir yenisini katıyor. Filmin daha ilginç performansları ise Eva Green ve aileyi çekip çeviren güçlü ve asil Elizabeth Collins Stoddard’ı canlandıran Michelle Pfeiffer’dan geliyor.

“Karanlık Gölgeler”, son dönemde bir çöküş ve kendisini tekrarlama sürecine giren ve bir önceki filmi “Alice Harikalar Diyarında / Alice In Wonderland”le en sıkı takipçilerinin bile sabır sınırlarını zorlayan Burton için daha kötüye bir gidişat değil. En azından espriler yerli yerinde ve filmden bir “Adams Ailesi” tadı yakalanabiliyor.


Eğlenceli gotik komedi tanımının hakkını vermeyi başaran “Karanlık Gölgeler”de, tabii ki her şey (sisli atmosfer, göz altları mor kadın ve adamlar, absürdlükler, garip ana karaktere gösterilen şefkat) önceki Burton filmlerinden tanıdık.


Beklentileri Burton’ın başyapıtları “Ed Wood” ve “Edward Makaseller / Edward Scissorhands” seviyesinde tutmamakta yarar olsa da, kendisine uygun bir malzemeden hoş bir seyirlik çıkarıyor.

“Karanlık Gölgeler / Dark Shadows”
Yön.: Tim Burton Oyn.: Johnny Depp (Barnabas Collins), Michelle Pfeiffer (Elizabeth Collins Stoddard), Helena Bonham Carter
(Dr. Julia Hoffman), Eva Green (Angelique Bouchard), Jackie Earle Haley (Willie Loomis),
Jonny Lee Miller (Roger Collins) Sen.: Seth Grahame-Smith, John August
Gör.: Bruno Delbonnel
Müz.: Danny Elfman


Kalp kırıklığından ölen adam

Çizgi romancı Marjane Satrapi, İran İslam Devrimi döneminde geçen ve kendi anılarından yola çıktığı animasyon “Persepolis”ile adını duyurmuştu. Satrapi, bu yıl İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan ikinci filmi “Azrail’i Beklerken / Poulet Aux Prunes”ü de “Persepolis”te olduğu gibi Vincent Paronnaud ile birlikte yönetiyor.

Liverpool’un bir numaralı taraftarı

1950’lerin İran’ında geçen hikayede başarılı bir keman sanatçısı olan Nasser Ali’nin (Mathieu Amalric) karısı bir kavga sırasında çok sevdiği kemanını kırar. Onun yerini tutacak bir keman bulamayan Nasser Ali hayata küser ve ölümü beklemeye başlar. Bu kemana duyduğu bağlılığın ve müzik alanındaki başarılarının arka planında gençliğinde yaşadığı acıklı bir aşk hikayesi vardır. Nassar Ali karakterinde amcasından yola çıkan Satrapi, alabildiğine romantik bir hikayenin peşine düşüyor. Ancak dağınık hikaye, masalsı tonunu bir türlü ayarlayamadığı için kahramanının hislerini izleyicisine geçiremiyor.

Paris’te karmaşa

“Aşk Yazım / My Summer of Love” ile bağımsız sinema takipçilerinin ilgisini çeken Polonyalı yönetmen Pawel Pawlikowski, yeni filmi “Gizemli Kadın / La femme du Vème”de başrolü Ethan Hawke’a teslim ediyor. Hawke’ın canlandırdığı Amerikalı yazar Tom Ricks, karısıyla barışmak ve kızını görmek için Paris’e gelir. Ancak karısı buna razı olmaz. Parasız kalan ve şehrin varoşlarında bir pansiyonda kalmaya başlayan Ricks, bir edebiyat buluşmasında Margit (Kristin Scott Thomas) adlı etkileyici bir kadınla tanışır. Onunla bir ilişkiye başlayan Ricks, diğer yandan pansiyon sahibinin Polonya göçmeni sevgilisiyle de yakınlaşır.

Liverpool’un bir numaralı taraftarı

“Gizemli Kadın” alabildiğine karmaşık ve yoruma açık bir film. İzleyicisine tanıdığı alan takdire şayan ancak hiçbiri kesin olmayan okumaları yapsanız da filmin müthiş bir yere bağlandığı söylenemez. Pawel Pawlikowski’nin yine en güçlü olduğu alan, ilk filmi “Last Resort”un konusunu da oluşturan göçmenlerle ilgili bölümler...