Spielberg’in dönüşü

Son birkaç filmiyle Hollywood’un en başarılı yönetmenlerinden biri olduğunu unutturan Steven Spielberg, güçlü bir tarihi dram ile eski formuna dönerek Oscar’ın en güçlü adayı oluyor

Steven Spielberg, kendisi için rüya projesi olduğu her halinden belli, En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere 12 dalda Oscar adayı olan “Lincoln”de
ticari sinemanın kurallarıyla pek ilgilenmiyor ve kahramanlık söylemlerinden uzak bir tarihi
drama imza atıyor.
Abraham Lincoln’ün başkanlığının son dönemine odaklanan filmin geçtiği 1865’te pek çok insanın hayatına mal olan iç savaş yıllardır sürüyor ve güney eyaletleri yenilginin eşiğinde. Lincoln, bir kez barış sağlandığında yapması çok güç
olacak bir anayasa değişikliğini gerçekleştirmeye çalışıyor. O hamle, anayasaya köleliği kaldıran maddeyi ekleyebilmek... Ancak kısa sürede meclisten geçmesi için sadece kendi partisinin oyları (ki onların da tam destek vereceği şüpheli) yeterli olmadığı için karşı partiden de
destek toplamak zorunda. Bir yandan politik kulisler sürerken, barışın kapıda olduğu haberi,
alt üst edici bir gelişme oluyor.

Daniel Day Lewis, Lincoln olarak Oscar yolunda
Daniel Day Lewis, zor ikna olduğu Lincoln rolünde üçüncü Oscar’ını zorlayacak, kendisinden alışılan iddialı performansını sergiliyor ki bunun filme güç kattığına şüphe yok. Ama filmin başarısındaki aslan paylarından biri “Angels In America” dizisi ile yine Spielberg’in yönettiği “Münih / Munich”i Eric Roth’la birlikte kaleme alan Pulitzer ödüllü yazar Tony Kushner’in... Başkanı ne kahramanlaştıran ne de hakkını yiyen dengeli senaryo, özgürlük konusuna odaklansa da, işin ekonomik yönü gibi konuları da ihmal etmiyor. Bir parantez açıp Tommy Lee Jones’a yardımcı erkek oyuncu dalında adaylık kazandıran, ‘radikal’ politikacı Thaddeus Stevens başta olmak üzere yan karakterlerin de Lincoln kadar özenle işlendiğini belirtelim.
Spielberg ise “Savaş Atı / War Horse”, “The Adventures of Tintin”in de aralarında olduğu filmler yönettiği, pek parlak olmayan bir dönemden “Lincoln”le çıkıyor. Mecliste ikna turlarında geçen “Lincoln”, diyalogların, politik tartışmaların öne çıktığı ağırkanlı tempoda ilerleyen bir yapım. Spielberg, burada bir adım geri atıp stil ve görsellik şovlarından çok kendisini öyküye hizmet eden bir yerde tutuyor, oyuncu, sanat yönetimi gibi konulara odaklanıyor ve hikayesinin ciddiyetine güvenerek doğru bir seçim yapıyor. Film, gişede büyük hasılat bekleyen bir filmin kurallarını bu seçimlerle reddederken, modern ABD’nin kuruluşuna dair üzerinde düşünülecek bir yapım.

“Lıncoln”
Yön.: Steven Spielberg
Oyn.: Daniel Day-Lewis (Abraham Lincoln), Sally Field (Mary Todd Lincoln), David Strathairn (William Seward), Joseph Gordon-Levitt (Robert Lincoln), Tommy Lee Jones (Thaddeus Stevens) Sen.: Tony Kushner
Gör.: Janusz Kaminski
Müz.: John Williams

Yılın tartışmalı filmi vizyonda

“Ölümcül Tuzak”

Zero Dark Thirty”, sinemasal anlatımıyla değil, işkenceyi meşru gösterdiği iddialarıyla tartışılıyor. Son dönemde senarist Mark Boal’la birlikte Amerika’nın askeri operasyonları anlatıcısı misyonunu üstlenen yönetmen Kathryn Bigelow, Oscar ödüllü “Ölümcül Tuzak / The Hurt Locker”la bir bomba imha ekibi üzerinden “Amerika’nın savaşa bağımlı olduğunu” gösteriyordu. Bu filmde ise Usame Bin Ladin’in yakalanma öyküsüne odaklanıyor.
Siyah bir ekran üzerinde 11 Eylül saldırısı sonrası çığlıklarla açılan film, izleyiciyi neden sonuç ilişkisine davet ederek, CIA ajanlarının El Kaide bağlantılı bir adama yaptığı, uzun bir işkence sahnesiyle devam ediyor. Bu arada, Jessica Chastain’e Oscar adaylığı kazandıran karakter Maya ile tanışıyoruz. Sert ajan Maya, Bin Ladin’e yakın olduğunu düşündüğü şüpheliye kafayı takıyor.

Politik açıdan rahatsız edici bir yerde duruyor
Filmde Amerika, El Kaide’yle bağlantılı olduğu düşünülen herkese işkence yaparak sivillerin öldüğü 11 Eylül’ün intikamını alan, hiç şüphesiz masum bir devlet... İşkence sahnelerinin rahatsız ediciliği tüm filme yayılmış durumda ve karşımızdaki Amerikalılar dışında herkesi düşman olarak kodlayan bir film var. Bigelow ile Boal, bir kahramanlık destanı çektiklerini düşünseler de, film politik açıdan çok rahatsız edici bir yerde duruyor.

Gülümseten yerli aile komedisi

“Mutlu Aile Defteri”

Aralarında Tuncel Kurtiz, Büşra Pekin, İlker Aksum, Binnur Kaya, Bülent Parlak, Öner Erkan ve Goncagül Sunar’ın bulunduğu iddialı oyuncu kadrosuna sahip “Mutlu Aile Defteri” bir aile komedisi.
Kurtiz’in canlandırdığı emekli asker Yıldırım Taşyumruk, çocukları Kudret (Aksum), Cevdet (Parlak) ve İsmet’i (Pekin) sert ve otoriter bir tavırla tek başına büyütmüştür. Yıldırım, bir gün damdan düşünce, hepsi babalarından bir şeyler saklayan çocukları yeniden aynı
evde bir araya gelirler.
Film, yönetmeni Nihat Durak’ın televizyondan gelen reflekslerden kurtulduğu söylenemese de oyuncuların katkılarıyla gülümseten bir film olmayı başarıyor.

Genç penguen Rex

“Penguen Kral”

Doğal yaşam belgesellerinin usta ismi David Attenborough’nun yeni filmi “Penguen Kral / The Penguin King”, Rex adlı genç bir pengueni takip ediyor. Ailelere hitap eden bir belgesel olan “Penguen Kral”ın orijinal seslendirmesini Tim Allen üstlenirken, Türkçesini Yekta Kopan’ın sesiyle izleyeceğiz. Film 3D seçeneğiyle de izleyicilerini bekliyor.

Cannes’dan ödüllü Romanyalı

“Tepelerin Ardında”

4 Ay, 3 hafta, 2 Gün” ile Cannes’dan Altın Palmiye kazanan Romanyalı sinemacı Cristian Mungiu’nun yeni filmi “Tepelerin Ardında / Dupa Dealuri” iki genç kadın üzerinden ilerleyen bir hikayeye sahip. Filmde, aynı yetimhanede büyüyen iki kızdan biri bir manastıra kapanıp rahibe olmuştur. Arkadaşı onu manastırı terk etmeye ikna etmek için ziyaret eder.
Geçen yıl Cannes’da yarışan film, başrollerini paylaşan Cosmina Stratan ve Cristina Flutur’a En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandırırken, Mungui da festivalden En İyi Senaryo Ödülü’yle ayrıldı. Pek çok uluslararası eleştirmenin “geçen yılın en iyileri listesi”nde yer bulan yapım, Mungiu’nun sinemasal başarısını devam ettirdiği bir film olarak karşılandı.