Uzayda romans işler mi?

Bir uzay gemisinde baş başa kalan iki insan arasındaki romansı işleyen “Uzay Yolcuları”, bilimkurgu ile aşk hikayesini bir arada yürütmeyi başaramıyor

Uzun süre yapım aşamasında kalıp sonra hayata geçirilen projelerin çoğunun hayal kırıklığıyla sonuçlanması kuralının istisnası değil “Uzay Yolcuları / Passengers”. 2007’den beri çeşitli yönetmen ve oyuncularla gündeme gelen projede, Jennifer Lawrence ve Chris Pratt gibi popülerliğinin zirvesinde iki oyuncuya rağmen senaryo zaaflarının önüne geçilememiş. Filmin Norveçli yönetmeni Morten Tyldum, ülkesinde çektiği “Headhunters”ın ardından Hollywood’a transfer olmuş ve 2014 yılında “Enigma”yı çekerek popüler sinemaya beğenilen bir ilk adım atmıştı. “Uzay Yolcuları”yla popüler sinemadaki kariyerini zayıflatıyor.

Uzayda romans işler mi

Bir hayal kırıklığı

120 yıl sonra Dünya’nın bir kolonisine varacak bir uzay gemisinde Jim Preston adlı yolcu zamanından 30 yıl önce teknik bir arıza nedeniyle uykusundan uyanır. Preston yeniden uyumanın bir yolunu bulamaz ve uyuyan yolcular arasında görüp aşık olduğu New York’lu yazar Aurora’yı da kaderine ortak eder. İkili uzay yolculuklarına baş başa devam ederler.

Jim, gemideki yalnızlığı bölümlerinde Ridley Scott’ın uzayda bir başına ayakta kalmaya çalışan eğlenceli kahramanı “Marslı”nın Mark Watney’ini andırıyor. Bu tanıdık ama izlenebilir bölümden sonra filme Aurora’nın uyanmasıyla aşk eklemlendiğinde uzay gemisi dünyanın bayat aşk hikayelerinden birine ev sahipliği yapmaya başlıyor.

Filmin üzerine inşa edildiği aşk hikayesi, karakterlerin derinleşmediği, ciddi sahnelerin pekala türle alay eden bir filme yakışacağı çiğliğe ulaştığı gülünç bir hal alıyor. Karakterlerin kaderlerini umursatmayı başaramayan film, yılın en büyük hayal kırıklıklarından birine dönüşüyor. Uzayda yalnız kalma meselesi “Interstellar” ve “Marslı”da, tesadüfen ikisi de Matt Damon tarafından canlandırılan karakterlerle ilkinde ciddi ikincisinde eğlenceli şekilde işlenmişti. “Uzay Yolcuları” bu temaya aşkı ekliyor eklemesine ama senaryosundan yönetmenliğine, oyunculuklarından kurgusuna hiçbir alanda işlemediği için konuya anlamlı bir katkı sağlamıyor.

Tanıdık bir Amerika portresi

İngiliz yönetmen Andrea Arnold’ın iddialı Amerika portresi “American Honey”, evden eve gezerek dergi satan bir grup gence ve özellikle Star adlı genç kıza odaklanıyor. Amerikan rüyasının günümüzdeki görünüşünü Star (Sasha Lane) ve aşık olduğu Jake (Shia LaBeouf) üzerinden kuran Arnold, Kansas’tan Güney Dakota’ya uzanan bir yol filmine imza atıyor.

Bu portrede en büyük yardımcısı Arnold’ın keşfi Sasha Lane’in karizması. Popüler Amerikan müziklerine atmosfer yaratma konusunda büyük bir alan açan Arnold, epik bir Amerika portresi çıkarma amacını taşısa da Amerika veya gençlikle ilgili yeni bir şey söylemeyi başaramıyor. Film, geçen yıl yarıştığı Cannes Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile döndü.

Haftanın diğerleri

Uzayda romans işler mi

Haftanın üç yerli filminden biri Mehmet Emin Şimşek’in yönettiği korku türündeki “Felak”. Film, doğaüstü varlıklarla mücadele eden insanlar hakkında. Diğer bir yerli film, Orçun Benli’nin imzasını taşıyan komedi “Hep Yek 2” ve geçen yılki öncülünün devamı niteliğinde. Burak Donay’ın yönettiği “Gölge” ise bir çiftin değişen hayatlarını konu alıyor.

Ödüllü ve tanınmış yönetmen Mira Nair’in imzasını taşıyan “Queen of Katwe”, Uganda’da geçen bir “kendini iyi hisset filmi”. Gerçek bir hikayeden yola çıkan film, satranç öğrenince hayatı değişen Ugandalı Phiona Mutesi’yi (Madina Nalwanga) takip ediyor.

Christian Duguay’ın yönettiği Fransız yapımı aile filmi Sebastian Sevgili Dostum / Belle et Sebastien, l’aventure continue”, bir çocuğun maceralarına odaklanıyor.

Özel bir animasyon

Uzayda romans işler mi

İsviçre’nin Yabancı Dilde Oscar adayı “Kabakçığın Hayatı / Mavie de Courgette”, sezonun en sevilen animasyonlarından. Aynı zamanda bu dalda değerlendirilecek dokuz film arasında yer alıyor.

Claude Barras’ın imzasını taşıyan stop motion animasyon, alkolik annesi hayatını kaybedince yetimhaneye gönderilen Kabakçık’ın büyüme hikayesi. Buradaki travmalı çocuklarla önce anlaşamayan, sonra bir aile bulan Kabakçık’ın fethedemeyeceği kalp yok. Küçük çocuklardan ziyade yetişkinlere yönelik bu animasyon, hayatta şanslı olmayan bir grup çocuğun hikayesi üzerinden arkadaşlık ve dayanışmanın önemini vurgularken hedeflediği her duygusal etkiyi zorlanmadan elde ediyor. Teknik açıdan ise basit ama yaratıcı dünyası bu filmi daha da özel kılıyor.