Yozluk diz boyu

New York şehrinin yoz belediye başkanını konu alan “Bitik Şehir”, karanlık atmosferiyle öne çıkan bir polisiye gerilim filmi. Başrollerdeki Mark Whalberg ve Russel Crowe da bu roller için çok uygun isimler

New York’u kirli politikacıların, kendi intikamlarını alan polislerin mekanı olarak resmeden, bir tür Batman’in şehri Gotham muamelesi yapan “Bitik Şehir”in ana karakteri Billy Taggart, tecavüz ve cinayetten suçlu olduğuna emin olduğu bir adamı infaz ediyor. Mahkemede, nefsi müdafaa savunmasıyla cinayet suçlamasından kurtulsa da, uzun süredir belediye başkanlığı yapan Hostetler, polis şefiyle birlikte Billy’den istifasını istiyor. Özel dedektif olarak çalışmaya başlayan Billy’yi yıllar sonra çağıran Hostetler, ondan seçim arifesinde karısı Cathleen’in bir ilişkisi olduğundan şüphelendiğini anlatıyor. Billy araştırdıkça meselenin ihanetle değil, kirli politik oyunlarla ilgili olduğunu keşfediyor.

Yine bireysel adalet
Genellikle kardeşi Albert’la birlikte film çeken Allen Hughes’un yalnız yönettiği filmin en önemli avantajı ana rollerde, Mark Wahlberg ve Russell Crowe’un; yan rollerde ise polis şefini canlandıran Jeffrey Wright ve belediye başkanının rakibini canlandıran Barry Pepper’ın rollerine uygun olmaları... Sert adam rollerinin adamı Wahlberg, bu filmdeki gizemli karakterinin üstesinden geliyor. Crowe ise karanlık politikacı rolüne uygun bir seçim.
Filmin rant, politik yozlaşma, yolsuzluk konularını ele alan senaryosu boşluklarla dolu olsa da, filmin polisiye temposu sarkmadığı için seyir zevki bozulmuyor. Brian Tucker’ın senaryosunun ise sosyal adalet isteyen politikacıların yanında olduğu, büyük şirketlerin değil, sıradan adamın hakkını öne çıkardığı söylenebilir. Billy’de kendi bireysel adaletini uygulayan polis memuru klişesi bir kez daha izleyicileri selamlıyor.
“Bitik Şehir”, türünün benzersiz bir örneği olmasa da, karanlık atmosferiyle ve aksiyona değil, eski usul araştırma ve karakterlere yaslanan yapısıyla öne çıkıyor.

“BİTİK ŞEHİR / BROKEN CITY”
Yön.: Allen Hughes
Oyn.: Mark Wahlberg (Billy Taggart), Russell Crowe (Hostetler), Catherine Zeta-Jones (Cathleen Hostetler), Jeffrey Wright (Carl Fairbanks),
Barry Pepper (Jack Valliant)
Sen.: Brian Tucker
Gör.: Ben Seresin
Müz.: Atticus Ross,
Leopold Ross, Claudia Sarne

“Mama”

Korku filmlerinin alışıldık kalıplarını bozuyor

“Hellboy” filmleriyle geniş kitlere hitap eden; “Cronos”, “Pan’ın Labirenti / El laberinto del fauno” ile korku sinemasında ses getiren ve özgün tasarımlarıyla tanınan Guillermo Del Toro, bir süredir yönetmen olarak karşımıza çıkmıyor. Yapımcılığını üstlendiği, “Guillermo Del Toro sunar” yazısıyla izleyici karşısına çıkan filmleri ise hayranlarına sunmayı ihmal etmiyor. Kanada-İspanya ortak yapımı “Mama” da, Del Toro’nun sunduğu bir film.
Film 2008 finansal krizinde akli dengesini yitiren bir babanın, iki küçük kızı Lilly (Isabelle Nèlisse) ve Victoria (Megan Charpentier) ile dağlarda terk edilmiş bir kulübeye gelmesiyle açılıyor. Bu kulübede baba, doğaüstü bir varlık tarafından kaçırılıyor. Bu olaydan beş yıl sonraya geçiyoruz. Kızların ressam olan amcası Lucas’ın (Nikolaj Coster-Waldau) onları bulma çabaları sonuç veriyor ve beş yıldır kulübede yalnız büyüyen vahşi kızlar bulunup bir psikoloğun denetiminde medeniyete alıştırılmaya çalışıyorlar. Lucas çocukların bakımını üstlenince, onun bir punk grubunda çalan, çocuklarla arası olmayan kız arkadaşı Annabel (Jessice Chastain) de mecburen kızların hayatına giriyor. Kızların ısrarla kulübede mama adlı bir varlık tarafından büyütüldüklerini iddia etmeleri bir yana, yaşadıkları evde de tuhaflıklar yaşanmaya başlıyor.
“Mama”, yönetmen Andres Muschietti’nin aynı adlı 2008 yapımı kısa filminin uzun versiyonu... Bu ilk uzun metrajlı filminden hareketle Muschietti’nin atmosfer kurma konusunda hakimiyeti olduğundan ve korkutma anlarında zamanlama açısından isabetli tercihler yaptığından bahsetmek mümkün. Korku figürlerinde, Del Toro’nun tanıdık stili öne çıkarken, senaryoda da pek çok korku filminin alışılageldik kalıpları bozuluyor.

“Celal ile Ceren”

Şahan mizahta “İvedik”le aynı yolu izliyor

“Recep İvedik” filmleriyle gişede büyük başarı elde eden Şahan Gökbakar, yeni filmi “Celal ile Ceren”le romantik komedi türünü deniyor. Filmin yönetmen koltuğunda “Recep İvedik” filmlerinde olduğu gibi Şahan Gökbakar’ın kardeşi Togan Gökbakar var. Başrolde olmasının yanı sıra senaryoya da imza atan Şahan Gökbakar, bu filminde de, “Recep İvedik”in cinsiyet ayrımcılığı üzerinden yürüyen, sonuna kadar erkek muhabbetine ve söylemlerine sarıldığı mizah anlayışına sıkı sıkıya bağlı kalıyor.
Babasının dükkanında, internet bağlayarak hayatını kazanan Celal (Şahan Gökbakar), altı yıldır Ceren’le (Ezgi Mola) birliktedir. Bir gün Ceren’den gizli bir bekarlığa veda partisine gidip dağıtınca Ceren’le araları açılır ve ayrılırlar.

Ezgi Mola ihmal ediliyor
Filmin espri ürettiği düzlemde siyaseten doğruculuk terk ediliyor. Siyaseten doğruculuğa yüz vermeyen nice başarılı komedi, zekice bir mizah anlayışıyla izleyiciye suçlu bir zevk de yaşatabilir ama “Celal ve Ceren” bunu da başarabilen bir film değil. Erkek diliyle dönen muhabbetler üzerinden giden esprilerin ince bir mizahtan nasibini aldığı söylenemez.
Filmde esnaf Celal ve bir yapı markette çalışan Ceren, evlerinden giyimlerine kendi sınıflarını da yansıtmıyorlar. Dolayısıyla yapımın iyi geliştirilmiş karakterlere sahip olduğundan da bahsetmek mümkün değil. Yetişkin olmayan erkek izleyici kitlesini hedeflemişe benzeyen filmde, Ezgi Mola’nın komedideki yeteneğinden de yararlanılmamış. Filmin en eli yüzü düzgün karakterini, iyi bir performansla canlandırılan Ceren, filmin orta bölümünde ihmal ediliyor. İki saate yaklaşan sürede, uzatılan sahnelerle tempo açısından da sorunlu bir gidişat hakim.