Yükselten cazibe

“Aşkım Benim” sadece kadınları etkileme becerisiyle sınıf atlayan fakir bir gencin hikayesi. En ünlü vampir Robert Pattinson’a güzel kadınlar eşlik ediyor

Yükselten cazibe
Christina Ricci ve Robert Pattinson

Geçtiğimiz ay Berlin Film Festivali’nde ana bölümde, yarışma dışı olarak gösterilen “Aşkım Benim”, 19’uncu yüzyılda Paris’te geçen bir dönem filmi.
Georges Duroy uzun süre Cezayir’de savaşmış, fakir bir gençtir. Paris’te düşük maaşlı bir işte çalışırken eski tanıdığı Charles Forestier ile karşılaşır. İddialı bir gazetenin politika editörü Forestier, Paris sosyetesine mensup, nüfuzlu bir adamdır. Forestier, Duroy’u Paris sosyetesi ile tanıştırır. Mesleki anlamda hiçbir niteliği olmayan Duroy’un tek becerisi kadınları etkileme gücüdür. Duroy güçlü adamların eşleriyle ilişki kurarak sosyal basamakları tek tek tırmanır. Arka planda politik yozlaşma öne çıkmaktadır.
Avangart bir tiyatronun yöneticileri olan Declan Donnellan ve Nick Ormerod’un ilk yönetmenlik denemeleri “Aşkım Benim”, daha önce de beyazperde aktarılan 1885 tarihli Guy de Maupassant romanının uyarlaması. Filmin göze çarpan özelliği, “Alacakaranlık / Twilight” serisinin yıldızı Robert Pattinson’a eşlik eden ve aralarında Christina Ricci, Uma Thurman ve Kristin Scott Thomas’ın da bulunduğu oyuncu kadrosu. Yönetmenlerin bu kadronun hakkını verebildiğini söylemek güç... Tuhaf ve abartılı mimikleriyle inandırıcı bir karakter yaratamayan Pattinson’a silik bir Uma Thurman eşlik ediyor. Thomas ve Ricci’nin başarılı performansları filmi kurtaramıyor.
Karizmadan yoksun bir ana karaktere sahip film, atmosfer ve kostümlerde çuvallamasa da benzer yoz ve entrikalı bir dünyayı konu alan “Tehlikeli İlişkiler / Dangerous Liaisons”in seviyesinden uzak. Filmin dengesizliğinin en önemli nedenlerinden biri de romanın politik arka planını kadın-erkek ilişkilerinde yok etmesi olarak dikkat çekiyor.

“Aşkım Benim / Bel Ami”
Yön.: Declan Donnellan, Nick Ormerod
Oyn.: Robert Pattinson (Georges Duroy), Christina Ricci (Clotilde de Marelle), Uma Thurman (Madeleine Forestier), Kristin Scott Thomas (Virginie Walters), Philip Glenister (Charles Forestier)
Sen.: Rachel Bennette
Gör.: Stefano Falivene
Müz.: Lakshman Joseph De Saram, Rachel Portman

“Sığınak”

Yılın en iyi Amerikan bağımsız filmi

2007’de “Shotgun Stories”i çeken Jeff Nichols’ın ikinci filmi “Sığınak / Take Shelter”, bu yılın yıldızlaşan bağımsız Amerikan filmlerinden biri.
Gerilim ve dram arasında gidip gelen filmin ana karakteri mavi yakalı aile babası Curtis (Michael Shannon). Karısı Samantha (Jessica Chastain) ve kızıyla birlikte sıradan bir hayat yaşayan Curtis, geleceğe dair karanlık sanrılar görmeye başlar. Bir kıyametin yaklaştığını hisseden Curtis, evlerinin arka bahçesinde bir sığınak inşa etmeye girişir. Ancak sanrılar ve sığınak inşası gitgide onu normal hayattan koparır. Bu süreçte işini ve sosyal güvencelerini kaybeder. Curtis’in durumu konusunda iki ihtimal vardır: Ya gördükleri geleceğe dair bir öngörüdür ya da annesi gibi şizofrendir. Gündelik hayatın koşuşturmacası içinde geçip giden düzenin kırılganlığını vurgulayan film, son dakikaya kadar muhafaza ettiği gerilimiyle de öne çıkıyor.

“Patlak Sokaklar: Gerzomat”

Polisiyelerle dalga geçiyor

Sütü Seven Kamyoncu” ile bir internet fenomenine dönüşen üçlü Volkan Öge, Tansu Tunçel ve Ömür Cedimağar, beş bölümlük “Patlak Sokaklar” adlı internet dizisini “Patlak Sokaklar: Gerzomat” adıyla sinemaya taşıyor.
Türkçe dublajlı Amerikan polisiyeleri üzerinden espri üreten bir yapı üzerinden ilerleyen filmde, Black Jack (Volkan Öge) adlı azılı bir suçlu hapisten kaçar. Amacı onu tutuklayan John Lemmon (Tansu Tunçel) ve Billy’den (Ömür Cedimağar) intikam almaktır. İntikam planının bir parçası da televizyon programlarına sızarak izleyenleri aptala çeviren Gerzomat adlı gizli silahı ele geçirmektir. Jack silahı çalınca John, Billy ve ekip arkadaşları Jennifer (Selin Demiratar), Black’in peşine düşerler.
Absürt komedi zaman zaman iyi esprilerle dengelense de karşımızda baştan sona tutarlı bir şekilde eğlendiren bir film yok.

“Son Vurgun”

Yine ‘son bir iş’, yine bela

2008 yapımı İzlanda filmi “ReykjavÌk / Rotterdam”ın yeniden çevrimi “Son Vurgun / Contrand”in yönetmenliğini de İzlandalı bir yönetmen olan Baltasar Kormakur üstleniyor.
Suç aksiyonu türündeki filmin ana karakteri Chris (Mark Wahlberg) yeteneğiyle ün salmış bir kaçakçıdır. Ancak karısı Kate (Kate Beckinsale) ve çocukları ile normal bir hayatı seçen Chris, geçimini alarm sistemleri takarak sağlamaktadır. Kate’in kardeşi Andy (Caleb Landry Jones) kaçırdığı yüklü miktardaki uyuşturucuyu kaybedip bu yüzden hayatı tehlikeye girince, borcu kapamak Chris’e düşer. Eski ekibini son kez toplayan Chris büyük bir kaçakçılık işine girişir.
‘Son bir iş’ klişesi etrafından dönen film, entrika kartlarını da erken açarak pek heyecan yaratmıyor. Bu tür filmlerde kalburüstü performanslar sergileyen Wahlberg bile oldukça sıradan.

“Süpertürk”

Süpermen Türkiye’de

Tamer Karadağlı’nın ilk yönetmenlik denemesi “Süpertürk”te Karadağlı’nın yanı sıra Arzu Balkan, Buket Dereoğlu ve Murat Serezli rol alıyor.
Uzayda bir gezegenden dünyaya gönderilen iki bebekten biri Türkiye’ye, diğeri ise ABD’ye denk gelir. Türkiye’deki süper bebeğin adı Ekber’dir. Ekber’in uçmak, uzaktaki sesleri duymak gibi özel güçleri vardır. Çocukluk aşkı Zeynep’in büyüdükleri kasabaya dönmesiyle başlayan olaylar, Ekber’in özel güçlerini kullanmasını gerektirecektir.

“Gökten Bir Uydu Düştü”

Bir ailenin üç nesli

Avrupa sinemasının en önemli oyuncularından Julie Delpy son yıllarda “Paris’te 2 Gün / Two Days in Paris” ve “Kontes / The Countess” gibi filmlerde yönetmenlikteki iddiasını da kanıtlıyor.
Başrolünü üstlenip yönettiği yeni filmi “Gökten Bir Uydu Düştü / Le Skylab”de Delpy’ye Noemie Lvovsky, Bernadette Lafont ve Emmanuella Riva eşlik ediyorlar. Delpy’nin yönetmenlikte yatkın olduğu komedi türündeki film, Fransa kırsalında bir evde doğum günü için toplanan geniş bir ailenin yaşadıkları anlatılıyor.