Sezgisel Yemek Nedir?

5 Ağustos 2019

Gittikçe hızlanan günlük yaşam, anı yaşamaya fokuslandıkça anda kalmakta zorlanan bireylerin bozulan yeme alışkanlıkları ile ilgili dünya şimdi yepyeni bir akımı tartışıyor: ‘Sezgisel Yemek’...

Tüm dünyada trend olan bu akımla fazla kiloların ve bilinçsiz tüketimin önüne geçmek artık mümkün. Uzman Diyetisyen Seba Sarıtepe, sezgisel yemek disiplinini şöyle açıklıyor, "Sezgisel yemek ile her birey birer ‘sezgisel yiyici’ye dönüşüyor. Aslında her birey bebeklik döneminde birer sezgisel yiyici olarak yiyecek tüketimini sağlıyor. Bebeklerin acıktıklarında ağlaması ya da yemekleri fazla yememesi gibi özellikleri de sezgisel olarak hareket ettiğini gösteriyor. Zamanla kalıplara sığdırılan bu durum bozuluyor. Örneğin, 'Öğlen yemeği saat 12.00-13.00 arasında yeniliyor' kalıbına kendimizi sokarak, acıkmasak bile yemek yiyebiliyoruz, o kalıba uyum sağlayarak ona göre hareket ediyoruz. Oysa ki sezgisel dürtülerimizi kullanarak, acıktığımız zaman yemek yemeği tekrar öğrenmeliyiz. Bozduğumuz sezgiler yüzünden kişi yemek yediğinde, doyduğunu ya da acıktığını da anlamıyor. Kişinin kendisini dinlemesi gerekiyor. Yemeği yerken o ana beynimizi odaklamalıyız. Yediğimiz yemeğin farkına vararak kokusunu, dokusunu anlayarak tüketmemiz gerekiyor. Sezgisel beslenmede tam bu noktada devreye giriyor" diyor.

Sezgisel Beslenmeyi Öğreten ‘Üzüm Egzersizi’

Tüm dünyada yeni bir akım haline gelen ‘Sezgisel Beslenme’ bireylerin yiyecekleri farkında vararak tüketmesini sağlıyor. Bu sayede kilo kontrolünü de eline alan bireyler, birer sezgisel yiyiciye dönüşüyor. Sezgisel beslenmeyi öğreten 'üzüm egzersizi’ni bireylere uygulayan Seba Sarıtepe, "Sezgisel beslenmeyi sağlayan üzüm egzersizi aynı zamanda anda kalmayı ve bunu fark ettirmeyi de sağlayan bir egzersiz. Bu egzersiz basit adımlarla yapılıyor. Öncelikle kişi konunun uzmanıyla birlikte bir üzümü ağzında uzun dakikalarca tutup yedikten sonra, aynı şekilde başka bir üzümü çok hızlı şekilde yiyor. Bu egzersiz birçok kez tekrarlanıyor. Yavaş şekilde yenildiğinde kişi farkına vararak, ‘Aradaki fark nedir, görüntüsü, üzerindeki dokusu nasıl, rengi nasıl’ diyerek sorgulamaya başlayıp üzümü inceleyerek tüketiyor. Buradaki amaç ise meditasyon prensibindeki gibi bir yiyeceğin farkına vararak tüketilmesinin ve bilinçli beslenmenin sağlanması. Özellikle yoğun iş hayatındaki kişiler, hızlı yemek yeme alışkanlığını bu egzersizler ile değiştirebilir. Üzüm egzersizi ile kişiye verilmek istenen farkındalık mesajı, davranışlarımızı alışkanlık haline getirmemizi sağlıyor. Bu egzersiz ne kadar çok yapılırsa, kişinin davranış alışkanlıklarında o kadar fark yaratıyor. Biz kişiye özel analizler yaparak üzüm egzersizi gibi farklı egzersizlerle kişisel bir yol haritası çıkarıyoruz. Gelişen dünya düzeni ve hızlanan yaşamda farklı beslenme alışkanlıkları ile tek tip sağlıklı beslenme yolu olmadığını düşünüyoruz. Her bireyin sağlıklı beslenme düzenini yaşına, çalışma koşullarına göre özel tasarlıyoruz" diyor.

Zihnimizde Yarattığımız Besin Polisi’ni Susturmanın Yolu

Sezgisel beslenmenin hayatını diyet ve kalori hesabı yaparak geçirenler için öneminden bahseden Uzman Diyetisyen Seba Sarıtepe, “Çok fazla diyet yapmış ve çok fazla kilo alıp veren kişilerde sezgisel beslenme çok zayıftır. Kilo problemi olan ve diyet yapan kişiler yedikleri yemeklerde genellikle kalori hesabı yaparak hareket ediyor. Kendi zihinlerinde fazla kalorili yemek yiyenlerin iç seslerindeki ‘besin polisi’ harekete geçiyor. Kişi kendisini suçlamaya başlıyor. Sezgisel beslenmede ise koşulsuzca yemek yemeğe izin veriliyor. Yasaklar genel olarak insanları yemek yemeğe yönlendiriyor. Buradaki amaç ise kişinin yemeğin tadına varması, hissetmesi ve yediği miktarın kendisine yetip yetmeyeceğinin farkında varmasını sağlayarak her insanın sezgisel beslenerek birer sezgisel yiyici olması" diyor.

Yazının devamı...

Çene Hattı Estetiği

11 Haziran 2019

Medikal estetik alanına yeni bir boyut getiren çene ve çene altı bölgesi uygulamaları, yaşlanma belirtilerini yüzü destekleyerek ortadan kaldırıyor. Kalıcılığını uzun süre koruyabilen bu uygulamalar ile yüzün alt bölgesi belirginleştirilerek daha ince ve genç bir görünüm sağlanıyor.

İçeriğindeki hyalüronik asit ile hem cilt görünümünde hem de yüz hattında olumlu değişimler sağlayan dermal dolgu uygulamalarına her gün bir yenisi ekleniyor. Bugüne kadar kullanılan dermal dolgulara göre daha yoğun kıvamıyla dikkat çeken yeni uygulamalar, özellikle çene hattını hedefliyor. Ameliyatsız uygulamalar sayesinde çene hattı daha net bir biçimde şekillendirilebilirken gıdı görünümü de önemli ölçüde ortadan kaldırılabiliyor.

Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü Dermatolog Dr. Patricia Ogilvie ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Reha Yavuzer hyalüronik asit, çene ve çene altı bölgesini kapsayan medikal uygulamalarla ilgili önemli bilgiler verdi.

Çene ve alt çene hattı kemikleri kısa olanlarda yaşlanma belirtileri daha erken görüyor

Yaşlanmanın yer çekimiyle bağlantılı üç boyutlu bir süreç olduğunu ve çene bölgesinin yaşlanma belirtilerinde etkisinin yadsınamaz olduğunu belirten Dr. Patricia Ogilvie, “Kemiklerin yapılanmasına göre her bireyin yaşlanma süreci farklılık gösteriyor. İlk dönemlerde yaşlılık belirtisi olarak yanaklarda sarkma dikkat çekiyordu ve tıbbi müdahaleler bu bölgeye yapıldı. Sadece yanaklarla sınırlı tutulan müdahalenin doğal görünmeyen sonuçlara yol açabildiği gözlemlendi. Bu yüzden yaşlanma sürecini incelerken çene ve alt çene hattına da bakılması gerekiyor” dedi. Çene ve çene altı bölgesinin yüzün daha genç görünmesindeki etkisinin son dönemde özellikle genç nesil tarafından fark edilmeye başladığına dikkat çeken Dr. Ogilvie, geniş çene ve alt çene hattına sahip insanların kemiklerinin yer çekimiyle daha iyi mücadele edebildiğini dile getirerek, “Çene ve alt çene hattı kemikleri kısa olan kişilerin yüzlerinde yaşlanma belirtileri daha erken görülmeye başlıyor” dedi.

Erken yaşta küçük dokunuşlarla sürdürülebilir genç görünüm mümkün

Medikal uygulamaların doğru yaşta, doğru bölgeye yapılması halinde, işlem görmüş bir görünüm değil sağlıklı bir görünüm sunduğunu belirten Dr. Oglivie, “Uygulama sonrasında yüzün hangi bölgesine ne yapıldığı gözle görülür şekilde fark ediliyorsa bu yüz oranının değiştiğini gösteriyor ve gözümüz bunu ayırt ediyor. Medikal uygulamaların amacı yüzün yapısal görünümünü tümüyle değiştirmek değil, yüzün doğasına uygun, sağlıklı ve genç bir görünüm vermek olmalı. Uygulamalarımızı belirlerken hedefimiz, hastanın yakınlarının yüzüne bir güzellik ve sağlık geldiğini düşünmeleri” dedi.

Yazının devamı...

Modanın Yeni GENleri

6 Mayıs 2019

İstanbul Moda Akademisi'nin kurduğu ve yetenekli, gelecek vaat eden moda tasarımcılarına profesyonel kapsamda destek veren bir platform olan GEN'in, 2019'da moda dünyası ile birleştirdiği üç isim Muhammed İloğlu, Sümeyye Başbuğu ve Şebnur Günay... Hazırladıkları 2019 Sonbahar-Kış koleksiyonlarını Mercedes Fashion Week kapsamında modaseverlerle buluşturma imkanı bulan üç yetenekli modacıyla bir araya geldik.

- Kendinizden bahseder misiniz?

Muhammed İloğlu: 1995 Bursa doğumluyum. Tekstil ve moda tasarımı üzerine lisans eğitimi aldım. 2017 Koza Genç Tasarımcıları Yarışması’nda kazandığım ödül ile İstanbul Moda Akademisi’nde master class programını tamamladım ve MBFWI kapsamında New Gen Sonbahar – Kış 2018/19 defilesine çıkmaya hak kazandım.

Sümeyye Başbuğu: 1997 yılında Adana da dünyaya geldim. Lise eğitimimi Adana da tamamlayıp moda eğitimi almak için İstanbul’ a geldim. İstanbul Moda Akademisinde Moda Tasarımı ve Teknolojisi bölümünde 3 yıllık bir moda eğitimi aldım. Eğitimin ikinci yılında tasarımcı olarak katıldığım ilk sergiyle tasarımımı Amsterdam ve Los Angelas’a taşıdım. 2018 yılı ilkbahar yaz sezonunda MBFW’te ilk defileme çıktım. İkinci defileme ise geçtiğimiz mart ayında Sonhahar Kış sezonuyla çıktım.

Şebnur Günay: 1998 Belçika doğumluyum. Bir yaz tatilinde İstanbul’a geldiğimizde İMA ile tanıştım sonrasında kalıp ve moda tasarımı eğitimleri aldım, geçtiğimiz yıl mezun oldum. Şu an Belçika’ya geri döndüm ve sanat okulunda eğitim almaya devam ediyorum. Bir ayağım Türkiye’de olacak şekilde Belçika ve Türkiye arası mekik dokuyorum diyebiliriz.

Yazının devamı...