Kendi özüne yolculuk

Aralık ayı geldi mi, gözler Konya’ya dönüveriyor. Şeb-i Arûs törenlerine gitmişken Konya’da kaçırmamanız gereken duraklara bakalım.

Doğumunun 800. yılı nedeniyle 2007 senesi UNESCO tarafından Rumi yılı ilan edilmişti. Yani Mevlâna yılı. UNESCO bu kararı Mevlâna’nın sevgi yoluyla hoşgörü, akıl ve bilgiye erişimi savunması nedeniyle aldığını açıklamıştı. O yıl yurt dışından gelen turist gruplarıyla ne çok Kapadokya turu yapmış ve Konya’ya gitmiştik. Çünkü herkes Konya’da Mevlâna’yı ziyaret etmek istiyordu. Kapadokya’da da mutlaka bir sema gösterisi izliyorlardı. İstanbul turlarımızda da o yıl programlarda mutlaka Galata Mevlevihanesi ve bir sema gösterisi olurdu. Gene hemen hemen tüm turistlerin ellerinde kendi dillerinde Rumi kitapları olduğunu hatırlıyorum. Hatta Alman turistlerden bazıları kitapları bana bırakıp gitmişlerdi, hâlâ saklarım. Bir araştırdım, şu sıralar Mevlâna’nın orijinali Farsça olan “Mesnevi”si günümüz Türkçesi dahil 26 dile çevrilmiş ve hedef 50 dilmiş.

Kendi özüne yolculuk

Vuslatın 746. yıldönümü

Bu arada ufak bir araştırma ile Mevlâna hakkında dünyanın değişik dillerinde pek çok kitap yayınlanmış olduğunu ve Mevlâna kitaplarının dünyanın en çok satan kitaplarının başını çektiğini görebilirsiniz. Ayrıca sosyal medyada da epeyce rağbet görüyor Mevlâna. Değişik platformlarda, değişik hesaplarda sürekli Mevlâna ve felsefesi, eserleri vs tartışılıyor, bu platformların çoğu da yabancı. Bu yıl Vuslatın 746. yıldönümü ve anma törenleri de bugün başlıyor ve  17 Aralık’a kadar devam ediyor. Yani önümüzdeki günlerde törenlere katılmak için Konya’ya sırf Türkiye’nin her yerinden değil tüm dünyadan pek çok insan gelecek.

Şeb-i Arûs düğün gecesi anlamına gelir. Hayatını, varlığını eşi benzeri olmayan bir şekilde “Hamdım, piştim, yandım” diye özetleyen Mevlâna, ölüm gününü hep “Hakk’a vuslat” yani Yaradan’a kavuşma olarak görür, ölüm gününü de düğün günü sayardı. “Herkes ayrılıktan bahsetti, ben ise vuslattan” diyen Mevlâna, ölümü ilâhi kaynağa, yani Allah’a dönüş olarak yorumlamıştır. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Konya bu yoğun duyguların peşinden giden, kendini aramaya çıkan pek çok insana ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Şeb-i Arûs törenleri için öyle son dakika karar verip sırt çantasını kapıp gitmek güzel bir fikir olabilir elbette ama gene de törenlerde yer olup olmadığını, otellerin ne durumda olduğunu araştırmadan gitmemenizi öneririm. Konya’ya gitmişken Mevlâna Türbesi mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında gelir. Bu türbe için düşündüğünüzden ve planladığınızdan daha fazla zaman ayırmanızı öneririm. Özellikle de Şeb-i Arûs döneminde çok yoğunluk olacaktır ama olsun, siz her detayını inceleyerek gezin ve Mevlâna’nın “Gel, gel, kim olursan ol gene gel” sözünü iliklerinize kadar hissettiğinizi göreceksiniz. Selçuklu mimarisinin en güzel eserleri arasına sayılabilecek İnce Minareli Medrese ve Karatay Medresesi birer müze olarak hizmet vermekte ve vaktiniz varsa mutlaka görmeniz gereken yerlerdendir. Diyelim vaktiniz yok, en azından dışından görün. Alâeddin Tepesi ve buradaki Alâeddin Camii, Mevlâna Türbesi’nin hemen yanı başında yer alan Mimar Sinan’ın zarif eserlerinden Selimiye Camii, hava nasıl olursa olsun Meram Bağları, eski bir Rum köyü olan Sille köyü de mutlaka görülmeli. Eğer vaktiniz varsa Kilistra Antik Kenti ve kaya mezarları, benim bayıldığım doğa harikası Obruk Gölü’nü de mutlaka programınıza alın.