HAYATA PANiK YA DA NANiK YAPMAK

7 Ocak 2013

‘Türkiye’nin Sihibrazı’ Kubilay Tunçer, “Hayata panik yapmak da bir seçenek ama sihirbazlar nanik yapmayı tercih eder” diyor ve ekliyor; “Bana kalırsa hayatta sihir vardır, bakmasını bilmeli”

Kubilay Tunçer’i 1999’da Ankara’nın kült kafesi Cafe Bien’de tanıdım. Sanırım Sibel Köse’nin de olduğu hayli CosmoAnkaralı (bir ayağı Ankara’da olup dünya vatandaşı olarak yaşayanları tanımlamak için uydurdum bu terimi) bir gruptuk. Gecenin geç saatlerinde müşteriler elini ayağını çeker, kapılar kilitlenir ve bir grup tuhaf insan, masaları duvar diplerine dayayarak saatlerce Tom Waits, Santana, Billy Holiday eşliğinde dans ederdik. İşte Kubilay’la da böyle bir sürreel gecede dans ederek tanıştık. Hem sevimli, hem komik, hem çekici, hem de entelektüel biriydi. Salı günü onu Fitaş’ın 5. katında, Bowl Room’da ‘Türkiye’nin Sihirbazı’ gösterisinde izlerken şöyle bir geriye kayıvermişim.

Hem gülmek hem şaşırmak için
Kubilay Tunçer’in, aralıksız sürdürdüğü sihir şovlarıyla Türkiye ve dünyada birçok turne gerçekleştirdiğini biliyorum. Sanırım birkaç yüz bin seyirciye canlı gösteri yapmıştır. 2009’da Merlin Ödülü’nü almış ve dünya çapında yılın en iyi kabare sihirbazı seçilmişti. ‘Olağan Mucizeler’ adlı oyunuyla en iyi oyun yazarı ödülüne değer bulunmuştu. Oyunları dünya tiyatrolarında sergilendi. Birçok filmin ve dizinin senaryosunu yazdı. Sinema oyunculuğuyla övgü topladı.
Tanıştığımızda pek merak etmiştim. Sen ODTÜ’de psikoloji oku, üzerine felsefe master’ı yap, tut sihirbaz ol. Ehh, memlekette pek alışıldık bir tablo değil. Kendisine “Niye sihir?” dediğimde, “Hayata panik yapmak da bir seçenek. Sihirbazlar nanik yapmayı tercih eder. Sihir bir tersten okuma, ezber bozma işi. insanları şaşırtmak çok önemlidir, çünkü şaşırma temel duygulardan biridir, korkma, gülme ve ağlama gibi. İkna ederek şaşırtamazsınız insanları. Aklın bir saniyeliğine devreden çıkması lazım. İşte bunu yapar sihirbaz. Trikler yardımıyla hayatta sihir olduğu illüzyonunu yaratırsın. Bana kalırsa hayatta sihir vardır, bakmasını bilmek lazım. Ben insanlara bunu göstermeye çalışırım. Gerçek sihir hayattır” dedi. Kesinlikle katılıyorum. Aynı gece içinde hem gülmek, hem şaşırmak, hem de entelektüel bir sarcasm yaşamak ve bunları bir kadeh şarap ve hafif atıştırmalıklar eşliğinde keyife dönüştürmek istiyorsanız buyurun ‘Türkiye’nin Sihirbazı’nı izlemeye...

ESKi RUHU VE YENi YÜZÜYLE KILIÇ ALi PAŞA HAMAMI

Şehrimizin yeni gözdesi; Tophane’de restorasyonu henüz tamamlanan Kılıç Ali Paşa Camii’nin mütemmim cüzü Kılıç Ali Paşa Hamamı, nihayet virane görüntüsünden kurtuldu ve mücevher gibi parlayan bir keyif mekânına dönüştü. Hamam, 1578-1583 yılları arasında Tophane’deki leventlere hizmet vermesi amacıyla Kılıç Ali tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Ustanın son eserlerinden olan hamam, İstanbul’un ikinci en büyük hamam kubbesine sahip. Bu harika projenin sahibi Ergin İren,

Yazının devamı...

iŞTE SiZE FIRSAT: “DEĞiŞTiR!”

24 Aralık 2012

Biz dünyayı iyileştirmek için devrimci olmayı seçmiştik, onlar ‘changer’

Okan Akkın ve arkadaşları, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği Ankara Sirki'nde hayvanların kullanılmaması için change.org'da topladıkları 4.500 imzayı teslim ederken.

Geçenlerde bir toplantıda ‘Eco IQ’ dergisinin yayın yönetmeni Barış Doğru tanıştırdı beni Dr. Uygar Özesmi’yle. Uygar Özesmi, Change.org Türkiye Direktörü, CIVICUS-Dünya Sivil Katılım Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin kurucularından.
“Nedir change.org?” diye sordum Uygar’a. “Change org, nerede olursa olsun herkese görmek istediği değişimi gerçekleştirebilmesi için olanak sağlayan, dünyanın en büyük imza kampanyası platformudur” diye açıkladı. “196 ülkede 20 milyondan fazla change.org kullanıcısı bulunuyor ve her gün insanlar bizim araçlarımızı kullanarak -yerel, ulusal ve küresel bağlamda- kendi toplumlarını dönüştürüyorlar. Bu ister, kızının okulundaki kabadayılıkla mücadele eden bir anne olsun; ister bankaların aidatlarını iptal etmesini isteyen müşteriler ya da yolsuzluğa bulaşmış görevlilerden hesap sorulmasını isteyen vatandaşlar; senin gibi bireylerin başlattığı binlerce kampanya, change.org’da başarıya ulaştı ve binlercesi daha her hafta başarıya ulaşıyor. Önceleri, insanları bir dava etrafında toplamak fazlasıyla zaman, para ve karmaşık altyapılar gerektiren zorlu bir uğraştı. Şimdi, teknoloji sayesinde her zamankinden daha yakınız ve fark yaratabilmemiz mümkün. Artık, herhangi birinin bir kampanya başlatabilmesi ve kendi bölgesindeki yüzlerce insanı ya da dünya çapında yüzbinleri harekete geçirerek şirketleri ve devletleri daha hesap sorulabilir ve duyarlı hale getirmesi mümkün. Hiç kimsenin çaresiz olmadığı ve değişim gerçekleştirmenin günlük yaşamının parçası olduğu bir dünya için çalışıyoruz” diye de devam etti sözlerine.

Fark yaratmak elinizde

Yazının devamı...

YILBAŞINDA CAPE TOWN’DA

20 Aralık 2012

Hep karlar altında hayal edilen yılbaşı imajının dışında bir öneriye ne dersiniz? Yaz sıcağı, kumsallar, sörf ortamı, lezzetli deniz ürünleri ve şaraplar... İşte Cape Town ve çevresi bunu yaşamak için ideal

Kent, masa biçiminde oldugu için Masa Dağı olarak adlandırılan ve üzerinde genellikle masa örtüsü denen bir bulut grubuyla örtülü dağın eteklerinden denize doğru uzanıyor. Kentin nabzı City Bowl denen çanakta atıyor. Şehirde hayat 09.00-18.00 arasında. Sonrası, sokaklarda neredeyse kimse kalmıyor. Pazar günleri bütün dükkanlar kapalı. Şehrin 7/24 yaşayan iki noktası; Long Street ve Water Front. Water Front; tekneleri, köprüleri, saat kulesi, lokantaları, alışveriş merkezleri, dükkanları, sokak müzisyenleri ve dansçıları, kafe ve lokantaları, kocaman dönme dolabıyla geç saatlere kadar keyifli vakit geçirilecek bir marina.
Green Market; herhalde Afrika kıtasında üretilen tüm el işlerini bulabileceğiniz kocaman bir sokak pazarı. Etrafındaki kafelerde güzel vakit geçirmek hatta Kürt Baran’ın cafesinde Türkçe rock dinleyerek döner ekmek yemek mümkün.
Şehrin diğer bir ilginç mahallesi rengarenk tek katlı evleriyle, müslüman mahallesi Bo-Kaap. Şimdilerde sanatçı, yazar ve entelektüellerin yoğunlaştığı ve hızla kimlik değiştiren bir mahalle...
Long Street; Victoria tarzı eski evleri, bar, kafe, lokanta, kitapçı, müzik dükkanı, sanat galerisi, tasarım dükkanları ve dünyanın her köşesinden insan ama özellikle sırt çantalı genç seyyahlarıyla capcanlı bir cadde...

Hakiki bir yeme-içme cenneti

Yazının devamı...

BONSAi iNSANLARI

10 Aralık 2012

‘Bonsai People’, Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali kapsamında gösterildi. Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammed Yunus’un meşhur mikro-kredi uygulamasını anlatan filmden çıkarılacak dersler var

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali kapsamınnda sadece kendimize ve yakınlarımıza değil, içinde bulunduğumuz topluma, yoksullara, soluduğumuz havaya, meyvesini yediğimiz toprağa, balığını tuttuğumuz denize sorumluluğumuzu çok çeşitli bakış açılarından anlatan onlarca filmden biri de ‘Bonsai People’dı. Film, Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammed Yunus’un kendi cebinden 42 kişiye 27’şer dolar borç vermesiyle başlayan ve şu an dünyadaki her bin kişiden birine yardım edecek kadar büyüyen mikro-kredi uygulamasını anlatıyordu. Filmin bir bölümünde Yunus, her insanın doğuştan girişimci ruhuna sahip olduğunu söyleyip “Bonsai’nin gerçek bir ağaçtan tek farkı boyutlarıdır” diyerek, yoksullar için hayata geçirilmiş bu mikro- finansman modelinin gücünü anlatıyordu.

Muhammed Yunus Türkiye’de
Muhammed Yunus, Türkiye’ye yakın biri. Yakın olmasının temel sebebi TISVA (Türkiye İsrafı Önleme Vakfı) Başkanı Prof. Aziz Akgül’ün mikro-kredi sistemine inancı ve bu inaçla Türkiye’de yoksullar lehine çok başarılı projeleri hayata geçirmeyi başarmış olması. Aziz Akgül, hem TİSVA hem de Türkiye Grameen Mikro Finans Programı kapsamında bugün 65 ilde 58 bin kadının mikro-krediden yararlarak ciddi başarı hikayeleri yazmasına önayak oluyor. Şahsen ben Diyarbakır ve Ankara’da çok örneği bizzat gözlemledim.
Muhammed Yunus, bu akşam Turkcell’in mikro-finasman uygulamasına getirdiği bir yeniliğin lansman gecesine katılmak için İstanbul’da. Toplumsal sorunların çözümünde devletlerin, kurumların, şirketlerin kısıtlı kaynaklarla tek başlarına yeterli olamayacaklarını, sosyal işletmecilik anlayışıyla kurulacak işletmelerin kar yerine faydayı maksimize eden yapılar olarak yoksullukla mücadelede çok daha etkin olduğunu örneklerle anlatacak.

Yazının devamı...

DOĞAYA SAYGI YOLUNDA 2 FARKLI DURUŞ

3 Aralık 2012

Bu hafta sanatsal ve zanaatsal yaratıcılıkta iki isimden söz etmek istiyorum; ressam Elvan Alpay ve Aysun Berkant

Elvan Alpay; Contemparory İstanbul kapsamında Galeri Nev’de işlerini yerli, yabancı yatırımcıyla paylaşmanın hemen ardından ayağının tozuyla Ankara Nev’de 12’nci kişisel sergisini açmak üzere harekete geçti. Son serginin adı ‘Biophilia -1’. İki ve üçle devam edecek.
Elvan Alpay’ın resmiyle 1990’larda tanıştım. Neredeyse ilk günden bu yana, doğaya tevazuyla yönelişini, saygısını, sevgisini ve doğanın sonsuzluğuna övgüsünü izlerim. İzlemek, Elvan’ın resmi karşındaki duruşu tam tanımlamıyor aslında, Elvan’ın resimlerinin karşısına geçince siz de aynı frekansa girersiniz. Bir kirpi, kuş, kurbağa, çiçek, ot, böcek, kelebek olur, içten gelen ‘doğallık’ çağrısına kapılır, hayatın özüne ilişkin unuttuğunuz bir sürü şeyi hatırlayıveririsiniz.

Biophilia nedir?
Biophilia, sosyobiyolojinin önde gelen düşünürlerinden Edward O. Wilson’ın ’Biophilia Hipotezi’ adlı çalışmasında öne sürdüğü; insanlar ve diğer canlılar arasında var olan içgüdüsel bağı tanımlamak için kullandığı bir kavram. Kavramı ilk kullanan Erich From. From, yaşamsallığın gücünü ve bütüncüllüğünü ifade etmek için kullanmış biophilia’yı.
Elvan’a, kendini dışa vurmak konusunda temel kavram olarak benimsediği ‘doğa’yla ilgili olarak “Neden?” diye sorduğumda; “İlerleme ve refah adına ‘talan’ kültürünün sürekli şiddetini artırdığı günümüzde, doğa üzerine düşünmek de önemini aynı oranda artırıyor; doğayla kurduğumuz ilişki tüm kültürel, ahlaki ve politik kimliğimizin temelini oluşturuyor” diyor.

Yazının devamı...