Nuray Mert

Nuray Mert

nuray.mert@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Zavallı Suriye halkı, zavallı güzel ülke! Şimdiye kadar başlarına gelenler yetmiyormuş gibi, şimdi bir kurtlar sofrasının tam ortasında. Üstelik, başlarına gelecek her şey onlar adına yapılacak, onları ‘diktatörlükten kurtarma’ adına yapılacak. Iraklılar, onları diktatörlerinden kurtarmanın faturasını ödeye ödeye bitiremiyorlar, bir milyondan fazla insan öldü, kurtuluş hâlâ ufukta değil. ‘Kaderin cilvesine’ bakın, bela, kıyımdan kaçmak için Suriye’ye kaçanların peşini bırakmadı, yeni kasırga onları kaçtıkları yerde bulacak. Öte tarafta, Libya’yı ‘diktatöründen kurtaranlar’ ‘çak yapıp’, ‘vav’ çektiler, sonra çekip gittiler, artık televizyon haberleri, ardından gelen iç savaşı ‘şimdi de birbirlerine düştüler’ diye, neredeyse dalga geçerek veriyor.

Masa daha kalabalık!
Suriye işinde hesabı kitabı biraz uzun süren Türkiye, arayı hızlı kapadı. Şimdi herkes savaş borusu çalıyor. Savaş borusu çalanlar, baktılar ki, öncelerde ‘insancıl kaygı’ diye piyasaya sürdükleri ‘savaşa çağrı’ fazla rağbet görmedi. Ne de olsa bizim kamuoyumuz, hiçbir zaman dış politika konularına ‘insani kaygılar’ çerçevesinde bakmıyor. Irak işgaline karşı çıkarken, biz bu gerçeği çok iyi gördük, bu ülkede yaşayan insanların çoğu Irak’ta olan bitenlere değil, savaş karşıtı gösterileri yadırgıyordu. Bizde kamuoyunu harekete geçiren, hep ‘ulusal çıkarlar’dır. Hal böyle olunca, Suriye konusunu PKK’ya bağlamak gerekti, belli ki devamı da buradan gelecek. ‘PKK Suriye topraklarından saldırırsa’ lafı boşuna değil. Arada, ‘Suriyeliler hacılarımıza saldırdılar’, ‘Topkapı’ya saldıran Libyalı Suriye plakalı araba ile geldi’ gibi haberler de nabız yükseltme işlevi görmüyor değil.
Türkiye’nin, Batı’da yükselen yıldızı bugünlerde boşuna parlatılıp durmuyor, İstanbul’un Ortadoğu’nun merkez üssü olması, ABD yönetiminin ikinci adamı Joe Biden’ın mültefit ziyareti boşuna değil. Türkiye, çoktan ‘celepkeşan’ yazılmış, gerisi gelecek, hem de çok kötü bir biçimde. Gözler o kadar kararmış ki, kimsenin Suriye’ye karşı, Fransa ile işbirliğine bile takıldığı yok. Belli ki, 1925’te Fransız mandasına karşı yükselen ‘Büyük Suriye isyanı’nı, Şam’ı bomba altında bırakarak dize getiren General Serrail, bu kez başka kılıkta Suriye’ye dönüyor. Hem de bu kez Türkiye ile kol kola, daha doğrusu Türkiye’nin ardına saklanarak geliyor.
Nasır döneminin ünlü gazetecisi Muhammed Haikel, son gelişmeler üzerine ‘yeni Sykes-Picot anlaşması’ değerlendirmesini (The Guardian, 24 Kasım) yapmış. O günden bu yana çok şey değişti, artık anlaşma sadece İngiltere-Fransa arasında değil, masa daha kalabalık, dahası Osmanlı’nın Arap vilayetlerini bölüşen Sykes-Picot’un yenisine, varis Türkiye’de katılmış durumda.

Üçüncü seçeneğe kafa yoran yok
Her şey bu kadar ortadayken, en ufak itirazı, ‘Esad diktatörlüğü’ne destek’ diye yaftalayan çok, daha da çoğalacak. Çünkü başka söyleyecek şeyleri yok, bu gerekçeye sığınmak zorundalar. Doğrusu, zamanımızda, siyasi duruş belirlemek sahiden zor, çünkü seçim ‘hep kırk katır ve kırt satır’ arasında kuruluyor, bir üçüncü seçeneğe kafa yormaya kimsenin niyeti yok.
Not: İki belalı seçenekten söz etmişken, bu çerçeve dışında bir yorum olarak İhsan Dağı’nın ‘Suriye politikamız: Ya hep ya hiç’ başlıklı yazısına (Zaman, 2 Aralık) göz atmanızı tavsiye ederim.
Not2: Yukarıdaki yazıyı, yine hafta sonu programı, panel ve toplantılarla dolu olduğu için cuma gecesi yazdım. Cumartesi sabahı öğrendim ki, hiç tanımadığım bir genç yazar Yeni Şafak gazetesinde bana ‘cevap’ yazmış, neyin cevabı bilemiyorum, iddia ettiği gibi kendisine ilişkin hiçbir şey yazmadım. O yetmemiş, gazete çok tuhaf bir fotoğrafımı yazının başına eklemiş. Önce bu genç arkadaşa küçük bir tavsiyem var; kendisine ‘Evladım, bu yöntemler ile dikkat çekmek işlerine tenezzül etme, işe yaramaz, ilerde yaptığından utanırsın’ demek isterim. Yeni Şafak gazetesine ise diyecek bir şey bulamıyorum, zira fikirleriyle baş edemediklerini böyle bayağı yollar ile yıpratmaya çalışmak düzeylerini, ahlaklarını çok iyi sergiliyor, başka söze hacet yok. Ben böyle oyunlara gelmem, gazeteyi yönetenler bunu çok iyi bilirler.